Saksonya-Anhalt seçimleri ve Almanya’da demokrasi tehlikesi | Cumali Yağmur
Saksonya-Anhalt seçimleri, Almanya’da aşırı sağın Birinci Dünya Emperyalist Savaşı’ndan sonra ilk kez bu denli güçlü bir çıkış yaparak toplumsal yapının geleceğini belirleyecek bir konuma gelmesiyle bir dönüm noktası oldu. Geçmişte Hitler de yüzde 45’lere varan oylar alarak iktidara gelmiş, demokrasiyi yok ederek faşist bir dikta rejimi kurmuştu. Günümüz Almanya’sında toplumun sağa kayması, demokrasiye büyük bir darbe niteliğindedir. Bu gidişat, Alman demokrasisi için tehlike çanlarının çaldığının açık bir delilidir.
Demokrasinin faşist parti AfD tarafından giderek itibarsızlaştırılmasına imkân vermeden, geniş kitlelerle yeniden bir tartışma süreci başlatılmalı ve somut adımlar atılmalıdır. Uzun yıllar Honecker diktatörlüğü (DDR) altında kalan Doğu Almanya eyaletleri, şimdi de sağcı-faşist AfD’ye yönelmiş durumda. Doğudaki bu sorunlar giderek Batı’ya da sirayet ediyor ve kitleler AfD’yi bir çözüm ve kurtuluş yolu olarak görmeye başlıyor.
Ülkedeki ekonomik kriz giderek derinleşiyor. CDU lideri Friedrich Merz sadece zengin kesimi temsil edip sosyal devleti kısıtlamaya çalışırken halkın sosyal sigortalarını, işsizlik paralarını ve sosyal yardımlarını kesmeyi, sekiz saatlik iş gününü ise daha da uzatmayı hedefliyor. Bu politikalar halkın ihtiyaçlarına göre değil, kapitalistlerin çıkarlarına göre şekilleniyor. Yığınlar giderek yoksullaşırken emekliler aldıkları maaşla geçinemez hâle geliyor ve bu süreçte sorunlar daha da derinleşiyor.
CDU’dan memnun olmayan seçmen kesimleri AfD’ye yönelirken, iktidardaki Sosyal Demokrat Parti (SPD) halktan sadece yüzde 16 oy alabiliyor. SPD, “CDU-CSU güçlü partiler, isteklerimizi onlara kabul ettiremiyoruz” diyerek işin içinden çıkmaya çalışıyor. SPD, iktidar partisi olmasına rağmen sorunları görmezden gelerek günü kurtarıyor ve iktidarın ömrünü uzatıyor. CDU-CSU açısından ise sağın güçlenmesi onları pek rahatsız etmezken, solu asıl düşman gibi görüp sağla solu aynı kefeye koyuyorlar. Böylece sağa karşı değil, yıllardır sola karşı düşmanlık yapıyorlar. Ülkede demokrasiye sahip çıkacak ve halkın sorunlarını çözecek kararlı bir siyasi irade olmadığı için sorunlar günbegün çoğalıyor.
Almanya genelinde AfD kamuoyu yoklamalarında birinci parti olarak görünürken, diğer partiler sanki bu durumdan hiç rahatsız değilmiş gibi davranıyorlar. Sendikalar ve sivil toplum kuruluşları, faşizme karşı sadece protesto eylemleri yaparak bu sorunun üstesinden gelinebileceğine inanıyor. Faşizme karşı köklü örgütlenmelerin önemi küçümseniyor ve gerçek mücadele yöntemleri tartışılmıyor. Geçmişte de Hitler faşizmine karşı ilerici demokratlar ve sosyal demokratlar birleşememiş, birbirlerini “sosyal faşist” diye niteleyerek bölünmüşlerdi. Bugün de AfD’nin politikalarına ve varlığına karşı ortak, güçlü bir mücadele verilmediği ortadadır.
AfD’nin yasaklanması, tüm sorunların çözüleceği anlamına gelmez. Ancak AfD kesinlikle yasaklanmalıdır ki devlet yardımı alıp bu denli kolay örgütlenemesin. Bununla birlikte, köklü bir demokrasi mücadelesiyle kitleler örgütlenmeli ve sisteme sahip çıkmaları sağlanmalıdır. Geç kalınmadan direniş birimleri oluşturulmalı, kitleler örgütlenerek bir kale gibi faşizmin önüne dikilmelidir.
Ülkede yaşayan göçmen azınlıklar da demokrasi mücadelesinin içine çekilmeli, eşit şartlar altında bu mücadelede yer almaları ve birlikte örgütlenmeleri sağlanmalıdır. Geçmişte olduğu gibi bugün de faşizmden ilk zarar görecek olanlar göçmen azınlıklardır. Göçmenlerin, bir parçası oldukları Almanya’da mücadeleye katılım yöntemleri geliştirilmeli ve ortak mücadele biçimleri tespit edilmelidir.
Sachsen-Anhalt seçimleri bir uyarı olarak ele alınmalı ve diğer eyaletlerde faşist AfD’nin yükselmesine engel olunmalıdır. Toplumun sağa kaymaması için yeni mücadele biçimleri geliştirilmelidir. İş işten geçtikten ve demokrasi elden gittikten sonra pişmanlık çare olmaz. Günümüz koşullarına göre halkın sürece nasıl dâhil edileceği ve AfD’ye karşı nasıl tavır alınacağı üzerine düşünülmelidir. Mevcut partilerden memnun olmayıp AfD’ye yönelen kitlelerin refah seviyesi ve bilinci yükseltilerek bu bataklıktan kurtulmaları sağlanmalıdır.
Yükselen kiralar, gıda ve benzin fiyatları halkın yararına olacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Bunlar yapılmadığı ve sessiz kalındığı sürece AfD daha da güçlenerek iktidara gelecektir. Böylece faşist, diktatör bir rejimle toplumu yeniden dizayn ederek ülkede yaşayan 15 milyon göçmen azınlığın yaşamını zindan edecektir. Almanya tarihinde Yahudiler, Sinti ve Romanlar, kısacası faşizme karşı olan herkes bu karanlıktan zarar görmüştür.
Halkın refah seviyesi giderek azalırken yüksek kiralar, artan hayat maliyetleri ve emekçilerin geçim derdi toplumun en büyük zorluklarıdır. Bir an önce savaş harcamaları gözden geçirilmeli, savaşları finanse etmek yerine barış için masaya oturulmalıdır. Yıllardır süren Rusya-Ukrayna savaşında taraf tutup Ukrayna’yı desteklemek, barışı unutup savaşın askerî yöntemlerle kazanılabileceğini düşünmek yanlıştır. Bu savaşın tarafları bir an önce barış masasına oturtulmalıdır.
Almanya, halkın sorunlarını unutup “Ukrayna savaşı kazanacak” hayaline kapılmamalıdır. Askerî yardımlar yerine barışçıl çözümler aranmalıdır. Halk giderek fakirleşirken milyonların savaşa yatırılması, devletin kendi halkına karşı büyük bir sorumsuzluğudur. Amerika ve İsrail’in Orta Doğu’daki savaşlarının finansman yükü, dolaylı olarak Avrupa’nın yoksullaşan halkının omuzlarına binmektedir. Bu kirli savaşlar finanse edilmemeli, taraflar barışa zorlanmalıdır. Savaş giderleri yoksul halkın üzerine yıkılmadan bu yıkım durdurulmalıdır.
İçinde bulunduğumuz bu durumda yığınlar mobilize edilmeli; emperyalist güçlerin çıkarları için Avrupa toplumunun fakirleştirilmesine, sağın gücünün yükseltilmesine ve demokrasinin yok edilmesine göz yumulmamalıdır.
Cumali Yağmur – 14.09.2026
























































