Makaleler

Published on Eylül 27th, 2026

0

Sol ile sorunlu TKP | İbrahim Çiçek

“Sosyalist”, devrimci vb. olduğunu iddia eden parti, örgüt ya da yapıların eğer örneğin faşist şeflik rejimini yıkmak gibi veya sosyalizme açılan halkçı devrimci bir iktidar kurmak, kapitalizmi ve emperyalizmi tasfiye etmek vb. gibi bir iddiaları varsa onlar kabul etsin ya da etmesin birlik sorunları vardır, olmuyorsa bu onların iktidar “perspektifinden” yoksun olduklarını, sadece perspektifsiz değil, gerçekte devrimci iddiadan da yoksun olduklarını gösterir.

Kitabın adı: “Kemal Okuyan ile Söyleşi: Komünistliğin Ne Lüzumu Var?”

Kitap gazeteci-yazar Barış Terkoğlu’nun Kemal Okuyan ile yaptığı röportajdan oluşuyor. Kitabın yazarlarının katıldığı tanıtım etkinlikleri düzenleniyor. Cumhuriyet gazetesi Terkoğlu’nun Okuyan ile yaptığı tanıtım amaçlı röportajını okurlarına “Cumhuriyet değerlerine dönük siyaset üretilmeli” başlığı ile verdi. Cumhuriyetin röportajı kitap hakkında bir fikir veriyor. Röportajın sunduğu verilere yakından bakalım.

Terkoğlu, “Siz bu ülkeyi yönetebilir misiniz?” diye soruyor. Okuyan’ın cevabı hakikaten önemli: “Türkiye’yi biz kendi kadrolarımızla yönetiriz kadar kafayı yemedik. Bu ülkenin yurtsever cumhuriyetçi kaynağı var, bunlarla yönetiriz.”

Ne kadar gerçekçi, güçlü ve inandırıcı bir yanıt, gerçekten bravo!

“Türkiye’yi … yönetmek” formülasyonu biraz sorunlu değil mi? Bu söylemden sanki parlamentarizmin bozuk yumurta kokusu geliyor. Okuyan’ın yönetilmesinden bahsettiği Türkiye hangi Türkiye!? “Okuyan devrimi”nden önceki Türkiye mi “Okuyan devrimi”nden sonraki Türkiye mi? “Ülke yönetme” iktidar olarak yapılabileceğine göre TKP ve yurtsever müttefikleri nasıl iktidar olacaklar? Terkoğlu’nun sorusu da Okuyan’ın yanıtı da bugünkü Türkiye’yi söz konusu yapıyor. Bugünkü Türkiye’yi yönetmekten bahsedildiğine göre seçimler, mecliste çoğunluk, cumhurbaşkanlığı, hükumet vb. parlamenter süreçlerin devamında Türkiye’yi yönetmek oluyor. Röportajın haleti ruhiyesinden bakıldığında bu aslında “AKP-Erdoğan sonrası” Türkiye oluyor.

Okuyan’ın “ülkenin yurtsever cumhuriyetçi kaynağı var, bunlarla yönetiriz” diyor ve ekliyor: “Eninde sonunda bize bu ülkenin kaynaklarını halkımıza yönetecek kadromuz var bizim.”

TKP’nin söz konusu yaptığı “ülkenin yurtsever cumhuriyetçi kaynak” ve “birikimi”nin adresi nedir? Adres söylenmemesi önemli. Halkımızla yöneteceğiz demeniz sempatik, bu güzel bir şey tabi ama o zaman mütevazilik adına söylediklerinizi bir kenara atmış, aslında “kafayı yemedik” dediğiniz şeyi tasarlamış olmuyor musunuz?!

TKP hakikatine erebilmek için “ülkenin yurtsever cumhuriyetçi kaynak” ve “birikimi”nin adresi nedir, sorusunun yanıta ulaşabilecek kazı çalışması yapmaktan kaçınamayız. Bu birikim örgütlü mü örgütsüz mü? Yurtseverlik bir “özne” hali olduğuna göre cumhuriyetçi birikimin “örgütsüz”lüğü tuhaf kalıyor. Okuyan “Mevcut Türkiye soluyla bir arada yürünmez” dediğine göre, “ülkenin yurtsever cumhuriyetçi” birikimi de TKP’nin sağında olmalı değil mi? TKP’nin en yakın sağında kim var? Her halde CHP, yani burjuva sol değil mi? Ama Okuyan haklı ve doğru olarak CHP gölgesinde politika yapılmasına da karşıdır. Lenin, oportünizmin ayırıcı özelliklerinden birisinin de belirsizlik olduğunu vurgular, TKP gerçeği de Lenin’i doğruluyor.

Yukarıda Okuyan’ın “Türkiye solunu” “yurtsever cumhuriyetçi” birikimin bile dışında gördüğünün altını çizmiştik. Okuyan ve TKP’nin tepeden baktığı Türkiye soluna dair söylediklerine daha yakından bakalım.

Terkoğlu, “Solcular neden bir araya gelmiyorlar? Siz neden bundan uzak duruyorsunuz?” diye soruyor. Yanıtta kibir zirve yapıyor: “Biz bir şeyden vazgeçmedik. Mevcut Türkiye solu ile bir arada yürünmez. Türkiye solunda perspektif problemi var. Şu an TKP’nin birlik diye bir problemi yok.”

Yine de “Türkiye solu” hangi sol; burjuva sol mu emekçi sol mu diye sormak gerekiyor. TKP burjuva sol ile emekçi solun sınır hattında, yani burjuva sola en yakın siyasal konumda bulunuyor. Terkoğlu ve Okuyan’ın burada bahsettiği Türkiye solu burjuva sol değil emekçi sol yani TKP’nin solundaki sol oluyor. TKP ve Okuyan, emekçi sol ile gerçekten fena şekilde sorunlu görünüyor. Kimseyi beğenmediği gibi emekçi sol hareketi değersizleştirmek için basit karalama yöntemi kullanma düzeyine düşüyor.

Birlik var birlik var. Bir de “birlik diye derdi” olmayan bir TKP var… Bizim bildiğimiz “mevcut Türkiye solu” TKP ile parti birliği için sıraya girmiş değil. Önce bunu kaydedelim. Öyle TKP ofislerinin önünde Türkiye solunun kuyruk filan oluşturması da söz konusu değil! Tamam TKP saflığına, kibrine, ben merkezciliğine, üstünlüğüne toz dokundurtmasın! Kimse ile birleşmesin… Allah TKP’ye zeval de vermesin.

Ama bir de soruyu şöyle soralım; “iktidar sorunu” olanın, parlamenter çağrışımına karşın hadi “Türkiye’yi yönetmek” isteyenin, böyle bir iddiası olanın “birlik” sorunu olmaz mı? Hatta Okuyan söylemiyle soralım “ülkenin yurtsever cumhuriyetçi kaynağı var, bunlarla yönetiriz” diyenin birlik sorunu yok mudur? “Bunlarla yönetiriz” söyleminde zaten bir birlik sorunu var, tarif ediliyor değil mi! Nedir bu hava, bu afra, tafra, bu kibir! Dünyada cephesel anlamda “birlik sorunu” olmayan kendisine komünist, sosyalist ya da devrimci diyen bir ucube siyasal duruş, tarzı var mıdır?

“Sosyalist”, devrimci vb. olduğunu iddia eden parti, örgüt ya da yapıların eğer örneğin faşist şeflik rejimini yıkmak gibi veya sosyalizme açılan halkçı devrimci bir iktidar kurmak, kapitalizmi ve emperyalizmi tasfiye etmek vb. gibi bir iddiaları varsa onlar kabul etsin ya da etmesin birlik sorunları vardır, olmuyorsa bu onların iktidar “perspektifinden” yoksun olduklarını, sadece perspektifsiz değil, gerçekte devrimci iddiadan da yoksun olduklarını gösterir.

Oportünizm kadar siyasi kibir de TKP’nin ayırıcı özelliklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Tabi ki, TKP’nin kendini beğenmişlik ve büyüklenmesiyle, Okuyan’ınki benzeş ve özdeştir; birbirini beslemekte ve koşullandırmaktadır. Bu bulaşıcı siyasi kibir virüsünün TKP saflarındaki kadrolara, devrimcilere bulaşması da kaçınılmazdır.

Terkoğlu, “Milli mücadeleyi gerçekleştiren, devrimleri yapan, Cumhuriyeti kuran bir CHP var. Bir de DEM Parti var. Bir de bunların dışında duran sosyalist partiler var; ama her kırılmada bu iki partinin arkasında gidiyorlar. Türkiye’de niye böyle? Hatta siz de Kılıçdaroğlu’na destek verdiniz, pişmanız, dediniz” diyor.

Okuyan “Pişmanız demedim, bir kereye mahsus desteğin gerekçelerini açıkladık. ‘Sosyalist Güç’ten pişmanız dedim. Bu sistemin içerisinde belli konumlara gelip, devrim yaparız diyenler olabilir. Ama bunun imkanı yok. Böyle bir solculuk yok. Biz de bu solculuk tipinden uzak duruyoruz. CHP-DEM gölgesinde siyaset yapmanın sola verdiği zararı görmedilerse ne diyeyim.”

Kılıçdaroğlu’nu desteklediniz ve tabi ki bu, CHP’yi adres gösterme anlamı da taşır. Pişman olmadıysanız, yakın gelecekte CHP’nin cumhurbaşkanı adayını desteklemeniz de sürpriz olmayacaktır.

Şunu da soralım, günümüzde, yani burjuva cumhuriyetin kuruluşundan yüz yıl sonra politikasını burjuva “cumhuriyetçi” değerler üzerine kurgulayanların CHP gölgesinde siyaset yapmayı eleştirmesi ironik değil mi?!

“Bu sistemin içerisinde belli konumlara gelip, devrim yaparız diyenler olabilir. Ama bunun imkanı yok.” Doğrudur, TKP ve Okuyan ile bu “noktada” görüş birliği içerisinde olduğumuzu söylemekten sakınmayacağız. Ama böyle bir solculuk var ve “bu solculuk tipinden uzak durmak” istemeleri de niyet beyanı olarak önemli. Fakat şunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor; TKP’yi yöneten devrim düşüncesi ve devrim stratejisi nedir? TKP’nin devrimcilik iddiası lafzi değil de gerçek olduğuna dair veriler nedir.

Okuyan, Terkoğlu’na yanıt verirken kendi kendisine soruyor ve yanıtlıyor: “Aslında AKP’ye karşı mücadele nasıl olmalı? Sermaye karşısındaki geniş halk tabakasına ve Cumhuriyet değerlerine dönük siyaset üretimiyle. Ama CHP bunu yapmadı, AKP’ye benzeyerek hesaplaşmaya girdi, düzen içi hesaplaşmaydı bu.”

TKP’nin AKP’ye karşı mücadele stratejisinde kritik kavram, “Cumhuriyet değerlerine dönük siyaset üretimi” oluyor. Neden devrimci siyaset değil, neden sosyalist siyaset değil, neden burjuva cumhuriyetin değerlerine yönelik siyaset? Altını kalınca çiziyoruz, söz konusu olan burjuva cumhuriyetin değerleri temelinde siyasettir ki, bu en iyi halükârda devrimci değil statükocudur. TKP-Okuyan AKP-MHP ittifakına dayanan faşist şeflik rejimini yıkmayı, faşist şeflik rejimine karşı izlenecek devrimci stratejiden değil, “AKP’ye karşı mücadele”den dem vuruyor, üstelik bunu CHP’nin AKP karşıtı siyasetini eleştirerek yapıyor. Cumhuriyet değerleri karşısında TKP ne sosyalist bir cumhuriyeti ne de sosyalizme açılan bir halk cumhuriyeti hedefi ve programı koyuyor. TKP’nin “perspektifi” tabi ki var, ama onun perspektifi burjuva cumhuriyetle sınırlı, daha fazlasını olanaksız görüyor, işçi sınıfına da halka da güvenmiyor, “Türkiye soluna” hiç güvenmiyor, ama cumhuriyet değerlerine muazzam güveniyor, oradan güç çıkartmaya çalışıyor. Tabi ki, CHP’nin gölgesinde de kalmıyor!

Terkoğlu, “Çözüm süreci hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye soruyor.

Okuyan yanıtlıyor: “Birisi diyor ki ‘AKP’yle masaya oturulur mu?’, birisi de ‘PKK ile masaya oturulur mu?’ Böyle bir itiraz olur mu? Bu süreç böyle değerlendirilemez ki. Bu sürecin demokratikleşmeyle, özgürleşmeyle alakası yok… Baktık, izledik, yeterince done oluştu ve bunun Yeni Osmanlıcı bir sistem olduğunu söyledik.”

Tamam öyle olsun, haklı ve doğru olun! Yine de “sorun” ne? “Çözüm”, doğrusu uzlaşı sürecini analiz edebilmeniz için savaşa neden olan sorunu tanımlamanız gerekir. Fakat Okuyan’ın sorunu tanımlama çabasına girmemesi de şaşırtıcı değil. Kürt ulusundan, Kürt ulusal sorunundan bahsetmek, cumhuriyetçi değerlere uygun olmaz tabi. Cumhuriyet Kürt ulusunun inkarı üzerine kuruldu. Bu da cumhuriyetin değerlerinden biri. TKP’den “TKP olarak Kürt ulusu var, Türk ulusu hangi haklara sahipse Kürt ulusuna da o hakların tanınmasını istiyoruz” demesi beklenir mi? Mustafa Suphilerin TKP’si bunu yapıyordu. Ulusların kaderlerini tayini hakkına dair ilkeyi reddeden, Lenin’i revizyondan geçiren TKP ve Okuyan’dan bunlar beklenemez tabi. Demek ki, güncel TKP’nin bir ayırıcı özelliği de sosyal şovenizmi oluyor.


Seçtiklerimiz: İbrahim Çiçek – etha – 26.09.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑