LGBTİQ+

Published on Eylül 16th, 2026

0

LGBTİQ+ operasyonları dünyada hak kuruluşlarını ayağa kaldırdı

“Ailem Güvende” adı altında 15 ilde düzenlenen operasyonlarda LGBTİQ+ hak savunucularının gözaltına alınması ve tutuklanması, derneklerin basılması ve internet sitelerinin engellenmesi uluslararası kuruluşların tepkisine yol açtı.

Türkiye genelinde gerçekleştirilen operasyonlarda LGBTİQ+ hak kuruluşlarının yöneticileri, üyeleri ve insan hakları savunucuları gözaltına alındı; dernek merkezlerine baskınlar düzenlendi. Bazı kuruluşların internet siteleri ile sosyal medya hesaplarına da erişim engeli getirildi.

Adalet Bakanlığının açıkladığı verilere göre, beş başsavcılık tarafından yürütülen ve 15 ili kapsayan soruşturmalar kapsamında 162 kişi, dokuz dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem başlatıldı. Ayrı soruşturmalara ilişkin açıklamalarda 60’ı aşkın kişinin gözaltına alındığı doğrulandı.

15 Eylül akşamı itibarıyla İzmir’de 16, Kuşadası’nda beş ve Ankara’da beş kişi olmak üzere en az 26 kişi tutuklandı. Ankara’da 15 kişinin hâkimlik sorgusunun devam etmesi nedeniyle tutuklama sayısının artabileceği belirtildi.

Operasyonlara Avrupa Komisyonu, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliği, Uluslararası Af Örgütü ve çok sayıda uluslararası insan hakları kuruluşu tepki gösterdi. Açıklamalarda, gelişmelerin yalnızca LGBTİ+ hakları açısından değil; ifade, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü, insan hakları savunucularının güvenliği, hukuk devleti ve bağımsız sivil toplumun faaliyet koşulları bakımından da kaygı verici olduğu vurgulandı.

Avrupa kurumlarından hak ihlali uyarısı

Avrupa Birliği’ne üye ülkeleri temsilen açıklama yapan Avrupa Komisyonu, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne aday ülke ve Avrupa Konseyi üyesi olduğunu hatırlatarak insan haklarını koruma yükümlülüğüne dikkat çekti.

Avrupa Komisyonu Sözcüsü Christian Wigand, “Komisyon, LGBTİ+ aktivistlere, insan hakları derneklerine ve ticari işletmelere karşı başlatılan son gözaltılar ve hukuki süreçlerden endişe duymaktadır” dedi.

Wigand, internet siteleri ile sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engellerinin ve sivil toplum kuruluşlarının finansmanına ilişkin suçlamaların da Komisyon açısından kaygı verici olduğunu belirtti. Türkiye’nin cinsiyet kimliği veya cinsel yönelimi ne olursa olsun bütün bireylerin insan haklarını ve onurunu güvence altına almakla yükümlü olduğunu vurgulayan Wigand, “Damgalama ve ayrımcılık Birliğin değerlerine aykırıdır” ifadelerini kullandı.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty de LGBTİ+ örgütlerine ve insan hakları savunucularına yönelik baskınlar, gözaltılar ve çevrimiçi kısıtlamalardan duyduğu kaygıyı açıkladı.

Operasyonları meşrulaştırmak amacıyla kullanılan söylemlere karşı çıkan O’Flaherty, “‘Aile değerleri’ veya ‘çocukların korunması’na yapılan göndermeler, insan haklarının kısıtlanmasını haklı çıkaramaz” dedi. O’Flaherty, insan hakları çalışmaları ve meşru sivil toplum faaliyetleri nedeniyle gözaltında tutulanların serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Uluslararası Af Örgütü de Türkiye’de LGBTİ+ hak örgütleri üzerindeki baskıya son verilmesini istedi. Örgüt, meşru insan hakları faaliyetleri nedeniyle gözaltına alınanların derhâl serbest bırakılması gerektiğini belirterek ifade ve örgütlenme özgürlüğünün uluslararası insan hakları hukukuyla güvence altında olduğunu hatırlattı.

Hak örgütleri: Eşgüdümlü saldırı

Uluslararası Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks Derneği Avrupa Bölgesi (ILGA-Europe) öncülüğünde yayımlanan ortak açıklamada, operasyonların ölçeğine ve eş zamanlı gerçekleştirilmesine dikkat çekildi.

Ortak açıklamaya Ön Cephe Savunucuları (Front Line Defenders), Dünya ILGA (ILGA World), Avrupa ve Orta Asya Trans Ağı (TGEU), Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Ağı (EuroMed Rights), Uluslararası Planlı Ebeveynlik Federasyonu Avrupa Ağı (IPPF European Network), Uluslararası Hümanistler (Humanists International) ile çok sayıda uluslararası ve ulusal kuruluş imza attı.

Kuruluşlar operasyonları, “Türkiye’de örgütlü LGBTİ+ sivil toplumuna yönelik eşgüdümlü bir saldırı” olarak nitelendirdi. Baskınların yalnızca aktivistleri değil, derneklerin yasal olarak oluşturmak zorunda olduğu yönetim ve denetim organlarında görev yapan kişileri de hedef aldığı belirtildi.

Kaos GL ve Pembe Hayat’ın Ankara’da; Muamma ve 7 Renk’in Mersin’de; SPoD, Hevi, Lambda, LİSTAG, Pozitif Yaşam ve Pozitif-iz’in İstanbul’daki yönetici ve denetçilerinin gözaltına alınanlar arasında bulunduğu bildirildi.

Operasyonların, LGBTİ+ kuruluşlarının internet siteleri ve sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirilmesinden yalnızca birkaç saat sonra başlatılmasının, müdahalelerin eşgüdümlü biçimde yürütüldüğünü gösterdiği ifade edildi.

Hak kuruluşları, LGBTİ+ derneklerinin uluslararası kaynaklardan aldıkları fonların soruşturmanın suç unsurlarından biri gibi gösterilmesine de tepki gösterdi. Ortak açıklamada, “Uluslararası finansman ve işbirliği, bağımsız sivil toplum için yaşamsaldır ve suç faaliyetinin kanıtı değildir” denildi.

Kuruluşlar, derneklerin mali açıdan denetlenmesine değil, uluslararası fon kullanımının insan hakları örgütlerini suçla ilişkilendirme aracına dönüştürülmesine karşı çıktıklarını vurguladı.

Türkiye’de derneklerin yurt dışından aldıkları yardımların yürürlükteki mevzuat gereğince kamu makamlarına bildirilmesi ve nakdi yardımların banka aracılığıyla alınması gerekiyor. Söz konusu finansman, ilgili bakanlıklar ve kamu kurumları tarafından denetleniyor. Uluslararası fonlardan yalnızca sivil toplum kuruluşları değil; bakanlıklar, genel müdürlükler, Emniyet, Jandarma, yargı kuruluşları ve belediyeler başta olmak üzere çok sayıda kamu kurumu da yararlanıyor.

Uluslararası kuruluşlar, Türkiye’de operasyonların gerekçelendirilmesinde kullanılan “aile değerleri”, “çocukların korunması”, “kamu ahlakı” ve “propaganda” söylemlerinin Rusya ve Macaristan’daki LGBTİ+ karşıtı düzenlemelerde de kullanıldığına dikkat çekti.

Macaristan’da Viktor Orbán hükümeti, 2021’de eşcinsellik ve cinsiyet kimliğiyle ilgili içeriklerin çocuklara yönelik yayınlarda ve eğitim materyallerinde yer almasını sınırlayan düzenlemeleri “çocukların korunması” gerekçesiyle savunmuştu.

Rusya’da ise Vladimir Putin yönetimi döneminde çocukları “geleneksel olmayan cinsel ilişkilerin propagandasından koruma” iddiasıyla başlatılan yasaklar daha sonra yetişkinleri de kapsayacak şekilde genişletildi. Rusya Yüksek Mahkemesi, 2023’te belirli bir merkezi örgütsel yapısı bulunmayan “Uluslararası LGBT Hareketi”ni “aşırılıkçı” ilan etti.


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑