“Çerçeve Yasa” üzerine ortak panel
Duisburg Gençlik ve Kültür Derneği’nde düzenlenen “Türkiye’de son siyasal gelişmeler ve Çerçeve Yasa” panelinde DEM Parti Almanya Temsilcisi Faysal Sarıyıldız, AABF Başkanı Hüseyin Mat, ATİK Eş Genel Başkanı Süleyman Gürcan ve Marksist Teori Dergisi yazarı İbrahim Çiçek konuştu. Panelde Kürt sorunu, iktidar tarafından “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan süreç, Çerçeve Yasa, Alevilerin talepleri, Rojava ve Ortadoğu’daki gelişmeler ele alınırken, barışın kalıcılaşması ve demokratik hakların güvence altına alınması tartışmaları temel gündem oldu.
Duisburg Gençlik ve Kültür Derneği’nde “Türkiye’de son siyasal gelişmeler ve Çerçeve Yasa” başlıklı panel düzenlendi. DEM Parti Almanya Temsilcisi Faysal Sarıyıldız, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Avrupa Göçmen İşçiler Konfederasyonu Eş Genel Başkanı Süleyman Gürcan ve Marksist Teori Dergisi yazarı İbrahim Çiçek’in katıldığı panelde Türkiye’de son dönemde yaşanan siyasal gelişmeler, Kürt sorunu, faşist şeflik rejimi tarafından “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan süreç, Çerçeve Yasa tartışmaları, Alevilerin demokratik talepleri, Rojava ve Ortadoğu’daki gelişmeler ele alındı.

Panelde Türkiye’de siyasal iktidarın uygulamaları, Kürt halkına yönelik politikalar, geçmiş çözüm süreçlerinin deneyimleri ve bugün gündeme gelen yeni sürecin olanakları ile sınırları üzerine değerlendirmeler yapıldı. Konuşmalarda barışın yalnızca silahların susmasıyla sınırlı olmadığı, demokratik ve hukuki güvencelerin oluşturulmasının sürecin temel başlıklarından biri olduğu vurgulandı.
GÜRCAN: “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” İLE “DEMOKRATİK TOPLUM” AYRIŞIYOR
Avrupa Göçmen İşçiler Konfederasyonu Eş Genel Başkanı Süleyman Gürcan, Türkiye’de işçilere, emekçilere, Kürtlere, Alevilere ve farklı inanç ve kimliklere yönelik baskıların devam ettiğini belirterek konuşmasına başladı.
Gürcan, son dönemde CHP’ye yönelik operasyonlar ile Kürt belediyelerine kayyum atanmasını aynı siyasal tablonun parçaları olarak ele aldı. Siyasal iktidarın yalnızca Kürt hareketine değil, kendisi dışındaki siyasal ve toplumsal güçlere yönelik baskı mekanizmalarını da genişlettiğini söyleyen Gürcan, bu sürecin Türkiye’de demokratik alanı daralttığını ifade etti.
2024 Ekim’inde başlayan yeni sürece ve 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından yapılan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”na dikkat çeken Gürcan, PKK’nin 12. Kongresi’nde silahlı mücadeleyi sona erdirme yönünde alınan kararların ardından yeni bir dönemin gündeme geldiğini söyledi.
Gürcan, Kürt sorununda 1993’ten bu yana birçok kez ateşkes ve çözüm girişimlerinin gündeme geldiğini hatırlattı. Farklı dönemlerde ortaya çıkan çözüm arayışlarının faşist Türk devleti tarafından çeşitli gerekçelerle sonlandırıldığını belirten Gürcan, 2015 yılında çözüm sürecinin sona ermesiyle birlikte çatışmaların yeniden başladığını ve halkın ve devrimcilerin bodrumlarda infaz edildiğini söyledi.
Suruç katliamı, 2015 sonrası gelişmeler, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksedağ’ın tutuklanması ve dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun açıklamalarına değinen Gürcan, geçmiş deneyimlerin bugün yürütülen tartışmalar açısından önemli olduğunu kaydetti ve bu yönüyle Türk devletine güvenilmemesi gerektiğini belirtti.
Devletin Kürt sorununa yaklaşımında tarihsel bir süreklilik bulunduğunu belirten Gürcan, Türkiye’de farklı dönemlerde yaşanan katliamları ve baskı politikalarını da bu tarihsel süreklilik içerisinde değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yaptı.
“ÇERÇEVE YASA DEMOKRATİK HAKLARI DARALTMAMALI”
Gürcan, bugün kullanılan “Terörsüz Türkiye” kavramı ile Kürt hareketinin kullandığı “Demokratik Toplum” kavramı arasındaki iki tarfında farklı anlamlar çıkardığına dikkat çekti.
Bir tarafta sorunu esas olarak “terör” başlığı altında tanımlayan bir yaklaşım, diğer tarafta ise demokratik toplumun inşasını merkeze alan bir yaklaşım bulunduğunu söyleyen Gürcan, Çerçeve Yasa tartışmasının da bu farklılık üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Yasanın terör tanımını genişleten ve demokratik siyasal faaliyetleri de kriminalize eden bir içeriğe sahip olmaması gerektiğini belirten Gürcan, faşist Türk devletinin bu barışı sağlamaya kodlarının el vermediğini vurguladı.
Puşi taktığı, slogan attığı veya bir protesto eylemine katıldığı için insanların soruşturma ve davalarla karşı karşıya kalmasını örnek gösteren Gürcan, demokratik hakların yalnızca yasalar üzerinde tanınmasının yeterli olmadığını, bu hakların fiilen kullanılabilmesi gerektiğini söyledi.
Gürcan, Kürt sorununun çözümünün yalnızca silahlı çatışmanın sona erdirilmesi olarak ele alınamayacağını belirterek, Kürt halkının siyasal, kültürel ve ulus olmaktan kaynaklı haklarının güvence altına alınması gerektiğini ifade etti.
GÜRCAN: ORTADOĞU’DAKİ GELİŞMELER TÜRKİYE’DEN BAĞIMSIZ DEĞİL
Panelde Ortadoğu’daki gelişmelere de geniş yer veren Gürcan, emperyalist güçlerin bölgedeki direniş güçlerini bitirmeye yönelik saldırılarını değerlendirdi.
Nepal, Hindistan, Filipinler, Suriye, Irak ve Lübnan’daki gelişmelere değinen Gürcan, Suriye’de Rojava’ya, Irak’ta Haşdi Şabi’ye ve Lübnan’da Hizbullah’a yönelik saldırıların bölgesel güç dengeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini ve bu hareketlerin dünya savaşı hazırlıkları dahilinde tasfiye edilmek istendiğini söyledi.
Türkiye’nin Ortadoğu’daki politikalarının da bu tablonun dışında değerlendirilemeyeceğini belirten Gürcan, Türk sermayesinin bölgesel gelişmelerdeki rolüne dikkat çekti. Türkiye’deki sermaye sınıfının Ortadoğu’daki gelişmelerle ekonomik ve siyasal bağlarının bulunduğunu söyleyen Gürcan, Avrupa’da yaşayan göçmen işçilerin de bu gelişmeleri yakından takip etmesi gerektiğini ifade etti.
Gürcan, Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin yalnızca devletler arası ilişkiler üzerinden değil, işçiler, emekçiler ve ezilen halkların mücadelesi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
MAT: ALEVİLER MİSAFİR DEĞİL, EV SAHİBİ OLMALI
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Avrupa’daki Alevi örgütlenmesinin Alevilerin inançlarını, kültürlerini ve kimliklerini korumasında önemli bir işlev gördüğünü söyledi.
Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde Alevilerin örgütlenme ve inanç özgürlüğü bakımından önemli kazanımlar elde ettiğini belirten Mat, bazı ülkelerde Alevi kurumlarının diğer inanç kurumlarıyla benzer hukuki statülere sahip olduğunu ifade etti.
Türkiye’de ise Alevilerin inanç özgürlüğü, ibadethanelerinin statüsü, kültürel hakları ve eşitlik talepleri bakımından sorunların devam ettiğini belirten Mat, devletin Alevilere yaklaşımının demokratikleşme açısından önemli bir sorun olduğunu söyledi.
Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine kadar devletin Alevilere yönelik politikalarının demokratik ve eşitlikçi bir zemine oturmadığını belirten Mat, Alevilerin kendi inançlarını ve kimliklerini özgürce yaşayabilecekleri hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini ifade etti.
Mat, Alevilerin yalnızca kendi inanç alanlarına ilişkin taleplerle sınırlı bir mücadele yürütmemesi gerektiğini, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve barışın sağlanmasının Aleviler açısından da temel bir ihtiyaç olduğunu söyledi.
“BARIŞ OLMADAN DEMOKRATİKLEŞME OLMAZ”
Kürt sorunu ile Alevilerin yaşadığı sorunların birbirinden tamamen ayrı ele alınamayacağını belirten Mat, Türkiye’de demokratikleşmenin bütün ezilen ve dışlanan toplumsal kesimlerin haklarının güvence altına alınmasıyla mümkün olacağını ifade etti.
Geçmişteki çözüm süreçlerinde yaşanan deneyimlerin Aleviler açısından da kaygı yarattığını söyleyen Mat, özellikle Kürt halkının önceki süreçlerde yaşadığı hayal kırıklıklarının dikkate alınması gerektiğini belirtti.
Buna rağmen barış yönündeki her girişimin desteklenmesi gerektiğini söyleyen Mat, Alevi hareketinin sürecin dışında kalmaması gerektiğini ifade etti.
Alevilerin Türkiye’de “misafir” gibi görülmemesi gerektiğini belirten Mat, “Aleviler misafir değil, ev sahibi olmalı” anlayışının demokratikleşme açısından önemli olduğunu söyledi.
Mat, Erdoğan ve siyasal İslam anlayışına yönelik ciddi bir güvensizliğin bulunduğunu dile getirirken, bu güvensizliğin barış ve demokratik çözüm arayışlarının dışında kalmak anlamına gelmemesi gerektiğini belirtti.
Avrupa’da Alevi kurumlarının Kürt hareketi ve farklı demokratik güçlerle ortak çalışmalar yürütmesinin önemine dikkat çeken Mat, Alevi, Kürt ve diğer demokratik toplumsal güçlerin yan yana gelmesinin Türkiye’deki tekçi devlet anlayışının aşılması bakımından önemli bir zemin oluşturabileceğini söyledi.
ÇİÇEK: TÜRKİYE VE KÜRDİSTAN TARİHSEL BİR EŞİKTEN GEÇİYOR
Marksist Teori Dergisi yazarı İbrahim Çiçek, Türkiye ve Kürdistan açısından tarihsel bir kırılma ve eşikten geçildiğini belirterek konuşmasına başladı.
Çiçek, içinde bulunulan dönemin 1971-72 dönemindeki siyasal kırılmalarla karşılaştırılabileceğini söyledi. Bugünkü sürecin yalnızca günlük siyasal gelişmeler üzerinden değil, uzun tarihsel gelişmeler ve sınıf mücadeleleri bağlamında ele alınması gerektiğini ifade etti.
Çerçeve Yasa tartışmasının, Kürt ulusal hareketi ile faşist şeflik rejimi arasındaki çatışmanın siyasal sonuçları çerçevesinde ele alınması gerektiğini belirten Çiçek, mevcut sürecin arka planında uzun yıllara yayılan bir mücadele bulunduğunu söyledi.
PKK’nin askeri olarak yenilmediğini ve devletin de PKK’yi askeri olarak tasfiye edemediğini belirten Çiçek, gelinen noktada iki tarafın da birbirini ortadan kaldırmadığı bir tarihsel tablonun oluştuğunu ifade etti.
Bu durumun yeni bir siyasal sürecin ortaya çıkmasında etkili olduğunu belirten Çiçek, MHP Genel Başkanı faşist Bahçeli’nin açıklamalarıyla başlayan tartışmaların “Terörsüz Türkiye” adı altında yeni bir sürece dönüştüğünü söyledi.
2015’TE MASANIN NEDEN DEVRİLDİĞİNİ ANLAMAK BUGÜNÜ ANLAMAK İÇİN ÖNEMLİ
2014-2015 dönemindeki çözüm sürecine değinen Çiçek, o dönemde tarafların neden bir araya geldiğini ve sürecin neden sona erdiğini yeniden değerlendirmek gerektiğini söyledi.
Suruç katliamı ve 2015 sonrasında yaşanan çatışma sürecine dikkat çeken Çiçek, çözüm masasının askeri bir yenilgi nedeniyle değil, siyasal iradenin ortadan kalkmasıyla dağıldığını ifade etti.
Abdullah Öcalan ile Kandil arasındaki ilişkinin de süreç açısından önemli olduğunu belirten Çiçek, Kürt hareketinin siyasal ve askeri yapılarının geçmiş süreçlerde nasıl bir ilişki içerisinde olduğunu değerlendirdi.
Bugünkü Çerçeve Yasa tartışmasının Kürt halkının ulusal haklarını ve demokratik özgürlüklerini güvence altına alan bir içeriğe sahip olması gerektiğini belirten Çiçek, yalnızca silahların bırakılmasına veya silahlı güçlerin tasfiyesine odaklanan bir yasal düzenlemenin Kürt sorununu çözmeyeceğini söyledi.
Çiçek, Kürt halkının ulusal hakları, siyasal temsil hakkı, demokratik özgürlükleri ve örgütlenme hakkı konusunda hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini ifade etti.
ÇİÇEK: “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” DEMOKRASİSİZ TÜRKİYE’YE DÖNÜŞMEMELİ
“Terörsüz Türkiye” söyleminin nasıl bir siyasal içeriğe sahip olacağının önemli olduğunu belirten Çiçek, terör kavramının genişletilerek demokratik muhalefetin tamamını kapsayan bir baskı aracına dönüştürülmemesi gerektiğini söyledi.
Çiçek, Rojava’daki gelişmelere de dikkat çekerek Kürt halkının bölgede elde ettiği kazanımların Türkiye’deki siyasal süreçten ayrı ele alınamayacağını ifade etti.
Rojava’ya yönelik saldırıların, Ortadoğu’daki emperyalist ve bölgesel güç mücadelelerinin bir parçası olduğunu belirten Çiçek, Türkiye’deki devrimci güçlerin, Alevilerin, işçilerin ve ezilenlerin bu gelişmelere müdahil olması gerektiğini söyledi.
Demokratik ve devrimci güçlerin ortak bir mücadele hattı oluşturmasının önemine dikkat çeken Çiçek, sürecin yalnızca devlet ile Kürt hareketi arasındaki görüşmelere bırakılmaması gerektiğini ifade etti.
Öcalan’ın “toplumsal çelişkilerin çözümünde demokratik uzlaşı artık tek geçerli yoldur” ifadesini de eleştiren Çiçek, “komünistler açısından hala sınıflar ve sınıflar mücadelesi vardır. Komünistlerin uzlaşıdan anladıkları şey sınıf uzlaşı değildir” ifadelerini kullandı. Sözlerinin devamında İbrahim Çiçek, toplumda uzlaşmaz çelişkilerin olduğu, sınıf çelişkileri, cins çelişkisi, Kürt halkının ulusal haklarından kaynaklı çelişkilerinin devam ettiğini ve bunların ancak faşist şeflik rejimin tasfiyesiyle elde edilebileceğini vurguladı.
“Çözüm yasasında Kürt adı yok, Kürt halkının ulusal hakları yok, ne var? Gerillanın silahsızlandırılması var. Türk devletinin çözüm süreciyle Kürt halkının 50 yıldır yürüttüğü mücadeleyle oluşan Kürt ulusal bilinçlenmesini tasfiye etmeyi hedeflediği çok açık. Müzakereler, uzlaşmalar mücadele içerisinde gündeme gelebilir, ancak bu uzlaşmaların ezilenlere ne getirdiği belirleyici olmak zorundadır. Buradan bakıldığında süreçte Kürt halkı lehine şu ana kadar hiç bir demokratik kazanım ya da sonuç yoktur. Bu sonucun ortaya çıkmasında Türkiye devrimci hareketinin de batıda 2. Cepheyi tüm çaba ve direnişe rağmen açamamış olmasının da rolü vardır” ifadelerini kullandı.
Marksist Teori Dergisi yazarı İbrahim Çiçek ayrıca 3 Şubat siyasi kırım saldırılarında tutsak edilen 84 sosyalistin sürece itirazi olanlara yönelik olduğu ve faşist devletin tüm saldırılarını itirazı olan güçlere yönelttiğini belirtti. Bu saldırıların “terörsüz Türkiye” olarak ifade edilen tasfiye ve siyasi kırım saldırılarının bir parçasıdır dedi.
SARIYILDIZ: DEMOKRASİ GÜÇLERİ ORTAKLAŞMALI
DEM Parti Almanya Temsilcisi Faysal Sarıyıldız, Türkiye’de faşizme ve kapitalizme karşı mücadele eden güçlerin ortaklaşmasının zorunlu olduğunu belirterek konuşmasına başladı.
Sarıyıldız, Rojava’daki gelişmeler ve IŞİD’e karşı mücadele sürecinin yalnızca Kürt hareketi açısından değil, Ortadoğu’daki bütün demokratik ve ilerici güçler açısından önemli sonuçlar ortaya çıkardığını söyledi.
7 Haziran 2015 seçimlerine değinen Sarıyıldız, HDP’nin o dönem farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren geniş bir siyasal zemin oluşturduğunu ve seçim sonuçlarının AKP’nin siyasal hegemonyasına karşı önemli bir sonuç yarattığını belirtti.
Bugünkü sürecin yalnızca AKP’nin niyetleri üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Sarıyıldız, Türkiye’deki toplumsal, siyasal ve bölgesel koşulların değiştiğini ifade etti.
“KÜRT HAREKETİNİN MÜCADELE DENEYİMİ SOMUT KOŞULLARLA BİRLİKTE ELE ALINMALI”
Sarıyıldız, savaş ve çatışma koşullarına ilişkin kişisel deneyimlerinden de söz ederek, Kürt halkının uzun yıllar boyunca demokratik siyaset kanallarının kapatıldığı koşullarda farklı mücadele biçimlerine yöneldiğini söyledi.
Kürt hareketinin 1990’lardan itibaren silahlı mücadeleyi sona erdirme fikrini farklı dönemlerde gündeme getirdiğini hatırlatan Sarıyıldız, bugün gelinen noktada koşulların değiştiğini belirtti.
Kürt hareketinin geçmişte neden silahlı mücadele yürüttüğünün anlaşılması gerektiğini söyleyen Sarıyıldız, bunu yalnızca bugünden geriye doğru yapılan değerlendirmelerle açıklamanın yeterli olmayacağını ifade etti.
Bugünkü koşulların geçmişten farklı olduğunu belirten Sarıyıldız, mücadele yöntemlerinin değişmesinin mücadelenin ortadan kalkması anlamına gelmediğini söyledi.
SARIYILDIZ: MARKSİSTLER DEĞİŞEN KOŞULLARI YENİDEN ANALİZ ETMELİ
Sarıyıldız’ın konuşmasının önemli başlıklarından biri de Marksizm ve Marksistlerin güncel gelişmeleri ele alış biçimi oldu.
Marksistlerin toplumsal süreçleri yalnızca geçmişte oluşturulmuş kavramlarla açıklayamayacağını belirten Sarıyıldız, Marksizmin değişen koşulları, sınıf ilişkilerini ve siyasal mücadele biçimlerini somut durum üzerinden değerlendirmeyi gerektirdiğini söyledi.
Marksist düşüncenin değişmez kalıplar halinde ele alınmasının güncel gelişmelerin anlaşılmasını zorlaştırabileceğini belirten Sarıyıldız, bugün Kürt sorunu, Rojava, Türkiye’deki siyasal rejim ve Ortadoğu’daki gelişmelerin yeni koşullar içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Kürt hareketinin bugünkü durumunun yalnızca klasik devlet-halk çatışması üzerinden okunamayacağını belirten Sarıyıldız; uluslararası dengeler, Ortadoğu’daki gelişmeler, Rojava deneyimi, Türkiye’de kurumsallaşan siyasal baskı mekanizmaları ve kapitalizmin bölgedeki işleyişinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Sarıyıldız, Marksistlerin de bu değişimleri dikkate alarak kendi analizlerini yenilemesi gerektiğini belirtti. Geçmiş mücadele deneyimlerinin önemini koruduğunu ancak bugünkü koşulların kendi özgünlüğü içerisinde değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti.
SARIYILDIZ: MÜCADELE ARAÇLARININ DEĞİŞMESİ MÜCADELENİN BİTTİĞİ ANLAMINA GELMİYOR
Türkiye’de 2015 sonrasında siyasal baskı mekanizmalarının kurumsallaştığını belirten Sarıyıldız, toplumun ciddi biçimde kutuplaştırıldığı ve çürütüldüğünü söyledi.
Siyasal iktidarların kendiliğinden değişmediğini belirten Sarıyıldız, toplumsal güçlerin örgütlenmesinin ve ortak mücadele zeminlerinin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti.
Sarıyıldız, bugün farklı toplumsal kesimlerin demokrasi ekseninde ortaklaşmasının Türkiye’deki siyasal tablo açısından önemli olduğunu ifade etti.
Rojava’daki gelişmelerin de Türkiye’deki siyasal süreçten ayrı ele alınamayacağını belirten Sarıyıldız, bölgede elde edilen kazanımların korunmasının Kürt hareketi kadar Türkiye’deki demokrasi güçleri açısından da önemli olduğunu söyledi.
Kürt hareketinin geçmişten bugüne geçirdiği değişimin yalnızca taktik değişikliklerle açıklanamayacağını belirten Sarıyıldız, bölgesel ve uluslararası koşulların da bu değişimde etkili olduğunu ifade etti.
PANELDE ORTAK MÜCADELE VE BARIŞ VURGUSU
Panelin genelinde Türkiye’deki siyasal gelişmelerin yalnızca iktidar politikaları üzerinden değil, Kürt sorunu, Alevilerin talepleri, işçi ve emekçilerin mücadelesi, Ortadoğu’daki gelişmeler ve uluslararası güç dengeleriyle birlikte ele alınması gerektiği yönünde değerlendirmeler öne çıktı.
Konuşmacılar, geçmiş çözüm süreçlerinin deneyimlerinin bugün yürütülen tartışmalar açısından önemli olduğunu belirtirken, yeni sürecin kalıcı bir barışa dönüşebilmesi için demokratik ve hukuki güvencelerin oluşturulmasının önemine dikkat çekti.
Çerçeve Yasa’nın kapsamı, “Terörsüz Türkiye” söyleminin içeriği, Kürt halkının demokratik ve ulusal hakları, Alevilerin eşitlik talepleri, Rojava’daki gelişmeler ve Türkiye’deki siyasal baskılar panelin temel tartışma başlıklarını oluşturdu.
Panel, konuşmacıların değerlendirmelerinin ardından katılımcıların soruları ve tartışmalarıyla devam etti.
(etha, ATİK Online)

























































