Makaleler

Published on Haziran 18th, 2026

0

Kadın ilk sömürge ulustur! | Gül Güzel


Kadının özgürlüğü, cinsler arası eşitliğin her yerde ve her ortamda yalnızca kanun ve yasalarla değil, insanlık bilincinde kabul görmesiyle mümkündür. Kadınları hiçleştiren dini inançlar gibi, ulus-devlet mantıklı, ırkçı, milliyetçi, eril ve inkârcı zihniyetler de buna hizmet etmektedir. 20. yüzyıldan 21. yüzyıla bu konuda öyle büyük umut ve beklentilerle girmiştik ki… Ancak gelinen aşamada, kadın özgürlüğü konusunda zaman zaman geçmişi arar hâl ve konumdayız.

Bu konuda birçok olaya canlı şahit oldum. Kadınların sürekli kimlik, cinsiyet ve inanç mağduru olması yalnızca resmî devlet sistemlerinin yapılanmasıyla sınırlı değildir. Buna, dört eşli erkek geleneği, inançların kadını ikinci sınıf kişi olarak sınıflandırması, namus kavramının sadece kadın cinsiyle ilişkilendirilmesi ve sorumluluğun yalnızca ona yüklenmesi, hatta giyiminden dolayı zaman zaman hor görülmesi de eklenmektedir.

Pek çok kadın için ataerkil bir düzende yaşamak; yoksulluk, sömürü ve cinselleştirilmiş şiddetle yüzleşmek, bunlarla karşı karşıya kalmak anlamına gelir.

Fuhuş, yaşam ve bedensel bütünlük açısından özel bir öneme sahip bir konudur. Bundan öncelikle etkilenenler ise ekonomik, sosyal ve duygusal bağımlılık içindeki kadınlardır. Dahası, yaygın tartışmaların tersine, odak noktası olan cinsel hizmeti satın alarak kadına yönelik şiddet uygulayan fail konumundaki müşteri erkektir.

Benim de eril sistemi benimseyen kumarcı eşimden bir süre fiziki şiddet görmem, kadın hakları ihlallerine ve uygulanan şiddete karşı mücadele vermeme vesile oldu. Bu konuda yaptığım çalışmaların birinde, darp, işkence ve tecavüze uğratılan mağdur bir kadın, kendisine uygulananları yeniden yaşarcasına sarsılan bedenine hâkim olamıyor; akan gözyaşlarıyla, korkudan odanın bir köşesine saklanmak istercesine bir tutum içerisinde anlatıyordu. Yanındaki bizler, kendisinin şimdi burada olduğunu hissettirmeye çalışıyor, yüksek sesle kendisiyle konuşmanın çekincesini yaşasak da buna mecbur kalıyorduk. Nihayet bir süre sonra irkilerek kendine geldi. Bir süre nerede olduğunu ve kimlerle konuştuğunu tespit etmek istercesine etrafına baktı. Birkaç dakika sonra biraz daha rahatlayıp bana dönerek, “Senin giyiminden ve duruşundan anladım ki sen Kürt ve Alevisin. Onun için rahatladım” dedi.

Kendisini bu şekilde rahat hissetmesi beni hem sevindiriyor hem de kaygılandırıyordu. Peki ben Kürt, kadın ve Alevi olmasaydım, bu kadın şimdi burada kendisini nasıl hissedecekti?

Bir süre sonra anlatmaya devam ederek, “Aslında Kürt, Alevi ve giyimimizden dolayı yaşadığımız ortamlarda hep dışlandık, horlandık, aşağılandık ve bu yüzden hep toplumun ötekisi olduk” dedi.

Yaşadıklarının geri kalan kısmını anlatırken ise oldukça zorlanıyordu:

“Bizim oralarda fıstık yetiştirilir. Yine fıstık toplama süreci olduğu için eşim, baba ve annesinin yanına gitmişti. Babasının evde olmadığı bir gece, gerilla kıyafeti giyen özel tim ve istihbarat mensupları kapıyı vurdu. Eşim kapıyı açınca kendilerine gerilla tavrı takınarak ekmek ve yiyecek istediler. Bizler bu taktiği son zamanlarda çok duyuyorduk. Aile kendilerine ekmek, yiyecek verir veya şehirde alışveriş yapmayı kabul ederse, o zaman o aile yardım ve yataklıktan tutuklanıyordu. Eşim bu durumu bildiği için kendilerine alışveriş yapamayacağını söyledi. Ancak eşimin HDP’ye bazen gidip yardım ettiğini gözlemledikleri için ertesi gün kendisini tutuklamaya geldiler. Ama eşim o gece eve gitmediği için yaşlı annesini darp edip işkence ettiler.

Bu yüzden tutuklanmamak için eşim, benim de bilmediğim bir arkadaşının çatı katındaki odasında bir ay kaldı. Onu bulamadıkları için ben ve iki çocuğumun kaldığı eve gece yarısı baskın yaptılar. Eşimi sorduklarında, nerede olduğunu gerçekten bilmediğimi söyleyince beni darp etmeye başladılar. Benim sesli bağırmamı duyan üst kattaki kadın komşumuz geldi. En azından çocukları diğer odaya götürüp bu durumu görmemelerini sağlamak istedi. Ama buna dahi müsaade etmediler ve çocuklarımın gözleri önünde bana işkence etmeye devam ettiler.

Bu özel tim işkencecileri birkaç gün sonra gece yarısı yine geldiler. Aynı şekilde beni çocuklarımın gözü önünde darp edip işkence ettikten sonra gözlerimi bağlayıp bir arabaya bindirdiler. Arabayla tepelik bir yere götürüldüğümü hissediyordum. Beni arabadan indirip bir binaya götürdüler. Bağlı gözlerle merdivenlerden indirip alt kattaki bir odada vahşice işkence etmeye başladılar. İşkence yetmiyormuş gibi ardından ikisi de bana tecavüz etti!…

Bir süre sonra beni yine bağlı gözlerle arabaya bindirip ormanlık bir alanda aşağı attılar. Daha sonra kendime gelince bazen yürüyerek, bazen sürünerek eve döndüm!… Herkes hikâye yazar; biz, tekçi ulusal devlet kategorisine girmediğimiz için gerçekten bu vahşetleri yaşarız…”

Anlatılan bu darp, işkence, tecavüz ve hakaretler; bir kadına yönelik olmakla birlikte, ait olduğu tüm topluma uygulanan faşizan, ırkçı, eril ve farklı bir inançtan olmaktan dolayı işlenen insanlık suçudur.

Halklarını korumakla mükellef olan devlet sistemlerinin bu konularda birbiriyle uyum sağlayıp farklı inanç ve ırktan olan insanlara, özellikle de kadınlara uyguladığı inkâr, imha, tecavüz ve şiddetin ayyuka çıktığı bir 21. yüzyıl yaşıyoruz. Bu yüzden hiçbir devlet sisteminin ötekini eleştirememesi hâli bütün iğrençliğiyle devam ediyor.

Neden 21. yüzyılda biz kadınlar hâlâ sömürge ulus konumundayız?

Şimdi söz ve yorum siz değerli okuyucularımızda…


Kadının Kaleminden: Gül Güzel – 18.06.2026

Tags: , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑