Makaleler

Published on Eylül 1st, 2026

0

Umudu küstürme, barışı savun… | Hilmi Toy


Güneşli gülen bir sabahtan günaydın…

Akşamın kasveti yok bugün günün üzerinde. Geceden kalma bulutlar da yok, yağmurun o derin sessizliği de…

Kimi kuşlar göç hazırlığında. Kimi, yurt edindikleri dallardan ve ağaçlardan cıvıltılarıyla sesleniyor hayata.

Göçüyor balım, göçüyor…

Bir Ağustos daha göçüyor ömrümüzden.

Ve şimdi, üzerinde “Binbir Umutlu Eylül” yazılı defterimiz açılıyor önümüzde. Sayfa sayfa… Hatıralarla, özlemlerle, umutlarla…

Kimine umut Eylül, kimine hasret.

Ama biliriz ki hayatın defterinde hiçbir mevsim sonsuza kadar sürmez. Her karanlığın ardından bir şafak sökümü, her kışın ardından bir bahar gelir.

Ve her yazın sonunda, ömrün biraz daha ilerleyen günlerinde, bir başka bahar bekler insanı…

İkinci bahar…

İşte biz de ikinci baharın kapısında durmuş, hemencecik öpüşüyoruz günle.

Gören görsün, duyan duysun dercesine…

Yeni bir düşle.

Yeni bir umutla.

Bilelim canım, bilelim:

Günler mevsimlik, umutlar asla…

Nerede olursak olalım; hangi ülkede, hangi kentte, hangi yaşın kıyısında yaşarsak yaşayalım…

Umudu küstürmeden yaşamak gerek.

Çünkü bugün, Eylül’ün ilk günü.

Ve aynı zamanda 1 Eylül…

Dünya Barış Günü.

Ne acıdır ki insanlık, bir Dünya Barış Günü’ne daha savaşların gölgesinde giriyor.

Filistin’den Ukrayna’ya, Yemen’den İran’a savaşların, işgallerin ve saldırıların gölgesi düşüyor insanlığın üzerine. Küba’dan Venezuela’ya kadar dünyanın birçok ülkesi yaptırımlarla, tehditlerle ve kuşatmalarla karşı karşıya.

Avrupa devletleri, savaş hazırlıkları için çağrı üstüne çağrı yapıyor. Halkların emeğinden, ekmeğinden, sosyal haklarından kesilen kaynaklar savaşlara yatırılıyor.

Yeryüzündeki savaşlar yetmiyormuş gibi şimdi gözlerini uzaya dikiyorlar.

Ve biz, bütün bunların ortasında bir 1 Eylül’e daha uyanıyoruz.

Ne demeli şimdi?

Ne söylemeli?

Hüzünlü şarkılar mı söyleyelim sokaklarda?

Yoksa umutlu türküler mi?

Ağıtlar mı yakalım yaşadıklarımıza?

Acılarımızın, kaybettiklerimizin ve savaşların ortasında kalmış halkların matemini mi tutalım?

Yooook…

Yok canım!

Şimdi kardeşleşme zamanı.

Şimdi yaşamın her alanında eşit sosyal ve siyasal haklar için, özgürce yaşamak için omuz omuza verme zamanı.

Çünkü gökyüzü herkesin…

Yeryüzü de herkese yeter.

Hiç kimse illegal değildir!

İnsanları, doğdukları topraklara ve pasaportlarına göre ayıran sınırlar; egemenlerin çizdiği sınırlardır.

Göçmenler…

Şu ya da bu nedenle, şu ya da bu coğrafyadan kopup gelmiş insanlar…

Onlar neden buradalar, hiç düşündük mü?

Çünkü onların ülkelerini, yaşadıkları toprakları ve o toprakların bütün insani, sosyal, kültürel ve siyasal değerlerini yağmaladılar.

Savaşları kışkırttılar.

Halkları birbirine düşman etmeye çalıştılar.

Ve sonra, kendi savaşlarının mağduru olan insanları birbirine karşı kışkırttılar.

İşte onun için oyuna gelme!

Kardeşine sahip çık.

Kardeşine kimse dokunmasın.

Oyuna gelme!

Savaşa dur de.

Savaşı durdur!

Çünkü savaşsız bir dünya mümkündür.

Sömürüsüz bir dünya mümkündür.

Sınırların ve sınıfların olmadığı bir dünya da…

Ve o dünya, gökten inmeyecek.

O dünya, senin emekçi ellerinle kurulacak.

Onun için…

Ses ol!

Işık ol!

Güç ol!

Aç kollarını, korkuluk ol…

Ve ne olursa olsun…

Umudu küstürme!

Çünkü günler mevsimliktir.

Ağustos gider, Eylül gelir.

Yaz geçer, sonbahar gelir.

İnsan yaş alır…

Ama umut…

Umut, asla yaşlanmaz.


Hilmi Toy – 01.09.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑