Fransız emperyalizminin 19 Ekim 1961'de Paris’te katlettiği Cezayirli göstericilerin anısına | Cihan Yıldız

Makaleler

Published on Eylül 11th, 2026

0

Fransız emperyalizminin 19 Ekim 1961’de Paris’te katlettiği Cezayirli göstericilerin anısına | Cihan Yıldız

Nazilerin teslim bayrağını çektiği gün, Avrupa’da faşizmin yenilgisi kutlanırken, Fransız emperyalizmi Cezayir’de halkın üzerine bombalar yağdırıyor, bir katliam gerçekleştiriyordu.

19 Ekim 1961, bir yandan ezilen halkların yüce yiğitliğinin, mücadele azmi ve gücünün simgesi iken; diğer yandan emperyalistlerin caniliğinin, ezilen halklara karşı şovenist baskı ve yok etme siyasetinin bir simgesidir.

Ezilen halkların ve enternasyonal proletaryanın mücadele tarihi böyle günlerle doludur. Emperyalistler ve egemenler, yığınlara bu tür tarihleri unutturmak için her şeyi yapıyorlar. Onların resmi tarihlerinde soykırım ve katliamların tarihleri, günleri yer almıyor. Ne yazık ki emperyalistler ve egemenler, işledikleri suçları unutturma operasyonlarında medya tekelleri aracılığıyla çoğunlukla başarılı da oluyorlar.

19 Ekim 1961, Fransız emperyalizminin ve onun çeşitli siyasi temsilcilerinin, Cezayir halkının ulusal kurtuluş mücadelesine karşı yürüttüğü ırkçı ve şovenist siyasetin yoğunlaşmış bir ifadesi idi. Bu bağlamda, Fransız emperyalizminin çeşitli siyasi temsilcilerinden söz ederken, revizyonist, sahte komünist partisinin Cezayir Savaşı sırasında oynadığı alçakça rolü özellikle vurgulamak ve asla unutmamak gerekiyor.

Emperyalist burjuvazi ile onun bütün siyasi temsilcilerinin, bu arada yozlaşmış revizyonist sahte komünist partinin de Cezayir halkının ulusal kurtuluş mücadelesi karşısındaki tutumları, görünüşteki farklılıklara rağmen özünde aynı oldu. Hepsi, Cezayir halkının bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesinin karşısında yer aldı.  

Cezayir halkının ulusal kurtuluş savaşı karşısında Fransız Komünist Partisi’nin (PCF) tutumu, Fransız emperyalizminin sömürgeci siyasetinden kesin ve ilkeli bir kopuşu ifade etmiyordu. PCF, savaşın başladığı 1954 yılında Cezayir halkının bağımsızlık hakkını açıkça ve koşulsuz biçimde savunmak yerine, sorunu Fransa’nın “iç meselesi” olarak ele alan bir çizgide durdu. Sömürgeciliğin baskı ve şiddetini eleştirirken bile, Cezayir halkının silahlı kurtuluş mücadelesine karşı mesafeli bir tutum aldı. Böylece kendisini komünist ve anti-emperyalist olarak tanımlayan bir parti, emperyalizmin sömürgeci egemenliğinin karşısında açık ve kararlı bir sınıf tutumu geliştiremedi.

Bu tutumun en açık ve çarpıcı örneklerinden biri 12 Mart 1956’da ortaya çıktı. PCF milletvekilleri, Guy Mollet hükümetine Cezayir’de geniş olağanüstü yetkiler veren yasaya oy verdi. Bu karar, Fransız devletinin Cezayir’de yürüttüğü savaşın ve askeri baskının daha da genişletilmesinin önünü açtı. Bir yandan Fransız ordusunun işkence ve katliamlarını teşhir eden açıklamalar yapılırken, diğer yandan sömürge savaşını sürdüren hükümete böylesine önemli yetkiler verilmesi, PCF’nin politikasındaki derin çelişkiyi bütün açıklığıyla gösteriyordu.

Elbette Fransız komünistleri içinde bu çizgiye karşı çıkan, savaşa ve sömürgeciliğe karşı mücadele eden, Cezayir halkına fiilen destek veren komünistler de vardı. Ancak mesele tek tek komünistlerin gösterdiği cesaret değil, partinin genel siyasi çizgisidir. PCF’nin Cezayir halkının bağımsızlık mücadelesi karşısındaki tutumu, revizyonizmin emperyalizm karşısında nasıl uzlaşmacı ve kararsız bir çizgiye sürüklenebildiğini gösterdi. Ulusal kurtuluş savaşının karşısında proletaryanın bağımsız sınıf çıkarlarını esas alan devrimci bir politika yerine, Fransız burjuva düzeninin sınırları içinde kalan bir siyaset izlendi.

Cezayir halkı, Fransız emperyalizminin kendisi için biçtiği bu kölelik rolüne daha 19. yüzyılın sonunda başkaldırmaya başladı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise Cezayir halkının Fransız sömürgeciliğine karşı yürüttüğü silahlı halk savaşı giderek boyutlandı. “Demokratik” ve “uygar” Fransa’nın Cezayir halkının bu haklı başkaldırısına, onun bağımsızlık ve özgürlük savaşına karşı tek bir cevabı vardı: Kan, katliam! Yalnızca 8 Mayıs 1945’i anımsamak bile Fransız emperyalist sömürgeciliğinin kanlı yüzünü bütün açıklığıyla göstermeye yeter

Alman faşizminin yenilgisini ve teslim oluşunu kendi özgürlüklerinin de bir simgesi olarak gören Cezayir halkı, bu gelişmeyi anti-sömürgeci gösterilerle kutladı. Fransız sömürgecilerinin bu haklı ve meşru gösterilere cevabı ise bombalarla, kurşunlarla ve katliamla geldi. 8 Mayıs 1945’te Fransız uçakları Cezayir halkının üzerine ölüm yağdırdı. On binlerce Cezayirli bu katliamda yaşamını yitirdi; yaklaşık 45 bin Cezayirlinin öldürülmesi, Fransız sömürgeciliğinin gerçek yüzünü bütün çıplaklığıyla ortaya koydu.

Nazilerin teslim bayrağını çektiği gün, Avrupa’da faşizmin yenilgisi kutlanırken, Fransız emperyalizmi Cezayir’de halkın üzerine bombalar yağdırıyor, bir katliam gerçekleştiriyordu. Faşizme karşı zaferin ilan edildiği bir günde, Fransız emperyalizmi kendi sömürgesinde halkın özgürlük ve bağımsızlık taleplerini kanla bastırıyordu.

Fransız emperyalizmi, 19 Ekim 1961’de Paris’te Cezayir’in bağımsızlık savaşı lehinde gösteri yapan Cezayirlilere de aynı cevabı verdi: Katliam! Barışçıl gösterilere katılan Cezayirlilere yönelik saldırılarla yüzlerce insan katledildi. Fransız emperyalizmi, Cezayir’de olduğu gibi Paris’in göbeğinde de halkın bağımsızlık ve özgürlük talebini kanla bastırdı.

Silahsız göstericiler, bütün dünyanın gözü önünde, “uygarlık merkezi” Paris’te vuruldu, dövüldü, linç edildi, Sen Nehri’ne atıldı, “kayboldu”; yani ırkçı ölüm mangaları tarafından yok edildi! Yüzlerce Cezayirli bu katliamda yaşamını yitirdi. Bütün ezilen uluslar, “demokratlığı”, “özgürlükçülüğü” ve insan haklarına bağlılığıyla övünen emperyalizmin gerçek, ırkçı ve şoven yüzünü bir kez daha gördü! Ancak bütün bu katliamlar, Fransız emperyalizminin Cezayir halkının bağımsızlık ve özgürlük mücadelesini boğmasına yetmedi. Cezayir halkı, ödediği ağır bedellere rağmen mücadelesini sürdürdü ve sonunda zafer kazandı.

Cezayir halkı, yıllarca süren kanlı ve ağır bir kurtuluş savaşının ardından 5 Temmuz 1962’de bağımsızlığını ilan etti. Fransız emperyalizmi, 132 yıllık sömürgeci egemenliğini sürdürmekte zorlandı ve Cezayir’den çekilmek zorunda kaldı. Bu bağımsızlık, başta Cezayir halkı olmak üzere dünyanın bütün ezilen halkları açısından büyük bir zafer anlamına geliyordu. Cezayir halkının ödediği ağır bedeller, emperyalizme karşı kararlı bir mücadelenin neleri başarabileceğini bir kez daha gösterdi.

Cezayir deneyimi bize bu nedenle önemli bir gerçeği gösteriyor: Emperyalizme karşı ulusal bağımsızlığın kazanılması büyük bir tarihsel adım olmasına rağmen, gerçek kurtuluş bununla tamamlanmıyor. İşçi sınıfının ve emekçi halkın iktidarı hedeflenmediği, ulusal kurtuluş mücadelesi sosyal devrimle birleşmediği sürece, emperyalizmin egemenlik ilişkileri bütünüyle ortadan kaldırılamıyor.   

Yiğit Cezayir halkının silahlı kurtuluş savaşı bize, bir halk kararlı bir biçimde ayağa kalkar ve silaha sarılarak kendi hakkını arıyorsa, hiçbir katliamın, hiçbir baskının ve hiçbir sömürgeci saldırının sonuçta onun zaferini engelleyemeyeceğini öğretiyor. Ancak bu savaş aynı zamanda başka bir gerçeği de gösteriyor: Ulusal kurtuluş mücadelesi burjuvazinin önderliğinde yürütüldüğünde, kazanılan bağımsızlık uzun süre korunamıyor; emperyalizme bağımlılık zinciri gerçek anlamda kırılamıyor.

Cezayir Savaşı, emperyalizm çağında sosyal devrimle birleşmeyen ve sosyalizme yönelmeyen bir ulusal kurtuluş mücadelesinin gerçek ve kalıcı bir kurtuluş sağlayamayacağını gösteren tarihsel örneklerden biridir. Siyasi bağımsızlığın kazanılmasıyla mücadele sona ermiyor; emperyalizme ve kapitalizme karşı mücadele sosyal kurtuluş hedefiyle birleşmediği sürece, sömürgeci efendilerin yerini yeni sömürgeci efendiler alıyor.  


Cihan – Yıldız – 11 Eylül 2026


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑