Cinselliğin gelişimi ve dahası… | Gül Güzel
Kadının, kadın cinsine dair yazması aslında mevcut sistemleri bu konuda uyarmak ve kadının cins bilinciyle kendisini güçlendirmesini amaçlar. Cinsellik öyle bir konu ki, ‘Dert bizde, Derman da bizde’ misali… Eril toplumların, tarih boyu süregelen inançların her zaman küçümsenip, her türlü haksızlığı uyguladığı cins, kadın cinsidir. Çok uzun zaman/süreçtir ki kadın cinsi bu düzene katlandı ve hala katlanıyor. Bir de kadın cinsine yükletilen o görkemli İFFET düşkünlüğü de kadının 21. Yüzyılda da suskunluğuna hala neden oluyor!
Günümüzde baskının, şiddetin, inkarın var olduğunu kabul edenler varsa, bunun en büyük nedeni kadına baskının tarihsel açıdan da apaçık bir şekilde hala devam ettiğindendir. Yine aynı şekilde eğer insanlar kadın cinsine uygulanan baskı, inkâr ve şiddetten bu kadar söz ediyor ve yazıyorsa, bu da baskının çok derinliklere kök saldığını ve nedenleri olduğunu gösterir. O yüzden kadın cinsine uygulanan bu tür ayrıcalıklar sadece kınamamızla son bulmayacağı kesindir. O yüzden cinsellikten özgürce söz etme ve onu gerçekliği çerçevesinde kabullenme girişimi, mücadelesi, binlerce yıllık bir tarihin çizgisine öylesine yabancıdır ve iktidara içkin mekanizmalara öylesine terstir ki; uğraşında başarıya ulaşmadan önce daha uzun süre sürüklenir durur. Aynı şekilde bizim gibi toplumlarda iktidar baskıcı olmaktan çok baskıya yöneltilen eleştiri geçmişten kopma görünümüne bürünmek istese de kendinden çok eski sürecin içinde yer alır ve bu süreç hangi yönde ele alınıyorsa ona göre, ya yasakların hafifletilmesinin yeni bir evresi ya da iktidarın daha kurnaz, daha üstü kapalı bir biçimi olarak görünecektir demek de değildir. Aynı şekilde taşıyan nokta, iktidarların hangi şekillere girerek, hangi kanallardan geçerek, hangi söylemlerin yanından sıyrılarak en ince ve en kişisel davranışlara ulaştığını, denetlediğini bilmek, izlemek gerekir.
Söylemle kışkırtma, baskı varsayımı 17. YY ’da burjuva diye adlandırılan toplumlara özgü olan ve kendimizi belki de hala kurtaramadığımız bir baskı çağının başlangıcıdır. Öyle ki bu tarihten sonra cinselliğin adını anmak bile güç ve tehlikeli olmuştur. Sanki cinselliği gerçek düzeyinde denetlemek için önce onu dil düzeyine indirgemek, onun söylem içindeki serbest dolaşımını denetlemek, onu söylenen şeyler arasından çıkarıp kovmak ve aşırı derecede belirgin biçimde mevcut kılan sözcükleri susturmak gerekmiştir. Hatta bu yasakların bile cinselliğin adını anmaktan çekindikleri söylenebilir. Modern göndermelerle yasakların yardımıyla cinsellikten söz edilmemesi sağlanmak isteniyor. Uygulanan sansürlerle sessizliği zorla kabul ettiren suskunluklar sağlanıyor diyebiliriz.
Cinsellik ısrarla gösterilen değil, her yerde saklanan bir şey. Sesini değiştirerek ve kısarak konuşulduğunda duyulmaz hale geldiği düşünülür. Cinsellik pek çok kadın için ataerkil bir düzeyde yaşamak, yoksulluk, sömürü ve Cinselleştirilmiş şiddetle yüzleşmek anlamına gelir. Fuhuş, yaşam ve bedensel bütünlük açısında özel bir öneme sahip bir konudur. Bu durumdan etkilenen ise ekonomik, sosyal ve duygusal bağımlılık içindeki kadınlardır. Dahası, yaygın tartışmaların tersine/aksine odak noktası, cinsel hizmet satın alarak kadına yönelik şiddet uygulayan fail konumundaki müşteriye kaymaktadır.
Çok az toplum, inanç, egemen iktidarlar cins sorununu özel gündemine alıp, toplumsal demografisinin değişmesi mücadelesini veriyor. O yüzden cinsler arasındaki eşit cins kabul anlayışının daha uzun yıllara yayılacağını söylemek hiç de zor değil. Dolayısıyla en öznel boyut olan cinsellik konusunda kendimizi özne olarak tanımak istiyorsak, cinsellik denen şey üzerine kafa yormamız, onu alabildiğine anlaşılır kılmamız ve cinsinden dolayı kadını ötekileştirmemek gerekmektedir.
Kadının Kaleminden: Gül Güzel – 09.07.2026























































