Peşmergeler birleşirken, Barzaniler ve Talabaniler birleşecek mi? | Ayşe Hür
Irak Kürdistan Bölgesi Yönetimi (IKBY) Peşmerge Bakanı Şoreş İsmail 70’inci ve 80’inci tugayların Peşmerge Bakanlığı’nın çatısı altında tamamen birleştirilmesi ve yeniden düzenlenmesi sürecinin ilk aşamasının 10 Eylül 2026 tarihinde tamamlandığını ilan etti. Peşmerge güçleri, tarihsel olarak IKBY’deki iki rakip siyasi partinin kontrolü altındaydı. 70. Tugay Kürdistan Talabanilerin etkisindeki Yurtseverler Birliği’ne (KYB), 80. Tugay ise Barzanilerin etkisindeki Kürdistan Demokrat Partisi’ne (KDP) bağlı olarak faaliyet gösteriyordu. Bu ikili askeri yapıyı sonlandırmak ve profesyonel bir ordu düzenine geçmek amacıyla, 1992’de Celal Talabani ile Mesut Barzani arasında bir mutabakat sağlanmış fakat bu deklare edilmemişti. Bunun nedeni “komşu ülkelerin” tepkisini çekmemekti. Ancak bölgede değişen dengeler sonunda ABD ve koalisyon güçlerinin de desteğiyle kapsamlı bir reform süreci yürütülmeye başlanmıştı,” ilk aşaması tamamlandı” denilen süreç buydu. IKBY’de büyük sevinç yaratan bu birleşmenin neden böyle uzun sürdüğünü anlamak için iki ailenin tarihine bakmak gerekir….
Osmanlı döneminde, bugünkü Kuzey Irak’ı da içine alan Yukarı Mezopotamya bölgesine geniş anlamıyla El Cezire denirdi. Bu coğrafyada; bugün Türkiye-İran-Irak sınırlarının kesiştiği noktada yer alan Barzan köyü civarında, Nakşibendiliğin Halidiye koluna bağlı Barzan Ailesi yaşıyordu. Dönemin önemli idari ve kültürel merkezlerinden Süleymaniye’de Kadiri tarikatına bağlı Berzenci Ailesi, Kerkük ve Koy Sancak/Kelkan çevresinde (Kerkük-Süleymaniye hattı) ise yine Kadiri tarikatına bağlı Talabani Ailesi nüfuz sahibiydi.
1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edildiğinde, Berzencilerden Şeyh Said-i Berzenci bölgedeki siyasi boşluğu değerlendirerek devlete isyan etti. Şeyh Said-i Berzenci’nin Musul’da İttihatçıların yönlendirdiği yerel halk tarafından linç edilmesi üzerine oğlu isyan bayrağını devraldı. Bu isim, ileriki yıllarda Kürt milliyetçiliğinin en önemli figürlerinden biri haline gelecek olan Berzencilerin günümüz siyasetinde etkisi sınırlı olduğu için hikayesini bir başka zamana bırakacağım Şeyh Mahmut Berzenci’den başkası değildi.
Barzaniler ve Talabaniler
Başlangıçta küçük bir lokal güç olan Barzaniler ise ünlü Nakşibendi aileleriyle kurdukları evlilik bağları sayesinde bölgede saygınlık kazandılar ve Nakşibendiliğin devlet nezdindeki ayrıcalıklı konumundan faydalandılar. Ancak Osmanlı merkezî yönetiminin Barzan’daki göçebe aşiretleri yerleşik düzene geçirmek istemesi üzerine 1903 yılında ilk büyük isyan patlak verdi. İsyanın bastırılmasının ardından aşiret liderlerinden Şeyh Muhammed Barzani idam edildi; Barzan aşiretinin ileri gelenleri ise tutuklanarak yaklaşık bir buçuk yıl Diyarbakır Cezaevi’nde mahkûm tutuldu.
Şeyh Muhammed’in yerine geçen oğlu Şeyh Abdüsselam Barzani, kendisini “Mehdi” ilan ederek 1907-1913 yılları arasında Osmanlı yönetimiyle birkaç kez karşı karşıya geldi. 1913’te önce İran’a sığındı, ardından Tiflis’e geçerek Rus yetkililerle diplomatik görüşmeler gerçekleştirdi. Dönüş yolunda Osmanlı askerlerine yakalanan Şeyh Abdüsselam, Musul Valisi Süleyman Nazif’in kurdurduğu mahkemenin ardından Aralık 1914’te idam edildi.
Barzanilerin yükselişi ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti
Geleneksel ve katı bir aşiret yapısına sahip olan Nakşibendi Barzaniler hem Kadiri şeyhleriyle hem de Bağdat’la sürekli karşı karşıya geliyorlardı. Irak Ordusu, İngiliz hava desteğiyle 1932 yılında Barzan bölgesini yenilgiye uğrattı. Türkiye’ye sığınan Barzaniler, Muş civarında zorunlu iskana tabi tutuldular. Ailenin askeri lideri Molla (Mele) Mustafa Barzani ise Süleymaniye’de göz hapsine alındı.
Nisan 1941’de Irak’ta Mihver devletleri (Nazi Almanyası ve İtalya) yanlısı Reşit Ali Geylani liderliğinde anti-İngiliz bir askeri darbe gerçekleşti. İngiltere, petrol kaynaklarını korumak ve lojistik hatları güvenceye almak için mayıs ayında Irak’a askeri müdahalede bulundu ve Geylani hükümetini devirerek Irak’ı fiilen yeniden işgal etti.
Sürgünde tutulduğu Süleymaniye’den 1943 yılında kaçmayı başaran Mustafa Barzani, Barzan bölgesine dönerek İngiliz işgali altındaki Irak yönetimine karşı kitlesel bir ayaklanma başlattı. Siyasi ağırlık, bu isyanla birlikte güneydeki Süleymaniye (Berzenci/Kadiri) hattından tamamen kuzeydeki Erbil-Duhok (Barzani/Nakşibendi) dağlık hattına kaydı. 1943-1945 yılları arasında İngiliz destekli Irak ordusuna karşı yürütülen bu gerilla mücadelesi bastırılınca, Mustafa Barzani ve yaklaşık 2.000 savaşçısı İran sınırını geçti. Bu askeri güç, 1946’da Sovyetler Birliği’nin jeopolitik desteğiyle 1946 yılında Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin omurgasını oluşturdu. Cumhuriyetin entelektüel lideri Gazi Muhammed ile aşiret geleneğinden gelen Molla Mustafa Barzani arasında, sosyolojik köken farklılıklarından dolayı zaman zaman idari gerilimler yaşandı. Buna rağmen Molla Mustafa, cumhuriyetin Genelkurmay Başkanı olarak görev yaptı. Mahabad’ın çöküşünün ardından teslim olmayı reddeden Barzani, peşmergeleriyle birlikte 1958 yılına kadar kalacağı Sovyetler Birliği’ne sığındı.
Molla Mustafa Barzani, 1958’deki askeri darbenin (General Kasım cuntası) ardından ilan edilen afla Irak’a geri döndü ve Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) yasal statü kazandı. Ancak partinin entelektüel tabanı ile aşiret tabanı arasında kısa sürede derin çatlaklar belirdi. Geleceğin liderlerinden Celal Talabani ve İbrahim Ahmed kanadı, Soranice konuşan şehirli kitleleri temsil ederek General Kasım’ın toprak reformunu desteklerken Mustafa Barzani, Irak Hükümetinin sözünü tutmaması üzerine 11 Eylül 1961 tarihinde asimilasyon ve zulme karşı isyan bayrağını açtığını ilan etti.
Baas rejimi ile 11 MART 1970 mutabakatı
1968’de iktidara el koyan Baas rejiminin 1970’lerdeki stratejisi, KDP ile Kürtlerin bağlarının gevşetilmesi, Talabani grubunun desteklenmesi yoluyla böl-yönet politikasının uygulanması ve olağanüstü durum olarak görülen süreçlerin ordu tarafından bastırılması şeklindeydi.
Baas yönetiminin 11 Mart 1970 tarihli mutabakatı kabul etmesinin ardındaki strateji, özerklik tartışmaları ile geçecek sürede Kürt ulusal hareketi içinde bir önderlik krizi yaratmak şeklinde gelişti. 1970-1974 sürecinde Talabani peşmergelerinin silahlandırılması bu amaca yönelik olarak yürürlüğe sokuldu.
1973 yılında yaşanan petrol krizi sonrasında Baas, ekonomik gücündeki artışla birlikte 11 Mart mutabakatını hızla gündemden düşürmeyi denedi. Aynı süreçte, Barzani’nin Kerkük’ün Kürdistan sınırları içinde olduğunu belirtmesiyle birlikte açık bir savaş stratejisine geçildi. Bu strateji, petrol gelirlerinin artmaya başlamasıyla daha da önem kazanan petrol bölgelerine kimin sahip olacağı mücadelesinden kaynaklanıyordu. Baas yönetiminin 1972’de Irak petrollerini millileştirmesi üzerine hamle yapan ABD, Şahlık rejimi aracılığıyla Barzani kanadıyla stratejik temaslara başladı. Ancak Irak merkezi hükümeti, 1975 yılında İran ile imzaladığı Cezayir Anlaşması’yla Şah rejiminin Kürtlere verdiği desteği tamamen kesmesini sağladı ve peşmerge direnişi çöktü.
Bu stratejik çöküş günlerinde, Barzani’nin muhafazakâr ve maksimalist politikalarından bunalan Celal Talabani liderliğindeki sol/seküler kanat KDP’den resmen ayrıldı ve 1975 yılında Şam’da Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni (KYB) kurdu. 1975-1980 sürecinde Baas yönetimi, “üç tarz-ı siyaset” denebilecek bir strateji izledi; iyi niyet gösterileri, böl-yönet stratejisi ve askeri nihai çözüm şeklinde yürürlüğe sokulan uygulamalar seri kararlarla uygulandı.
1974’ten 1988’e kadar Kürt coğrafyası kesintisiz bir savaş yaşandı. 1978 yılı boyunca 1.400 köy boşaltıldı ve yaşanılamaz hale getirildi. Sincar, Kerkük ve Xhanaqin’de yaşayan Kürtler kitleler halinde göç etmeye zorlandı. Kürtlere, zorunlu iskândan kurtulmanın yolu olarak kendilerini Arap olarak yazdırma seçeneği sunuldu. Irak Devrim Komuta Konseyi’nin Saddam Hüseyin imzalı kararı ile 18 yaşını dolduran herkese, ilgili bürolara gidip etnik kimliğini değiştirebilme hakkı tanındı; bu işlemden vazgeçenlere ise, en az bir yıl hapis cezası öngörüldü.
1979’da Molla Mustafa Barzani’nin ABD’de vefatı, İran İslam Devrimi ve Saddam Hüseyin’in başa geçişiyle bölge yeni bir kaosa sürüklendi. 1980’de başlayan İran-Irak Savaşı sürecinde KDP ve KYB farklı cephelerde yer aldı; KDP, 1980’ler boyunca İran ile yaptığı ittifak nedeniyle Şii al-Da’wapartisiyle birlikte hareket etti. KYB ise sırasıyla Suriye, Irak ve Ocak 1986 sonrası İran ile birlikte konum almaya çalıştı. 1982’de bölgeye yerleşen PKK ile KDP’nin feodal yapısı arasında da kan uyuşmazlığı çıktı.
Bu gerilimler, Kürtler özelinde Türkiye’yi de içine çekti. 1983 kışında Irak ve Türkiye, Kürtlere karşı sınır ihlalini içeren bir anlaşma imzaladı. Temmuz ayında KDP ile PKK bir dayanışma anlaşması yaparken KYB 1980-83 süreci sonunda KDP ile İran arasında yapılması muhtemel bir anlaşmadan korkarak KDP- PKK anlaşmasının dışında kalmayı tercih etti. KYB, ancak 1986’da İran ile yakınlaştıktan sonra Baas’a tamamen sırtını döndü. 1980-88 sürecinde Saddam Hüseyin’in sürekli olarak dillendirdiği söylem şuydu: “Araplar Kürdistan’ı savunurken Kürtlerin izlemesi utançtır.”
Hac Ümran zaferinin intikamı-Enfal
İran’ın 1985’te Hac Umran’da kazandığı zaferi kolaylaştırdığı iddia edilen Barzani aşiretine mensup beş bin erkeğin bu söylemin doğal sonucu olarak kamp içine alındı. Sadece Barzaniler değil, 1982 Bahar’ında, Nisan-Mayıs 1984’te, Eylül 1985’te ve Mayıs-Haziran 1987 süreçlerinde binlerce Kürt kamplara dolduruldu. İran güçlerinin 1987’de Kerkük’e girme tehlikesi belirdikten sonra, daha önceden planlanan Enfal Harekâtı devreye sokuldu ve Kürtler örtük şekilde “iç düşman” statüsüne sokuldu.
İran kuvvetlerinin Halepçe’ye girmesinden bir gün sonra 16 Mart 1988 günü gerçekleştirilen Halepçe Katliamı, Enfal Harekâtı çerçevesinde yapılan katliamlardan, ilk kez bir kent merkezinin hedef alınması bakımından ayrılıyordu. Sergalou, Bergalou, Qara, Germian, Aşağı Zab, Rewanduz, Saqlawa ve Bahdinan bölgelerini saran sarin ve hardal gazı saldırıları KYB bölgesinden başlayıp KDP bölgesine kadar yayılmıştı. Bu saldırıda 6 bin kişi öldü, 65 bin kişi çeşitli zararlar gördü.
Soykırım sürerken ve 1,5 milyon Kürt göç halindeyken 6 Eylül 1988’de genel af ilan edildi. Öte yandan da yasaklı Kürt bölgeleri ilan edilirken diğer yandan yakalanan Kürtler, Ramadi, Hatra, Nugra Salman, Dibs, Topzawa gibi kamplarda açlık ve hastalık yoluyla ölüme terk edildi.
KDP, KYB, Kürdistan Sosyalist Partisi, IKP ve diğer grupların katılımıyla 1988 Mayıs’ında kurulan Irak Kürdistan Cephesi (IKC) kurulmuştur. IKC, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunmuş ve Irak’a demokrasi çağrısı yapmıştı. Bu çağrının Bağdat yönetiminde herhangi bir karşılığı olmadığı gibi dünya kamuoyu da Enfal Harekâtı ve Halepçe Katliamı sırasında yaşananlara sessiz kaldı.
Körfez Savaşı ve sessizliğin kırılması
1991 yılındaki Birinci Körfez Savaşı sonrasında, 36. Paralelin kuzeyinin uçuşa yasak bölge ilan edilmesi Kürtler için de facto bir otonom yapı doğurdu. 1992 seçimlerinde KDP yüzde 49, KYB yüzde 44 oy aldı. Aralarındaki dönemsel iç savaşlara (1994-1998) rağmen, 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgaliyle birlikte IKBY anayasal bir statüye kavuştu ve iki aile güç paylaşımına dayalı federal bir yönetim kurdu. Merak edenler olabilir, 20. yüzyılın başında önemli bir aktör olan Berzenci ailesi mensupları ise bugün kendi adlarına bir siyasi parti veya hanedanlık yürütmemekte. Coğrafi ve tarihsel bağları gereği, ağırlıklı olarak Süleymaniye merkezli KYB (Talabani ailesi) içinde siyaset yaparken, az bir kısmı ise Erbil merkezli KDP saflarında yer almakta.
Son 15 yılda derinleşen krizler
2010’lu yılların ortalarından itibaren kurucu lider kuşağının sahneden çekilmesi, ilişkilerde yeni bir istikrarsızlık dönemini tetikledi. 2017 yılında Celal Talabani’nin vefatı ve aynı yıl Mesud Barzani’nin bağımsızlık referandumunun yüzde 92,73 “evet” oyuyla tamamlansa da siyasi ve askerî sonuçları bakımından bağımsızlık hedefine ulaşılamadığı için pratikte başarısızlıkla ve ağır bir geri çekilmeyle sonuçlanması bir dönüm noktası oldu. Referandumun ardından Irak merkezi ordusunun Kerkük’e girmesi sürecinde, Talabani ailesinin kontrolündeki KYB’nin Bağdat ile gizli anlaşmalar yaparak peşmergeyi geri çekmesi, Barzani kanadı tarafından “tarihi bir ihanet” olarak nitelendirildi.
2020’li yıllarda yönetim yeni nesil aktörlerin (KDP’de Mesrur ve Neçirvan Barzani; KYB’de Bafel Talabani) kontrolüne geçti. Bu dönemde taraflar, Bağdat’taki Irak Cumhurbaşkanlığı makamı için ortak bir aday çıkarmayı başaramayarak derin bir siyasi kaosa sürüklendiler. Nitekim 2026 yılında KDP, KYB’nin desteklediği cumhurbaşkanı adayının seçilmesini protesto ederek Bağdat’taki federal hükümetle tüm kurumsal iletişimini dondurduğunu ilan etti.
Modern dönem krizi şu dört temel eksende analiz edilebilir:
İki başlı egemenlik yapısı: Siyasi çevreler, Erbil ve Süleymaniye arasındaki mevcut durumu kurumsallaşmış “iki ayrı mikro devlet yapısı” olarak tanımlamaktadır. Tarafların kendilerine ait Peşmerge tümenlerini ve istihbarat (Parastin ve Zanyari) ağlarını birleştirmeyi reddetmesi, yerel literatürde 1990’lardaki iç savaş (Brakujî) travmasının modern bir soğuk savaşa evrilmesi olarak görülmektedir.
Jeo-ekonomik enerji savaşı: Krizin en somut motoru doğal kaynakların kontrolüdür. KYB ve Süleymaniye odaklı akademik çevreler, KDP’yi bütçeyi Süleymaniye’yi çökertmek için bir “ekonomik silah” olarak kullanmakla itham ederken; Süleymaniye (Khor Mor) bölgesindeki devasa doğal gaz yataklarının KDP tekelinde Türkiye üzerinden ihraç edilme girişimlerini egemenliklerinin ihlali saymaktadırlar.
Vekalet savaşları ve eksen kayması: KDP; Bağdat’taki Şii partiler ve Tahran aksıyla ortak hareket eden KYB’yi Kürtlerin anayasal otonomisini zayıflatmakla suçlarken; KYB ise KDP’nin Türkiye ile kurduğu asimetrik askeri ve ekonomik bağımlılık ilişkisini eleştirerek, Erbil’in tek taraflı politikalarının Kürt coğrafyasını bölgesel çatışmaların cephesi haline getirdiğini savunmaktadır. Buna tepki olarak Kerkük Valiliğini iki yıllık bir süre için Türkmen adaya bırakması KDP ile arasını daha da açmış görünmektedir.
Yeni nesil liderlik krizi: Kürt sosyologlar, kurucu liderler dönemindeki “tarihsel denge” kültürünün bittiğini; Bafel Talabani’nin paramiliter güç siyaseti ile Mesrur Barzani’nin merkeziyetçi-güvenlikçi duruşunun ortak paydayı imkânsız kılan psikolojik bir eşik yarattığını vurgulamaktadır.
Sonuç
Osmanlı İmparatorluğu’nun dinsel dönüşüm sancılarıyla başlayan Berzenci, Barzani ve Talabani rekabeti; yüz yılı aşkın bir süre boyunca kabuk değiştirerek varlığını sürdürmüştür. Başlangıçta tarikat ve aşiret sınırlarında yürütülen bu güç mücadelesi, günümüzde küresel enerji koridorlarının kontrolü ve bölgesel vekalet savaşlarının bir parçası haline gelmiştir. Son 15 yıllık süreç, Barzani ve Talabani rekabetinin feodal bir çekişmenin ötesinde, bölgesel ittifaklara dayalı modern bir “iki şehir devleti” krizine dönüştüğünü ve Kürt siyasi havzasında kalıcı bir kurumsal entegrasyonun önündeki en büyük yapısal engeli teşkil ettiğini ortaya koymaktadır.
Kaynakça
- Jwaideh, Wadie. Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi Kökenleri ve Gelişimi, İstanbul: İletişim Yayınları, 2007.
- Özoğlu, Hakan. Osmanlı Devleti ve Kürt Milliyetçiliği, (Çev. N. Ö. Gündoğan, A. Z. Gündoğan), İstanbul: Kitap Yayınevi, 2005.
- Kaymaz, İhsan Şerif. Musul Sorunu, İstanbul: Otopsi Yayınları, 2003.
- Energy and Politics in Iraqi Kurdistan, Regional Reports, The Washington Institute for Near East Policy, 2022-2025.
- Uymaz, Muhittin. IKBY-Irak Kürd Bölgesel Yönetimi, Fikriyyat Yayınları, 2020.
- Aziz, A. Mahir, Irak Kürtleri: Milliyetçilik, Ulusal Kimlik ve Siyaset, Kitap Yayınevi, 2013.
- Göktaş, Hıdır. Kürtler I-II, Alan Yayıncılık, 1991.
- The Cambridge History of the Kurds, Derleyen: Hamit Bozarslan, Cengiz Güneş, Veli Yadirgi, Cambridge University Press, 2021.
Ayşe Hür – 12.09.2026
































































