Sömürgecilik ve dünyanın Amedsporları | Hüseyin Şenol
Amedspor’dan Athletic Bilbao’ya, Barcelona’dan Priştina ve JS Kabylie’ye uzanan örnekler, futbolun yalnızca bir oyun olmadığını; bastırılan halkların kimliğini görünür kılan, sömürgeci ve inkârcı politikalara karşı aidiyet alanına dönüşebilen bir mücadele zemini olduğunu gösteriyor…
Bir tarafta devletlerin bastırmaya, inkâr etmeye ya da sisteme entegre etmeye çalıştığı kimliklerin Amedspor, Athletic Bilbao, Barcelona, Priştina, JS Kabylie gibi kulüpler üzerinden görünür olması; diğer tarafta futbolun egemen devletler ve baskıcı rejimler tarafından milliyetçilik, toplumsal rıza üretme ve rejimi meşrulaştırma aracı olarak kullanılması…
Futbol bazen ezilenin kendini ifade ettiği tribündür, bazen de ezenin kitleleri arkasında topladığı tribün.
Bu yazıda esas olarak ilkine, yani bastırılan ya da inkâr edilen halkların kimliklerini futbol kulüpleri üzerinden nasıl görünür kıldığına değineceğim.
Çünkü bugün Amedspor etrafında yaşanan tartışmaya yalnızca futbol üzerinden bakarsak asıl meseleyi kaçırırız.
Amedspor’a yönelik öfkenin nedeni sadece aldığı sonuçlar, Süper Lig’de üst sıralarda dolaşması ya da tribünlerinin dolması değil. Asıl rahatsızlık, “Amed” adının kendisinden, bu adın taşıdığı tarihsel ve ulusal anlamdan, Kürt halkının kendi kimliğiyle görünür olmasından kaynaklanıyor.
Faşist parti BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’nin, “Amedspor diye bir takım var. Adı Diyarbakırspor. Nereden çıktı Amed? Türkiye’de Amed diye bir vilayet mi var?” sözleri tam da bunu gösteriyor. Destici, Ahmet Türk’ün Amedspor için “Kürdistan’ın bir takımı” demesine de “Ne Kürdistan’ı lan! Burası Türkiye Cumhuriyeti” diye tepki göstermişti.
Mesele Kürtlerin kendilerini egemen ulusun verdiği isimlerle değil, kendi tarihsel adları ve kimlikleriyle ifade etmesi.
“Amed” neden bu kadar rahatsız ediyor?
Amedspor’un kökleri 1970’lere kadar gidiyor. Yıllar boyunca farklı adlar altında oynayan kulüp, “Amedspor” adını aldıktan sonra bambaşka bir toplumsal karşılık kazandı.
Daha önce yerel ölçekte takip edilen bir belediye takımıyken, Amed adıyla birlikte Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın çok ötesine taşan bir aidiyetin sembolüne dönüştü.
Bugün yalnız Amed’de değil, İstanbul’da, İzmir’de, Almanya’da, Fransa’da, İsviçre’de, Hollanda’da Amedspor forması giyen insanlar var.
Ve tam da burada futbol sahasının sınırları bitiyor, ulusal kimlik başlıyor.
Bu yüzden Türkiye’nin dört bir yanından, Türkiye Kürdistanı dahil, Amedspor forması giydikleri için saldırıya uğrayan insanların haberlerini alıyoruz. Nefret dili sokakta, tribünde, basında ve özellikle sosyal medyada durmadan yeniden üretiliyor.
Kocaeli–Amedspor maçından sonra bazı ulusalcı medya çevrelerinin ortaya attığı “Amedspor taraftarları İstiklal Marşı’nı ıslıkladı” yalanı da bunun son örneklerinden biriydi.
Gerçek olmadığı daha sonra ortaya çıkan bir iddianın böylesine kolay dolaşıma sokulabilmesi tesadüf değil.
Amedspor yalnız sahadaki rakiplerle değil, kendisine sürekli “bölücülük”, “vatan düşmanlığı”, “İstiklal Marşı’na saygısızlık” suçlamaları yönelten bir medya ve siyasal iklimle de mücadele ediyor.
Bursaspor örneğinde olduğu gibi, kimi zaman bu düşmanlık açık ırkçı saldırıya, kimi zaman da “millî hassasiyet” adı altında örgütlenen linç atmosferine dönüşüyor.
Dünyanın başka Amedsporları da var
Bu durum yalnız Kürtlere özgü değil.
Dünyanın başka bölgelerinde de baskı altında tutulan, inkâr edilen ya da egemen ulusal kimlik içinde eritilmek istenen halklar futbol kulüpleri üzerinden kendilerini görünür kıldı.
Bask’ın Athletic Bilbao’su var.
Katalonya’nın Barcelona’sı var.
Kosova’nın Priştina’sı var(dı).
Kabiliye’nin JS Kabylie’si var.
Ve Kürdistan’ın Amedspor’u var.
Athletic Bilbao yalnızca başarılı bir İspanya kulübü değildir. Bask kimliğiyle özdeşleşmiştir. Franco döneminde Bask dili, sembolleri ve kamusal kimliği baskı altındayken futbol sahası Bask kimliğinin görünür kaldığı alanlardan biri oldu.
Barcelona da yalnız Barcelona kentinin takımı değildir. Katalan halkı açısından tarihsel olarak kimliğin, dilin ve siyasal aidiyetin sembollerinden biri oldu. Franco diktatörlüğü döneminde Katalan kimliği bastırılırken Barça’nın “bir kulüpten fazlası” haline gelmesi boşuna değildi.
Priştina örneği ise Amedspor’a çok daha yakındır.
Yugoslavya döneminde FC Priştina, Kosovalı Arnavutların gözünde yalnız bir futbol takımı değildi. Yugoslavya Birinci Ligi’nde oynarken birçok Kosovalı Arnavut tarafından adeta kendi milli takımları gibi görülüyordu. Kızılyıldız ya da Partizan’a karşı alınan galibiyetler yalnız sportif başarı sayılmıyor, sömürgeci Sırp egemenliğine karşı sembolik zaferler olarak görülüyordu.
Kosova bağımsız oldu.
Ama Sırp milliyetçiliğinin Kosovalı Arnavutlara yönelik nefreti bitmedi.
Bugün de Kosova’nın maçlarında Arnavutlara yönelik nefret dili susmuş değil. Kosova bağımsızlığını kazanmış olsa da, özellikle Sırp milliyetçi çevrelerinde Arnavut kimliğine yönelik düşmanlık futbol tribünlerinde ve karşılaşmalar etrafında yeniden üretilmeye devam ediyor.
Sömürge ilişkisi sona erse bile sömürgeci zihniyetin ve nefretin kolay kolay ortadan kalkmadığını Sırbistan örneğinde de görüyoruz.
Kızılyıldız taraftarlarının savaş suçlusu Ratko Mladić lehine tezahürat yapması ve pankart açması nedeniyle UEFA’nın kulübe ceza vermesi bunun yakın tarihli örneklerinden biri.
İspanya’nın “kos”u
Bu konuda çok çarpıcı bir başka örnek de İspanya.
31 Mart 2021’de Sevilla’da oynanan İspanya–Kosova Dünya Kupası eleme maçında İspanya devlet televizyonu, skor grafiğinde İspanya’yı “ESP”, Kosova’yı ise küçük harflerle “kos” olarak göstermişti.
Çünkü İspanya Kosova’nın bağımsızlığını tanımıyor.
Uluslararası yayın sinyalinde Kosova normal biçimde “KOS” yazılırken, İspanyol devlet televizyonu kendi yayınında küçük harf kullanmıştı.
Bu küçük gibi görünen ayrıntı aslında sömürgeci devlet refleksini çok iyi anlatıyor.
Katalanların ulusal haklarını tanımayan sömürgeci İspanya devleti, Kosova karşısında da aynı refleksi futbol sahasına taşıyor; tanımadığı bir halkın devletinin adını bile ekranda eşit biçimde yazmaktan kaçınıyor.
Korsika’nın Bastia’sı
Fransa’da SC Bastia da Korsika kimliğiyle özdeşleşmiş kulüplerden biri.
Fransız sömürgeciliği altında ulusal kimliği, dili ve özerklik talepleri uzun yıllar baskılanan Korsika’da SC Bastia da Korsika kimliğinin futbol sahasındaki simgelerinden biri oldu.
Korsika’nın Fransa’yla tarihsel ve siyasal gerilimleri futbol tribünlerine de yansıdı. Bastia, birçok Korsikalı için yalnızca bir kent takımı değil; adanın kimliğini, aidiyetini ve merkezî devlete karşı duyulan mesafeyi görünür kılan sembollerden biri oldu.
Bu yönüyle Bastia da, futbol kulübünün yerel ya da ulusal kimliği taşıyan bir simgeye dönüşebildiğini gösteren örneklerden biri.
Kabiliye’de de aynı hikâye
JS Kabylie, Cezayir’de Kabiliye/Amazigh halkının kimliğiyle özdeşleşmiş simge kulüplerden biri.
Kulüp yalnız sportif başarılarıyla değil, Amazigh kimliğini görünür kılmasıyla da önem taşıyor.
Kabiliye halkının dili ve kimliği uzun yıllar Araplaştırma politikalarının baskısı altında kaldı. JS Kabylie ise bu kimliğin tribünlerde ve futbol sahasında ifade edildiği alanlardan birine dönüştü.
Amedspor ile JS Kabylie arasındaki benzerlik de tam burada ortaya çıkıyor. Mesele yalnızca iki “bölgesel takım” olmaları değil; her ikisinde de kulübün adı, taraftarı, temsil ettiği coğrafya ve taşıdığı kimlik futbolun sınırlarını aşıyor.
Eritre örneği
Etiyopya egemenliği altındaki Eritre’de de futbol benzer bir rol oynadı.
Etiyopya ligi içinde oynayan Eritre kulüpleri, bağımsızlık mücadelesi döneminde yalnızca futbol takımları olmaktan çıkıp Eritre halkının ulusal kimliğinin görünür olduğu alanlardan birine dönüştü.
1991’de fiilî bağımsızlığın, 1993’te resmî bağımsızlığın ardından Eritre kulüpleri de Etiyopya futbol sisteminden ayrılarak kendi ulusal liglerine geçti.
Bu örnek de futbolun, bağımsızlık öncesinde bile bir halkın ulusal kimliğini ve aidiyetini görünür kılan alanlardan biri olabildiğini gösteriyor.
Peki “süreç” Amedspor’a ne söylüyor?
Tam da burada bugün tartışılan “süreç” meselesine geliyoruz.
Bir yandan barıştan, çözümden, demokratikleşmeden ve “demokratik entegrasyon”dan söz ediliyor.
Diğer yandan Kürtlerin tarihsel adlarına, sembollerine, diline ve kolektif kimliğine tahammülsüzlük devam ediyor.
Amedspor bunun küçük ama çok görünür bir aynası.
Eğer bir ülkede “Amed” sözcüğü hâlâ siyasal kriz yaratıyorsa, Kürdistan sözcüğü hâlâ suçlama konusu oluyorsa, Amedspor araştırması bile “bölücülük” diye hedef gösterilebiliyorsa; burada konuşulması gereken yalnızca silahların susması değildir.
Asıl mesele sömürgeci ilişkinin değişip değişmediğidir.
“Demokratik entegrasyon” denilen şey Kürtlerin ulusal-demokratik haklarının tanınması anlamına mı gelecek, yoksa Kürtlerin mevcut düzene daha kabul edilebilir biçimde eklemlenmesi mi istenecek?
Benim asıl kaygım burada.
Barış, Kürtlerin kendi kimliklerinden vazgeçmesi değildir.
Barış, “Amed” demekten vazgeçmek değildir.
Barış, Kürdistan sözcüğünü yasaklamak değildir.
Barış, farklı bir ulusal kimliği egemen kimliğin içinde eritmek hiç değildir.
Gerçek barış, o kimliği olduğu haliyle tanımaktan geçer.
Amedspor da dikkatli olmak zorunda
Amedspor, kimliğinden, adından ve temsil ettiği değerlerden kesinlikle geri adım atmamalı. Irkçılığa, inkâra ve sömürgeci baskılara karşı duruşunu da sürdürmeli.
Ama aynı ölçüde provokasyonlara da izin vermemeli.
Çünkü Amedspor’u hedef almak isteyen çevrelerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, kullanabilecekleri bir görüntü, slogan ya da olaydır. Ne yazık ki kulübün kendi çevresinde de zaman zaman buna meyilli kesimler çıkabiliyor.
Bunlara karşı da açık ve net bir tutum alınmalı.
Amedspor’un gücü, kimliğinden vazgeçmeden; ama karşı tarafın eline koz vermeden, kendi çizgisini koruyabilmesinde olacaktır.
İtibarsızlaştırma ve sansür
Sürecin başından beri, eleştirel yaklaşanların yalnızca fikirlerine yanıt verilmediğini; zaman zaman itibarsızlaştırıldığını, dışlandığını ve seslerinin duyulmaması için çeşitli engellerle karşılaştığını yazıyorum. Hatta bu konuya ilk dikkat çekenlerden biri olduğumu söyleyebilirim.
Bu tutum yeni de değil. Seçim dönemlerinde de benzer sansür ve görünmez kılma yöntemleri uygulandı. Bugün de sürece eleştirel yaklaşanlara karşı aynı refleksin sürdüğünü görüyoruz.
Eleştiri düşmanlık gibi gösteriliyor, eleştirenler kolayca “sürecin karşısında” olmakla damgalanıyor. Oysa gerçekten demokratik bir süreçten söz edilecekse, eleştiriye tahammül edilmek zorunda.
Eleştireni susturarak, itibarsızlaştırarak ya da görünmez kılarak demokratik süreç yürütülemez.
Aynı zihniyet, aynı tahammülsüzlük
Aslında burada da aynı zihniyetle karşı karşıyayız: Eleştirel söze tahammül edemeyen anlayış, Kürt kimliğinin kendi adıyla ve kendi sembolleriyle görünür olmasına da tahammül edemiyor.
Amedspor meselesi de tam burada önem kazanıyor.
Çünkü bir tarafta “entegrasyon”dan söz edilirken, diğer tarafta Amed adına, Kürdistan sözcüğüne, Kürt kimliğinin sahada ve tribünde görünür olmasına tahammül gösterilmiyor.
Amedspor’un varlığı bu nedenle yalnız sportif değildir.
Amedspor, milyonlarca insanın “Ben buradayım, adım da kimliğim de bu” deme biçimlerinden biri haline gelmiş durumda.
Şu anda Süper Lig’de üst sıralarda yer alan Amedspor’a, ırkçılığa ve sömürgeciliğe karşı duruşunda başarılar diliyorum.
Çünkü Amedspor’un mücadelesi yalnızca sahadaki rakipleriyle değil; sömürgecinin sesi olan federasyonun ayak oyunlarıyla, ayrımcı uygulamalarla ve her fırsatta yeniden üretilen düşmanlıkla da sürecek.
Amedspor, kimliğinden ve temsil ettiği değerlerden geri adım atmadan; ama provokasyonlara da izin vermeden yoluna devam etmeli.
Hüseyin Şenol – 12.09.2026
























































