İstenen özgürlük, barış ve onurlu bir yaşam için | Gül Güzel
Türkiye’de gerçek barışın; Kürt halkı başta olmak üzere inkâr edilen bütün halkların, inançların ve kimliklerin eşit haklara kavuşmasıyla mümkün olduğuna inanıyorum. Özgürlük, demokrasi ve onurlu bir yaşam için farklılıklarımızla birlikte mücadele etmeli; dışlanmadan, korkmadan ve birbirimize saygı duyarak yaşamalıyız.
Halk arasında artık en çok söylenen ve bu söylemle talep edilen, ’Hepimiz birlik olursak, faşizme karşı kazanacağız? ’ şeklinde bir deyim/slogan bugünlerde çokca söyleniyor. Bu deyimi düşününce, ben bu uğurda çokca emek verdim, mücadele ettim diyesim geliyor. Kadın olarak ezilen, inkâr edilen, sömürülen, köleleştirilen halkların yaşadığı ülkelerden Kanada (Kızılderili halkının, yaşam ortamlarıyla birlikte imha edildiği alanları), Kuzey Afrika ile Avrupa ve Asya olmak üzere tatil değil, gözlem ve tespitler için yaptığım seyahatlerdi bunlar. Ardından da Türkiye’de yaşamak zorunda bırakıldığım tutuklama, cezaevi tecrübelerim… neden böyle bir başlangıç ile yazıma başladım derseniz, 27 Şubat 2025 çağrısı ile gelinen noktaya değinmek istediğimdendir.
Tamamen Tekçilik zihniyeti üzerine kurulan bir sistem tabii ki dün nasıldıysa, bugün de aynı inkâr ve imhasını diğer Irk, İnanç, diller üzerindekilere sürdürüyor. Bu sistemden farklı bir şey ve gelişme beklemek de biraz kendimizi kandırmak, oyalamaktır. Yahudi soykırımını uygulayan Hitler, benim en büyük öğretmenim Atatürk’tür dediği gibi, R. T. Erdoğan da benim en büyük öğretmenim Hitler’dir demişti ve iktidarda olduğundan beri bu söylemini yürütüyor! Bu iki devlet sisteminin Kürt halkına inkârcı yaklaşımı da o yüzden hala devam ediyor. Türkiye iktidar rejimi yaklaşık iki yıllık BARIŞ! Denilen süreci de büyük bir ustalıkla oyalama süreci olarak çok başarılı bir şekilde hala devam ettiriyor.
Hepimizin belleklerinde hala çok canlı bir şekilde duran, Gerillanın 27 Şubat çağrısına uyarak yaptığı silah yakma olayına baktığımızda Gerillanın Önderliğine bağlılığı kadar yapmış olduğu eylemin arkasında bütün olumsuz gelişmelere rağmen hala durduğunu izliyoruz. Grup 9 Temmuz 2025’te silahlarını yakarken ‘Bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi demokratik siyaset ve hukuk yöntemleriyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz’ ifadelerini kullanmışlardı. Böylelikle A. Öcalan’ın açıkladığı şekilde Ulus Devlet amacına son verilmişti. Silahın bir araç veya kendini savunma aracı olduğunu çok iyi bilen Kürt halkı tanınıp, resmiyete döneceği dili ve kültürü için bu süreci hem pare bir yürek ve bellekle gerçekleşmesini istiyor ve destekliyor. Şimdiye kadar ve bugün de sesli bir şekilde söylenilmekten çekinilmeyen,’ En iyi Kürt ölü Kürt’ tür! ’ diyen ve bu imhacı sistemden beslenenlere rağmen!
Onurlu Özgürlüğe adanan ömürler ve dahası
Cumhuriyetin kurulduğu günden beri Kürt, Ermeni, Alevi, Hristiyan… yani tekçi sistemin içinde yer almayan herkese uygulanan inkâr, katliam, soykırım ve imhanın katmerli cezasına maruz bırakılanlarla görüşüp, konuşabildiğim mağdurlardan, barışa adanan bir ömür ile DEP Milletvekili, Avukat Orhan Doğan, Selim Sadak ve Av. Mahmut Alınak örnekleri bu sistemin vahşiliğini anlatmaya fazlasıyla yeterli. Kendisiyle Fransa’daki bir toplantıda tanışma imkânı bulduğum şehit Orhan Doğan ile yaptığım görüşmede, tutukluluk, zindan, işkence ve dahasını anlatması hala belleklerimde zonkluyor! İşkence sürecinde lağam kuyusu üzerine uzatılan kalaslar üzerinde günlerce aç-sussuz yatırıldıklarını ve bu tür ortamlarda sürekli işkencelere maruz kaldıklarını anlatırken karşılıklı etkileşimle üzüntümüzün adını koyamamıştım. Aynı zamanda tutuklanan ve işkencelere birlikte maruz kalan, rahmetli Selim Sadak ve bugün hala bilinçli olarak eşitlik, onurlu özgürlük, kimlik mücadelesini yürüten Av. Mahmut Alınak da birlikte bu işkencelerin ortağı olmuştu. O işkence ve hapis sürecinde, Selim Sadak kan iltihabı hastalığına yakalandığı için arkadaşları onun öleceğinden korkmuşlar… Benzeri işkencelerin şimdiki sistemin de uyguladığı artık saklanamayacak merhalede ve amaç da zaten bu zulümlerle hak, hukuk, adalet, eşitlik talep edenleri korkutarak, tutuklayarak, işkence ederek sindirmek! ya da devlet sistemine entegre etmektedir. Ancak gelinen aşamada bastırılan halkların kimliğini görünür kılan, sömürgeci ve inkârcı politikalara karşı aidiyet alanına dönüşebilen birlikte mücadele zemini olduğu ve bu zeminde inkâr, sömürüye karşı birlikte mücadele ortamı oluşturulduğunu izliyor ve takdir ediyoruz.
İstenen Özgürlük, Barış ve Onurlu bir yaşam için
Farklı kimlik, inanç, cins, renkteki insanlar bir araya gelip şöyle diyebilmeli: * Birlikte yaşamak istiyoruz. *Dışlanmak istemiyoruz. *Saygı istiyoruz. *İnsan hakları istiyoruz. *Herkes için demokrasi. *Herkes için insan hakları. *Herkese saygı. *Din özgürlüğü. *İfade özgürlüğü. Ve *farklı olma özgürlüğü. Çünkü birlikte yaşamak, yaşayabilmek çeşitlilik demektir. Bu çok çeşitli, renkli, dilli birlikte yaşam, silahlı sömürü savaşların da son bulmasını ve halkların kardeşliğini birlikte getirecektir.
İnsanlar nereden geldiklerine göre neden yargılanıyorlar?
Ten renklerine göre mi? Konuştukları dile göre mi? Dinlerine göre mi? Ya da taşıdıkları hikâyeye göre mi? Hepimiz insanız. Ve sonuçta hepimiz insan olarak kalıyor ve yaşıyoruz. Farklı olsak da birlikte olabileceğimiz gerçeği var. Odak noktası insanlardır. Köken değil. Ten rengi değil. Din değil. Korku değil. İnsanlık. Her zaman insanlık. Ve belki de bu istek ve taleplerin toplamında en önemli şey şu: Hayat insanların birbirine düşmanlık duyması, savaşması için çok kısa; dostluk, kardeşlik, birlikte onurlu yaşam için ise, çok uzun, güzel ve değerlidir. Her kültür, her hikâye, her insan ortak yaşamımıza bir şeyler katabilir. Birlikte yaşamak bizi fakir yapmaz. Bizi daha zengin yapar. Çünkü her insan, başka hiç kimsede tam olarak aynı şekilde bulunmayan eşsiz bir şeye sahiptir.
Kadının Kaleminden: Gül Güzel – 17.09.2026
























































