Makaleler

Published on Eylül 5th, 2026

0

İmralı notları bize ne anlatıyor? | Mehmed S. Kaya


Abdullah Öcalan ile yapılan ve kamuoyunda İmralı Notları olarak bilinen görüşmelerin tutanaklarını okurken, Öcalan’ın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdıkları süreci başarıyla, sanki büyük bir ilerlemeyi müjdeliyormuş izlenimi veriliyor. Bunu iyimserlik ve sevinçle anlatmak bana ütopik geliyor. Öcalan’ın Türk politikacıların toplumla iletişim kurma biçiminden güçlü bir şekilde etkilendiği izlenimini ediniyorum. Bana herhangi bir Türk siyasetçisini hatırlatıyor. Ama ben onun Kürtlerin geleceğine dair net vizyonlara sahip bir Kürt siyasetçi gibi davranmasını isterdim. Bu yazıda, Öcalan’ın bazı temel sorulara ilişkin açıklamalarını tartışacağım. 

Abdullah Öcalan’ı konuşmalıyız, ҫünkü geleceğimizi derinden etkiliyor. Planlarına itiraz etmek, şüpheyle bakmak ve eleştirel yaklaşmak hakkımızdır. Bunun en ӧnemli sebeplerinden biri de, Öcalan’ın sürekli olarak tutumunu ve Kürtler iҫin ӧnüne koyduğu hedefi değiştirme girişimleridir. Bu da hem çözüm üretmiyor, hem de güvensizliğe ve belirsizlige yol aҫıyor. Bir ӧrnek;

Öcalan’ın başlangıçtaki hedefi olan – yani birleşik ve bağımsız bir Kürdistan ile bugün belirlediği hedef – yani Türk devletiyle bütünleşmeyi (entegrasyon) kıyasladığımızda, akla hemen “nereden nereye ve niҫin” sorusunu getiriyor.

Öcalan’ın hedefi değiştirme gerekçesi ise şu: “Devlet seçeneğini denedik, olmadı”. Ancak, dünyada sӧmürgecilige karşı başarılı kurtuluş mücadelelerinin birçok örneği vardır. İrlanda bağımsızlık savaşı (1919-1921), Kürt mücadelesiyle kıyaslanabilir. Kürtlerin ve İrlandalıların sömürgecilere karşı mücadelesi, hem coğrafi olarak, hem sömürge tarihi açısından, hem de mücadele biçimi açısından güҫlü benzerlik göstermektedir. İngiliz güçlerine karşı yürütülen gerilla savaşı, İrlanda bağımsız cumhuriyeti’nin kurulmasına yol açmıştır.

Kürtlerin hedefi artık devlete en çok destek veren aktör olmak için MHP ile rekabet mi etmeli?

İmralı notlarında endişe yaratan Öcalan’ın sözlerinden biri şu: “Biz MHP kadar devletin saglam direği olacagiz”.

Kürtlerin MHP kadar güçlü bir devlet direği olması ne anlama geliyor? Bu, Kürtlerin devletin varlığının devamlılığının garantisi olması gerektiği anlamına mı geliyor? Çünkü devletin sürekliliği MHP’nin ana hedefidir.

MHP’nin temsil ettiği devlet direği türkҫülük hedefine dayanmaktadır. Amaç, Türk milletinin dilini, kültürünü, kimliğini, tarihini geliştirmek ve Türk birliği sağlamak. Ve Türkiye’de zaten bütün toplumsal yaşam bu saydığım Türk değerleri üzerine kuruludur. Peki, Öcalan’ın MHP ile rekabetindeki hedefi nedir? Kürtler, devletin üzerine kurulduğu idealler için MHP ile rekabet mi etmeli anlamına geliyor?

Kısaca sӧylemek gerekirse, Öcalan’ın önerisi Türk devletini güçlendiriyor ve Kürtlerin gelecekteki varlığını tehdit ediyor.

Cumhuriyete katılım hayali

Dikkatimi ҫeken Öcalan’in bir diğer sӧzü ise şu; “Büyük bir cumhuriyet hamlesine bir halk olarak, kültür olarak katılıyoruz”.

Bu ifade çeşitli soruları gündeme getiriyor: Bir halk olarak, bir kültür olarak, “büyük cumhuriyete” nasıl katılacağız? Katılımın hangi konumda, hangi statüde olması gerekiyor? Kürtlerin “büyük cumhuriyete” kültürel olarak katılabilmeleri için hangi siyasi, hukuki ve sosyal koşullar mevcut olmalıdır?

Kürtler olarak kollektif haklarla mı yoksa bireysel olarak mı katılıyoruz? Devlet Kürtleri ayrı bir etnik grup olarak tanıyacak ve onların kolektif haklarını koruyacak mı? Kültürel hakları tanır mı? Yani okullarda, medyada ve kamu kurumlarında kendi dilini kullanma hakkı kabul eder mi?

Öcalan, vaatlerine güvenilmesini istiyorsa, vaatlerini belgelemelidir. Güvensizliği azaltmak veya ortadan kaldırmak için üçüncü taraf bir gözlemciye ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaҫ birçok çevre tarafından önerilmiştir. Ancak devlet üçüncü bir tarafın gözlemci olmasını istemiyor. İronik bir şekilde, Türkiye’nin kendisi de Müslüman Moro halkı ile Filipinler arasındaki çatışmayı çözmek için üçüncü taraf gözlemci olarak katıldı.

Türkiye’nin neden üҫücü taraf istemediğini tahmin edebiliriz. Peki Öcalan neden üçüncü bir taraf gözlemci istemiyor? Kürt toplumunda Öcalan’a karşı giderek artan ve yaygın bir güvensizlik gözlemleniyor ve şaşırtıcı da değil. Sadece Öcalan değil, Erdoğan ve Bahçeli hakkında da büyük soru işaretleri var.

Bin kilometrenin ilk adımı umut vermedi

Öcalan’dan dikkat ҫeken bir başka aҫıklama; “Biz AKP’lilerle değil devletle demokratik hukuk çözümünü tartışıyoruz. Bin kilometrelik bir yol için ilk adımı atıyoruz”. Bunu çerçeve yasasıyla bağlantılı olarak söyledi.

Çerçeve yasası ilk adım olarak belirlendi. Ancak bu durum Kürtler için hiç de hoş değil. Hükümet, Öcalan başta olmak üzere PKK hareketinin terör örgütü olduğunu hem ӧrgüte hem DEM partisine kabul ettirdi. Bu, hem onur kırıcı, hem gelecek için kötüye işaret ediyor. Ölen on binlerce Kürt genç terörist miydi, yoksa özgürlük savaşçısı mı?

Ayrıca çerçeve yasası, herkesin dile getirdikleri gibi, demokratik açılımı içermiyor. Sadece örgütün silahsızlanmasını sӧylüyor. Bunun arkasında demokratik aҫılımın gelecekmiş gibi aldatmacanın henuz hiç bir dayanağı yoktur. Bu şimdilik bir hayalin ötesine geçmiyor.

Devleti dӧnüştürmek

Abdullah Öcalan’ın belki de en büyük iddiası şudur: “Biz bu devleti kendi devletimiz haline getiriyoruz”.

Öcalan’ın bu iddiası, Kürtlerin kolektif hak talepleriyle ӧrtüşmez. Bu aynı zamanda çoğu Türkün devlet anlayışıyla da örtüşmez.

Mutlak Türk milliyetçi devleti kendi devletine dönüştürmek, devlet yapısında köklü değişiklikler gerektirir. Tüm Kemalist ilkelerin ortadan kaldırılması gerekir. Bu değişim Türkiye adının da değiştirilmesini gerektirir ve Kürtlerin Türklerle birlikte devletin kurucu unsuru olmasını gerektirir. O halde şu soruyu sormak lazım: Kürtlerin dil, kültür, tarih, kimlik ve toprak gibi ulusal kimliklerinin bütünlüğü, devletin temelinin korunan bir parçası olarak anayasaya yazılacak mı?

Açık kapı politikası mujdesi

Öcalan’ın en az ikna edici ifadelerinden biri belki de şudur: “Devletin kapıları sonuna kadar açılacak.”

“Açık kapı politikası” (Open Door Policy), herkese eşit haklar ilkesine dayanır ve uluslararası çatışmaları müzakere yoluyla çözmeyi amaçlayan bir kavramdır. Çatışmaları çözmek iҫin müzakereler sadece egemen devletler arasında gerçekleşmez. Devletlerin kalıcı bir çözüm için örgütlerle müzakere etmesi de yaygındır. “Açık kapı” derken, Türk devletinin Kürtlerin kendi geleceklerini belirlemesi ilkesi üzerinden müzakere edilebilir anlamına mı geliyor?

Çerçeve yasasında Kürtlerden hiç bahsedilmediği halde, Kürtler için kapının açıldığını nasıl söylenebilir? Devletin kapılarının hangi konularda açılacağını bilmek istiyoruz.

Demokrasinin geҫtiği yollar

Öcalan, iddialı söylemlerde bulunmaktan çekinmiyor; “Demokrasinin yolu Silivri’den degil, Imrali’dan gecer”.

Silivride Selahattin Demirtaş ve Ekrem İmamoğlu var. İkisi de halk arasında Öcalan’dan çok daha fazla popüler.  

Belki de Öcalan burada biraz Machiavelist bir düşünce tarzı benimsiyor: “iktidardakiler, ahlak, etik veya başkalarını umursamadan, kurnazca ve güç oyunlarıyla iktidarlarını koruyabilirler”.

Türkiye’nin parçalanmasını önleme yetkisine işaret ediyor

Son sorunlu nokta ise şudur: Şӧyle diyor Öcalan: “Bir de ben devredeyim. Fiilen bu hareketin başı ben oluyorum. Benim tarihi kişiliğim gereği parçalatmayacağım”.

Tarihi kişiliği nedeniyle neyi parcalamayi istememekle ne kastettiği belirsiz. Muhtemelen TC’yi parҫalatmayacağını vaat ediyor. Zaten Öcalan’ın da onayladığı ҫerçeve yasa, sömürgeciliğe son verilmesine olanak tanımamaktadır.

Türk devleti Abdullah Öcalan üzerinden Kürt mücadelesini kontrol ettiği aҫık gӧrülüyor. Hem Suriye’de hem Türkiye’de. Türk milliyetҫi gӧz ile bakınca, Öcalan Türk devleti için gökten inmiş bir hediyedir. Bu görüş Türk medyasında da dile getirildi. “Abdullah Öcalan bizim için bir fırsat, bu Kürt sorununu çözelim” denildi.

Burada dikkat ҫeken bir diğer husus Öcalan’ın kendini nasıl algıladığıdır.

Öcalan aҫıklamalarında kendine bakışı nasıl bir izlenim veriyor?

Kendini algılamasında bir değişiklik yok. Yani bildiğimiz Öcalan; narsist, devasa bir ego, aşırı derecede kendine dönük, kendini begenmis, kendini her şeyin üstünde tutan, kendini aşırı derece beğenen ve en iyi bilen satırlar arasından okuyoruz.

Öcalan’dan gelen aҫıklamalar (yukarıda aktardığım tüm noktalar) sorunlu. Kurucu ӧnder, bağımsız Kürdistan hedefi ile yola çıktı, ancak gelinen noktada infaz indirimine razı oldu. Öcalan’in ne kadar güvenilir bir lider olmadığı verdiği bu kabulde anlaşılıyor. 

Şimdi tartışılan “Demokratik entegrasyon” fikri, 1999’da uçakta söyledikleriyle örtüşüyor: «Eğer bir hizmet imkânım olursa yapmaya hazırım”. Türk devletine hizmet eden Öcalan, bu görüşü için aydın ve entelektüel Kürtlerin desteğini bekleyemez. Kendisi ve destekçileri bu tür bir desteğin çağrısında bulunmuşlar.

Kürtler kendilerini ve topraklarını yönetme hakkıni elde etmek için defalarca isyan ettiler. En son 1984-2025 isyanidir. Kürtler çok kayıp verdiler, ancak onurlarını korudular. Fakat Öcalan tutuklandıktan sonra (1999) bağımsız Kürdistan hedefinden vazgecti. Bundan sonraki dönem hedefi şaşırtma dönemi denilebilir. Kürt toplumunun gerçekliğinden oldukça kopuk kalmış bir Öcalan (ki bunu notlardan gӧrebiliyoruz), yinede birçok devlet modeli sundu; “Demokratik Cumhuriyet”, “Demokratik Konfederasyon”, “Demokratik Ekolojik Toplum”, “Demokratik entegrasyon”.

Bu modellerin hiçbiri çözüm üretmedi, üretmiyor. Bu durum, onun artık siyasi lider olmaktan çıktığını gösteriyor. Pek çok kişi, Öcalan’ın Kürt taleplerini bilinçli bir şekilde bağımsızlık hedefinden uzaklaştırdığına inanıyor. Ve Apocu hareket de ‘’Kurucu Önderliği’’ sorgulayan, eleştiren, karşı ҫıkan yok. Tam tersine, Öcalan’ın sӧyledikleri kelimesi kelimesine kabul ediliyor.


Mehmed S. Kaya: Bingöl’ün Solhan ilçesinin Keşkon mezrası doğumludur. Norveç Inland Üniversitesi’nde sosyoloji profesörüdür. ‘The Zaza Kurds of Turkey’ kitabının yazarıdır.


Mehmed S. Kaya – 05.09.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑