İnsan Hakları

Published on Eylül 27th, 2026

0

Kayıp yakınları 5 kentte eylemdeydi: Cezasızlığa son verin

Kayıp yakınları ve İHD’nin 5 kentte gerçekleştirdiği eylemlerde gözaltına kaybedilenlerin akıbetinin açığa çıkarılması ve cezasızlığı son verilmesi istendi.

Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği, gözaltında kaybedilen ve katledilenlerin akıbetini sormak ve faillerin hesap vermesi amacıyla düzenlediği eylemlere bu hafta da devam etti.

AMED 

İHD ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla sürdürdükleri eylemlerinin 920. haftasında Koşuyolu Parkı’nda bir araya geldi. Bu hafta 25 Eylül 1997’de Kulp’ta zorla kaybedilen Zozan ve Orhan Eren’in akıbeti soruldu.

İHD Amed Şubesi Kayıp Komisyonu Üyesi Berfin Elçi; Zozan ve Orhan Eren’in kaybedilme hikayesini şöyle anlattı: “Kulp sağlık ocağında hemşire olarak çalışan Zozan Eren, eşi ve iki kız çocuğu ile birlikte Kulp’ta yaşar. 

Eşi Orhan Eren ile kaybedilmeden önce dönemin Kulp Kaymakamı, Zozan Eren’e kendi isteğiyle tayinini başka yere aldırmasını söyler. Kaymakamla görüştükten sonra Zozan Eren’i kaymakamlıkta görevli iki polis, ‘Sen PKK’lilere ilaç gönderiyorsun, onun için buradan gitmek zorundasın’ diyerek tehdit eder.”

Kısa bir süre sonra ise Zozan Eren’in, “örgüte yardım ettiği” iddiasıyla Diyarbakır Doğum Hastanesi’ne sürgün edildiğini ifade eden Elçi, “Diyarbakır’a tayini çıkan Zozan Eren’in çocukları Kulp’ta annesi Pembe Toprak’ın yanında kalır. 24 Eylül 1997 tarihinde Zozan Eren annesini arayarak ‘Yarın, eşi Orhan ile birlikte Kulp’a gelerek çocuklarını alıp Diyarbakır’a döneceklerini’ söyler” dedi.

‘ARAÇ KARAKOLA 50 METRE UZAKLIKTA BULUNDU’

Ertesi gün kızı ve damadının çocuklarını almaya gelmeyince anne Pembe Toprak’ın endişelenmeye başladığını belirten Elçi, şunları aktardı: “Aynı gece saat 24.00 civarında damadı Orhan’ın çalıştığı Lice’deki cezaevi savcısı telefonla arayarak Orhan ve eşinden bir haber alıp almadığını anne Toprak’a sorar. Bu telefondan yaklaşık iki saat sonra bu kez Orhan’ın iş arkadaşı arar ve Orhan’ın arabasının Lice’ye bağlı Angül Karakolu’nun 50 metre yakınlarında terk edilmiş bir vaziyette bulunduğunu, Zozan ve Orhan’dan haber alınmadığını söyler.

Cumartesi günü anne Toprak, Kulp Jandarma Karakolu’na başvuru için gider. Karakoldakiler; tatil olduğunu ileri sürerek başvurusunu kabul etmeyip Pazartesi günü gelmesini söyler. Pazartesi günü anne Pembe Toprak, Kulp Savcılığına başvurarak durumu izah etmeye çalışır. Savcı, Angül karakolunu arayarak bilgi alır. Karakoldakiler ‘Kaçırma olayının gerçekleştiğini, Orhan ve Zozan Eren’in PKK militanları tarafından kaçırıldığını’ bildirir.”

‘AİHM TÜRKİYE’Yİ MAHKUM ETTİ’

İHD Amed Şubesi Kayıp Komisyonu Üyesi Berfin Elçi, şöyle devam etti: “Çiftin arabasının Angül Karakolu’nun yakınında bulunmasına rağmen militanların Zozan ve Orhan Eren’i kaçırdığı bilgisi inandırıcı gelmemekle birlikte, somut bir delille de ortaya konulmaz. Yine de tüm idari ve hukuki mercilerce ısrarla aileye bu bilgi verilir. İç hukuk yollarında bir netice alamayan aile davayı AİHM’e taşır. 21 Şubat 2005 yılında AİHM ‘yaşam hakkı ihlali’ yapmaktan Türkiye’yi mahkum eder.

 Devlet şiddeti sonucu katledilen ve gözaltında zorla kaybedilen kişilerin akıbetini sormaktan, faillerinin yargılanıp cezalandırılması için mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.” 

Açıklama ardından yapılan oturma eylemiyle son buldu.  

BATMAN 

İHD Batman Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 756. haftasında İnsan Hakları Anıtı’nın önünde bir araya geldi. “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartının açıldığı eyleme, insan hakları savunucularının yanı siyasi parti temsilcileri de katıldı.

Bu haftaki eylemde 25 Eylül 1999 tarihinde Siirt’in Kurtalan ilçesinde kaçırıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Şehmus İnsel’in akıbeti soruldu.

İHD üyesi Mizgin Aravin; kaçırılan Şehmus İnsel’in abisi Mehmet Şah İnsel’in anlatımlarını şöyle aktardı: “Kardeşim Fatih Lisesi’nde okuduğu dönem Hizbullah örgütü içinde yer almıştı. Yaklaşık 2 yıl önce örgütle bağını koparmış ve açık öğretime kaydedilmişti. Dersleri ile ilgileniyordu. Bu arada onu evlendirdik. Evlenme işlemlerini yapmak üzere Kurtalan Nüfus Müdürlüğü’ne birlikte gittik. Nüfus müdürlüğünde kardeşimin jandarma tarafından arandığını söylediler.

Jandarmaya birlikte gittik. Bize Batman Emniyet Müdürlüğü’nden faks gelene kadar bekleyin dediler. Orada uzunca bir süre bekledikten sonra faks geldi. Kardeşimi Kurtalan Cumhuriyet Savcılığı’na sevk ettiler. Savcılık ifadesinin ardından kardeşim serbest bırakıldı. Bu olaydan bir hafta sonra 25 Eylül 1999 tarihinde kimliği belirsiz iki şahıs tarafından ‘Müslüman cemaati seni çağırıyor’ denilip götürülmüş ve bu tarihten beri kendisinden bir daha haber alınamamıştır. Şehmus, 1999 yılında Kurtalan’da kaybedildi.” 

Açıklama, oturma eylemiyle sona erdi. 

İZMİR 

İHD İzmir Şubesi, Konak eski Sümerbank önünde Amed’de gözaltında kaybedilen İbrahim Gündem için adalet istedi. “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” pankartının açıldığı açıklamayı İHD İzmir Şubesi Eş Başkanı Ahmet Rodi Polat okudu. 

1990’lı yıllarda yaşanan hak ihlallerine dikkat çeken Polat, “Adil bir gelecek ve kalıcı bir barış için hakikat ve adalet komisyonunun kurulması ve 50 yıllık çatışma ortamının yarattığı insan hakları ihlalleriyle yüzleşilmesi şarttır. Zira insanlar hala çocuklarının mezarlarını ve faillerini aramaktadır” dedi.

‘ETKİN SORUŞTURMA GÖREVİNİZİ YERİNE GETİRİN’

Polat, siyasi ve adli makamları sorumluluklarını yerine getirmeye çağırarak, şöyle söyledi: “İbrahim Gündem dosyasındaki inkara ve cezasızlığa son verin! Ahmet Gündem’in mezarını ortaya çıkaracak ve adaleti sağlamayı mümkün kılacak etkin bir soruşturma görevinizi yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin, İbrahim Gündem için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”

URFA

İHD Urfa Şubesi, “Kayıplar bulunsun failleri yargılansın” şiarıyla düzenlediği eylemin 84. haftasında Ahmet Kalper’in akıbetini sordu. Novada Park AVM önünde yapılan basın açıklamasına kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları katıldı. 

Gözaltına zorla kaybedilenlerin fotoğraflarının taşındığı açıklamada, basın metnini Kayıplar Komisyonu üyesi Müslüm Kına okudu. Ahmet Kalper’den 32 yıldır haber alınamadığını belirten Kına, “Siverek ilçesinde yaşayan Ahmet Kalper, 7 Aralık 1993 günü çalıştığı fırınından herkesin gözünün önünde zorla alınarak götürüldü. Tanıklar, Ahmet’in üç korucu tarafından ‘Sedat Ağa seni çağırıyor’ denilerek bir araçla kaçırıldığını gördü. Ancak bu tanıklık, devletin hiçbir kurumu tarafından kayıt altına alınmadı” dedi.  

Kına, Kalper ailesinin ifadelerini şu şekilde aktardı: “Ertesi gün savcılığa başvuruldu. Ahmet’in ağabeyi Mustafa Kalper tanık olduğunu söyledi ama savcı, ‘benim yapacak bir şeyim yok’ diyerek dilekçeyi almadı. Emniyet dilekçeyi almadı, abisi ‘kardeşim kayıp’ diyerek kapı kapı dolaşırken, özel timler tarafından ‘böyle biri yok’ denilerek engellendi, tehdit edildi; nezarete atıldı, 24 saat boyunca haksız yere gözaltında tutuldu.”

‘CEZASIZLIK POLİTİKALARINA SON VERİLSİN’

Mustafa Kalper’in Siverek’e dönüp Başbakan, Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Meclis’e dilekçeler yazdığını ancak cevap alamadığını belirten Müslüm Kına, şöyle konuştu: “Ahmet’in akıbeti hala karanlık, hala saklanıyor. O dönemlerde Siverek’te, Hilvan’da, Viranşehir’de, Ceylanpınar’da insanlar sistematik olarak kaçırılıyor, katlediliyor; failler korunuyordu. Ahmet de bu politikanın kurbanı oldu. Bizler, insan hakları savunucuları olarak tüm kayıpların akıbetinin tüm yönleriyle açığa çıkarılmasını, zorla kaybedilmesinden sorumlu olanların etkin biçimde soruşturulup yargılanmasını ve cezasızlık politikalarına son verilmesini talep ediyoruz. ” 

Açıklama, oturma eylemiyle son buldu.

HAKKARİ

İHD Hakkari Şubesi, eylemlerinin 246. haftasında, 1990 yılında gözaltında kaybedilen Mehmet Ürün, Salih Ürün, Ömer Ürün, Sıddık Yakut, Mehmet Yakut, Ömer Kaçan ve Abdullah Kert için adalet istedi. Yüksekova’daki Sanat Sokağı’nda düzenlenen eylemde, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” pankartı ile kayıpların fotoğrafları taşındı. Açıklama metnini İHD Hakkari Şubesi Eş Başkanı Ozan Akbaş okudu. 

7 kişinin akıbeti ortaya çıkana dek ve failler yargı karşısında hesap verene kadar mücadele edeceklerinin altını çizen Akbaş, “Biz, kaybedilen yakınlarının akıbetini arayan aileler ve hak savunucuları olarak yetkililere soruyoruz: Mehmet Ürün, Ömer Ürün, Salih Ürün, Sıdık Yakut, Mehmet Yakut, Ömer Kaçan ve Abdullah Kert neden işkenceyle öldürüldü? Onları katledenler, emri verenler, bu suça ortak olanlar neden hala yargı önüne çıkarılmadı?” diye sordu. 

Akbaş, 7 kişinin öyküsünü şöyle aktardı: “1990 yılında Yüksekova’da JİTEM bağlantılı korucu başları ve korucu gruplarının işbirliğiyle büyük bir katliam gerçekleştirildi. İsimleri ailelerce bilinen Kadri ve Casım adlı kişiler, sınırda kaçakçılık yapan korucu başlarıyla birlikte hareket ediyordu. Bu kişiler; Mehmet Ürün, Ömer Ürün, Salih Ürün, Sıdık Yakut, Mehmet Yakut, Ömer Kaçan ve çobanlık yapan Silopili Abdullah Kert’i ‘size iş bulduk’ diyerek kandırdılar.”

‘KORUCULAR, PKK’Lİ DİYE İHBAR ETTİ’

Daha sonra bu kişilerin Yüksekova Alay Komutanı Ali Kiraz’a ihbar edilerek “PKK’li” olarak gösterildiğini belirten Akbaş, “Ömer Ürün, işkence edildikten sonra silahla taranarak infaz edildi. Mehmet Ürün, askeri birliğin içinde kaynayan kazana atılarak öldürüldü. Diğerleri ağır işkencelerden geçirilerek katledildi. Olayın tek tanığı olan Silopili çoban Abdullah Kert önce serbest bırakıldı. Fakat olayı anlattığı için tekrar yakalanıp öldürüldü” dedi.

Ailelerin günler sonra yaşananları öğrenerek yakınlarının cenazelerini almak için Yüksekova’ya gelmeye çalıştığını ifade eden Akbaş, şunları söyledi: “Askerler kente girişlerini engelledi. Dolaylı yollarla kente girmeyi başaran aileler; kalacak yer bulamadı. Dönemin Belediye Başkanının girişimiyle aileler otele yerleştirildi. Gece otel basıldı, herkes Tabur Komutanlığı’na götürüldü.

‘AİLELERİN TÜM GİRİŞİMLERİ SONUÇSUZ KALDI’

İki gün boyunca taburda tutulan ve infaz edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan aileler, Belediye Başkanının çabasıyla kurtulabildi. Yakınlarının cenazeleri ailelere verilmeden Yüksekova Akalın Mezarlığı’na gömüldü. Ailelerin bugüne kadar yaptığı tüm başvurular ve hukuki girişimler sonuçsuz kaldı.” (etha)


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑