Makaleler

Published on Eylül 13th, 2026

0

Aleviler ve bölgesel gelişmeler | Aziz Tunç


Son günlerde Alevilere yönelik tartışmalar yoğunlaşmış bulunmaktadır. İşin ilginç tarafı, bazılarının her yolu deneyerek bu tartışmaların devam etmesini sağlamaya çalışmasıdır. Alevilerin tartışması ve Aleviliğin tartışılması gerekli ve önemlidir. Hatta Alevilerin tartışmaları gereken hayati konular bulunduğunu özellikle belirtmek gerekir. Ancak bu tartışmaların kazandırıcı ve ilerletici olması, Alevilerin demokratik hak mücadelesini geliştirmeye hizmet etmesi gerekmektedir. O nedenle Alevi toplumunun hem bölgenin yeniden yapılandırılmasını hem de ilgili gelişmeleri dikkatle ele alması ve yakından takip etmesi gerekmektedir.

Bilindiği gibi İran, Irak, Suriye, Azerbaycan, Türkiye, Kürdistan ve Balkanlar; Alevilerin otantik ve kadim coğrafyasıdır. Diaspora dışında kalan Alevilerin ezici çoğunluğunun belirtilen coğrafyada yaşadığı bilinmektedir.

Sözü edilen Alevi, Bektaşi ve Kızılbaş toplumları, bulundukları coğrafyalara hükmeden devletlerin tamamı tarafından düşman kabul edilmektedir. Ne söz konusu devletlerin farklı politik özelliklere sahip olması ne de adı geçen Alevi toplumsal gruplarının değişik süreklerden gelmesi bu düşmanlığı ortadan kaldırmıştır. Tarihsel olarak yüzlerce yıldır sürdürülen bu düşmanlık bugün de devam etmektedir.

Bu gerçeklikle birlikte, bölgenin yeniden dizayn edildiği bu aşamada Alevilere yönelik önemli saldırılar olduğu, Alevilerin sürekli ve sistemli bir saldırı tehdidi altında bulunduğu bilinen bir gerçekliktir. Aleviler bu konularda neler yapmalıdır, neler yapabilirler? Hem sözü edilen saldırılar hem de ifade edilen sorular, Alevilerin ve demokrasi güçlerinin gündeminde olması gereken konulardır.

Bölgede yaşanan mevcut durum göz önüne alınarak konu incelenebilir. Bu anlamda, her ne kadar bölge devletlerinin hepsi Alevi, Bektaşi ve Kızılbaş düşmanı olsa da aralarında farklılıklar da bulunmaktadır. Türkiye ve İran dışındaki devletlerin bölgesel hesapları bulunmadığı için kendi sınırları dışındaki Alevilere yönelik bir düşmanlıkları söz konusu olmamaktadır.

Ancak en yoğun biçimde Alevi düşmanlığı yapan ve bölgenin dizayn edilmesinde çok aktif bir rol oynamaya çalışan Türk devleti, Alevi düşmanlığını ve Alevilere yönelik saldırıları bütün bölgeye yaymak istemektedir. Bunun Aleviler açısından anlamı şudur: Aleviler, bölge ölçeğinde daha çok ve daha yaygın saldırılara maruz kalabilirler.

Çünkü mevcut Türk devleti, bölgede Osmanlıcı, İslamcı ve Türkçü bir devlet oluşturmaktadır. Böyle bir devlette ise Alevilerin bulunması istenmemektedir. Dolayısıyla söz konusu yeniden yapılandırma sürecinin ortaya çıkaracağı imkânlar ve fırsatlar değerlendirilerek, yalnızca Türkiye’de değil, bölgede de “Alevisiz” bir gelecek tasarlanmaktadır.

Bu demektir ki Türk devleti, gelecekte Alevilerin, Kızılbaşların, Bektaşilerin ve her sürekten Alevinin iradi ve örgütlü bir toplumsal güç olarak bölgede varlığını sürdürmesini istememektedir. Bölgeyi yeniden yapılandıran diğer güçler ise Türk devletinin sözü edilen politikasına sessiz kalarak onay vermektedir. Türk devleti, bu politikasını uygulamak için bölgenin dizayn edilmesini ve bu süreçte aktif rol almış olmasını fırsata ve imkâna çevirerek, klasik ve değişmez Alevi düşmanlığını bölge çapında uygulanacak pratik bir politikaya dönüştürmek istemektedir. Alevi düşmanlığının güncellenmesi ve tırmandırılması; DAİŞ’in, El-Nusra’nın, HTŞ’nin ve benzerlerinin desteklenmesi bu amaçladır.

Bu tespitin ürkütücü olduğu, ayrıca böyle olmasından dolayı inandırıcılığının zayıfladığı açıktır. Ancak hiç kuşku duyulmasın ki gerçek, bütün çıplaklığıyla böyledir.

Öte yandan Alevilerin yok edilmek istenmesinin nedeni, farklı ve sisteme uymayan bir toplumsal grup olmaları ve aynı zamanda her türlü yok etme saldırısına karşı azımsanmayacak bir direnme potansiyeline sahip bulunmalarıdır. Bu yok etme sürecinde asimilasyon ve taciz saldırılarının yanında, fırsat ve imkânlara bağlı olarak katliam ve soykırım yöntemlerinin de kullanılabileceği açıktır. Bu baskı yöntemleriyle Alevilerin varlığı, belli bir süreçten sonra folklorik bir topluluk düzeyine indirgenmek istenmektedir.

Gerek DAİŞ, HTŞ ve benzeri güçlerin gerekse Türk devletinin bölgenin dizaynı kapsamında Alevilere ilişkin geliştirdikleri bu programa karşı, elbette Alevilerin de yapabilecekleri ve yapmaları gerekenler vardır. Tabii ayrıca olanakları ve olanaksızlıkları da bulunmaktadır.

Bu çerçevede, yok etme saldırılarının hedefi olan Alevilerin tarihsel olarak önemli bir mücadele birikimine ve büyük bir demokratik bilince sahip oldukları bilinmektedir. Ayrıca bulundukları bütün ülkelerde, yetersiz de olsa birçok kurumları bulunmaktadır. Görmezden gelinemeyecek kadar ciddi bir nüfusa sahiptirler. Bölgede bulunan demokrasi güçleri, ezilenler ve Kürt siyasal hareketi Alevilerin yanında yer almaktadır.

Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, şu gerçeklerin bir kez daha altını çizmek gerekiyor: Birincisi, bulundukları bölgelerdeki devletlerin tamamı Alevi düşmanıdır. İkincisi, bu devletlerin içinde Türk devleti Alevi düşmanlığında başı çekmektedir. Üçüncüsü, toplumsal-siyasal sorunları çözme kapasitesi sınırlı olan demokrasi güçleri ve Kürt siyasal hareketi dışında Alevilere dost olan hiçbir siyasal güç söz konusu değildir.

İfade edilen gerçeklerden hareketle bakıldığında, bölge çapında ve her sürekten Aleviler, çeşitli imkânları bulunmasına rağmen güvende değildir.

Mevcut durumda, “Aleviler neler yapmalı, neler yapabilirler?” sorusuna bakmak gerekiyor. Öncelikle bütün süreklerden Alevi toplumu ve kurumları, barış ve demokratik toplum sürecinin sunduğu imkânları da değerlendirerek “güvenlik, gelecek ve örgütlenme” konularında yaygın ve kapsamlı tartışmalar geliştirebilirler. Suriye’de ve Türkiye’de Alevilere yönelik saldırılar konusunda, bilinenler dışında farklı mücadele araç ve yöntemleri geliştirmek için çalışmalar yapılabilir.

Geleceği kazanmak için yapılacak çalışmalarda hem Alevi kitlesiyle hem de Alevi dostlarıyla birlik olunmasına özellikle dikkat etmek önemlidir; kazandıracak olan yol budur. Yani Aleviler, belirtilen bu tehlikelere karşı ve mevcut imkânları değerlendirerek bugüne kadar yaptıklarından daha fazlasını yapmaya yönelmelidir. Nasıl ki Alevi düşmanları, Alevileri ve Aleviliği yok etmek için bölgenin yeniden yapılandırılmasını kullanmak istiyorlarsa Aleviler de yeni dönemin imkânlarını değerlendirerek kazanımlar elde etmelidir. Böyle bir sonuç elde etmek hem hayatidir hem de mümkündür.


Aziz Tunç – 13.09.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑