Soykırımdan sürgüne, sürgünden vicdana: Yannis Vasilis Yaylalı yalnız değildir | Enver Enli
Sizlere bir insanın öyküsünü anlatacağım.
Aslında bu, yalnızca bir insanın değil; yüzyıllardır inkâr edilen, yerinden edilen ve kimlikleri silinmeye çalışılan halkların öyküsüdür.
Anadolu, tarih boyunca onlarca halkın, dilin ve inancın ortak yurdu olmuştur. Ancak aynı Anadolu, büyük acıların da tanığıdır. Milyonlarca insan doğup büyüdüğü topraklardan koparılmış, katledilmiş, mallarına ve mülklerine el konulmuştur. Ardından o mülklerin üzerine “Adalet mülkün temelidir” sözü yazılmıştır. Oysa gerçek adalet, her şeyden önce hakikatin kabulüyle başlar.
Bugün Anadolu’da yaşayan birçok insan, yalnızca dedelerinin değil, kendi kimliğinin de izini sürmeye çalışıyor. İsimleri değiştirildi, köylerinin ve şehirlerinin adları değiştirildi, dilleri yasaklandı, inançları bastırıldı. Devlet politikalarının ve yıllarca süren inkârın sonucu olarak insanlar birbirine “gavur”, “Rum dölü”, “Ermeni tohumu”, “kanı bozuk”, “dönme” gibi ifadelerle aşağılandı. Bu sözler yalnızca hakaret değildir; yüz yılı aşan bir inkâr siyasetinin toplumsal yansımalarıdır.
Türkiye’de her yıl 19 Mayıs, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı ve Millî
Mücadele’nin başlangıcı olarak resmî törenlerle kutlanır. Ancak aynı tarih,
dünyanın birçok yerindeki Pontos Rumları tarafından büyük felaketin ve kitlesel
kıyımların simgesi olarak yas günü kabul edilir ve anılır.
Benzer şekilde, her yıl 24 Nisan’da Ermeniler,
1915 yılında Ermeni aydınlarının tutuklanmasıyla başlayan sürecin kurbanlarını
anmak için dünyanın dört bir yanında yas tutar.
Aynı coğrafya…
Aynı tarihler…
Ama bambaşka hafızalar.
İşte Yannis Vasilis Yaylalı’nın yaşamı da tam bu
tarihsel kırılmanın içinden çıkıyor.
Türkiye kamuoyunun yakından tanıdığı Yannis
Vasilis Yaylalı, Samsun’un Bafra ilçesinde İbrahim Yaylalı adıyla dünyaya
geldi. Gençliğinde koyu bir Türk milliyetçisi olarak yetiştirildi. Gönüllü
olarak Türk ordusunun özel birliklerine katıldı ve Kürt coğrafyasında yürütülen
savaşın içinde yer aldı.
Yıllar sonra, o dönemde yaşadığı ağır insan
hakları ihlallerini ve tanık olduğu acıları kamuoyunun önünde cesaretle
anlattı. Geçmişini gizlemedi; aksine onunla yüzleşti.
1994 yılında çatışmalarda PKK güçlerine esir
düştü. Daha sonra gerçekleştirilen esir değişimiyle yeniden Türkiye’ye teslim
edildi.
Gözaltında
sorgulanırken, ailesinin Pontos Rum kökenli olduğunu öğrendi.
Belki de yaşamındaki en büyük kırılma buydu.
Çocukluğundan itibaren kendisine öğretilen bütün
ezberler bir anda anlamını yitirdi. Devletin yıllarca “öteki” olarak gösterdiği
halklardan birinin çocuğu olduğunu öğrenmek, onun hayatını kökten değiştirdi.
Silahı bıraktı.
Milliyetçiliği sorguladı.
Vicdani retçi oldu.
İnsan hakları mücadelesinin içinde yer aldı.
Roboski Katliamı sonrasında sergilediği vicdani
duruş, Kürt halkının hak mücadelesine verdiği destek ve geçmişiyle cesurca
hesaplaşması nedeniyle Türkiye’de baskılara uğradı, hakkında davalar açıldı ve
sonunda ülkesini terk etmek zorunda kaldı.
Sığındığı yer, aslında atalarının toprağıydı.
Yunanistan…
Orada akrabalarını buldu.
Köklerini buldu.
Ama huzuru bulamadı.
Bugün Yannis Vasilis Yaylalı, Yunanistan’da
siyasi sığınma hakkı için hukuk mücadelesi veriyor. Kendi açıklamalarına göre,
hakkında gizli bir dosya bulunduğunu öğrendiğini ve sürecin adil işlemediğini
düşünüyor. Yunan makamları ise sığınma başvurusunu reddeden bir süreç yürüttü;
dosyası yargı mercilerinde değerlendirilmeye devam ediyor.
Onun hukuki durumu hakkında son sözü elbette
mahkemeler söyleyecektir.
Ancak tartışmasız bir gerçek vardır, Türkiye’de insan hakları savunucularının, muhaliflerin ve farklı kimliklere sahip insanların karşı karşıya kaldığı riskler, uluslararası kamuoyunun da dikkatle izlediği bir konudur. Bu nedenle Yannis Vasilis Yaylalı’nın davası yalnızca bireysel bir hukuk dosyası değil, aynı zamanda insan hakları açısından önem taşıyan bir süreçtir.
Yannis ile yollarımız Selanik’te kesişti.
Ben oğlum Deniz’i aramak için gitmiştim.
O ise yıllardır sürgün hayatı yaşayan bir insandı.
İki sürgün, aynı masada oturduk.
Saatler süren sohbetimizde yalnızca kendi acılarımızı değil; halklarımızın acılarını, sürgünü, inkârı, insan haklarını ve geleceği konuştuk.
Benim en zor günlerimde bana moral veren insanlardan biri oldu.
İyi ki yollarımız kesişti.
Bugün sevgili dostum Yannis Vasilis Yaylalı’nın yeniden mahkemesi var.
3 Ağustos’ta…
Bu dava yalnızca onun davası değildir.
Bu dava, insan haklarına inanan herkesin davasıdır.
Bu dava, Avrupa’nın iltica hukukuna, yaşam hakkına ve evrensel hukuk ilkelerine ne ölçüde bağlı kaldığının da sınanacağı bir davadır.
İnsan hakları savunucularını, demokratik kitle örgütlerini, gazetecileri, hukukçuları, sanatçıları ve vicdan sahibi herkesi Yannis Vasilis Yaylalı’nın davasını yakından izlemeye çağırıyorum.
Yunanistan makamlarından beklentimiz, dosyanın uluslararası hukuk ve insan hakları ilkeleri çerçevesinde adil, şeffaf ve tarafsız biçimde değerlendirilmesidir.
Sessiz kalmak, çoğu zaman haksızlığın en büyük ortağı olmaktır.
Bugün Yannis’in sesine ses olmak, yalnızca bir insana sahip çıkmak değildir.
Bu, hakikate sahip çıkmaktır.
Bu, vicdana sahip çıkmaktır.
Bu, insan olmaya sahip çıkmaktır.
3 Ağustos’taki duruşmayı izleyelim, paylaşalım, dayanışmayı büyütelim. Bir insanın yaşam hakkı, siyasi hesaplara kurban edilmemelidir.
Yannis Vasilis Yaylalı yalnız değildir.
Enver Enli – 07.07.2026























































