..." /> Ediz Hun’un gözünden 6-7 Eylül olayları
    Avrupa Demokrat – Sansüre inat! logo
    • ANA SAYFAAna Sayfa
    • Haberler
      • Avrupa
        • Almanya
        • Arnavutluk
        • Avusturya
        • Belçika
        • Danimarka
        • Fransa
        • Hollanda
        • İngiltere
        • İspanya
        • İsveç
        • İsviçre
        • İtalya
        • Kosova
        • Macaristan
        • Norveç
        • Polonya
        • Portekiz
        • Sırbistan
        • Yunanistan
      • Ayrımcılık
      • Barış
      • Bilim & Teknik
      • Çocuk
      • Dünya
        • ABD
        • Asya
        • Afrika
        • Çin
        • Hindistan
        • Japonya
        • Kıbrıs
        • Latin Amerika
          • Küba
        • Orta Doğu
          • Filistin
          • Irak
          • İran
          • İsrail
          • Kürdistan
          • Mezopotamya
          • Suriye
        • Rusya
      • Eğitim
      • Ekoloji
        • Çevre
        • Doğa
        • İklim
      • Emek
        • Ekonomi
        • İş Dünyası
        • İşçi Sınıfı
      • Engelli Hakları
      • Faşizm
      • Gençlik
      • Genel
      • Göç
        • Azınlık
        • Göçmenlik
        • Mültecilik
      • Güncel
      • Haber
      • Halklar ve İnançlar
        • Alevi
        • Arnavut
        • Çerkes
        • Ermeni
        • Hristiyan
        • Kürt
        • Laz
        • Rum
        • Türk
        • Yahudi
      • Hayvan Hakları
      • Irkçılık
      • İnsan Hakları
      • Kadın
        • Feminizm
        • LGBTİQ+
      • Kültür-Sanat
        • Belgesel
        • Biyografi
        • Edebiyat
        • Kitap
        • Müzik
        • Resim
        • Şiir
        • Tiyatro
      • Özel Haber
      • Sağlık
      • Savaş
      • Sinema
      • Sömürgecilik
      • Spor
      • Tarih
      • Türkiye
        • Akdeniz
        • Karadeniz
      • Yaşam
    • Yazı-Yorum
      • Basın-Yayın
      • Çizgi
      • Forum
      • Makaleler
      • Röportajlar
      • Seçtiklerimiz
      • Söyleşiler
      • Yazarlar
    • Duyuru Panosu
      • Açıklama
      • Duyuru
    • Arama yap →


    Irkçılık

    Published on Eylül 10th, 2022

    0

    Ediz Hun’un gözünden 6-7 Eylül olayları


    • 15 yaşındaydım. Hatırlıyorum. Bir gece naralar atarak Taksim tarafından gelen bir grup bizim evin altındaki Bay Petro’nun bakkal dükkanının önünde toplanmaya başladılar. Gece yarısı saat 22.30-23.00’de bir güruh ellerinde sopalarla geldiler ve camları kırmaya başladılar.
    •  Sonra Petro geldi. Ağlamaya başladı. Macar terzi daha yaşlı bir adamdı. O da ağlıyordu. Adam cinnet geçirecek. Babam indi aşağıya adamları teskin etmeye çalışıyor. Ama imkânı var mı? Ben pencereydim. Yıllarca da travmasını yaşadım, hala düşündükçe dehşete kapılırım.

    BİRCAN DEĞİRMENCİ

    “Unutamayacağım bir gündü. 15 yaşındaydım. Hatırlıyorum. Bir gece naralar atarak Taksim tarafından gelen bir grup bizim evin altındaki Bay Petro’nun bakkal dükkanının önünde toplanmaya başladılar. Biz o gece sinemaya gitmiştik. Gittiğimizde bir şey yoktu. Hiç unutmuyorum 18:45 matinesiydi. 21.00’de eve geldik. Yemek yedik, Ada Palas Apartmanının birinci katında oturuyorduk. Altımızda Macar bir terzinin terzihanesi, yanında da Bay Petro’nun bakkal dükkânı vardı. Gece yarısı saat 22.30-23.00’de bir güruh ellerinde sopalarla geldiler ve camları kırmaya başladılar.

    Babamın bir tabancası vardı. Masanın üstüne koydu. Walter marka küçük bir tabanca. Almanya’dan getirmiş. Her ihtimale karşı, çıkardı. Çünkü adamlar kırıp dökmeye başladılar. Panjurları açtılar, camları kırdılar içeri girdiler. Bütün kumaşları ceketleri sokağa attılar. Biliyorlar nerede yabancı oturuyor. Daha önceden hesaplamışlar her şeyi.

    Petro geldi ağlamaya başladı

    Bay Petro biraz ilerde oturuyordu. Petro’nun dükkanına girdiler. Küçük bir dükkân. Arkasında da kileri var. Bütün malzemeyi, buzdolabı gibi bir şey vardı onu da kırmışlar. Kaşar peyniri rulosu vardı. Kaşar peynirlerini Defterdar Yokuşu’ndan aşağıya attılar. Yağma yapmadılar tahribat yaptılar. Babam çok sinirli bir adam. Anneme dedi ki ‘sen Ediz’i al odaya götür.’ Ben gitmek istemedim. Korktum ağlamaya başladım. Babamın yanında koluna girdim. Üstten görebiliyoruz hemen altımızdalar. Babam bağırdı ‘Ne yapıyorsunuz? Çıldırdınız mı?’ ‘Abi sen karışma, sen karışma!’ diyorlardı. Film şeridi gibi gözümün önünde. Pata küte her şeyi attılar, kırdılar. 25-30 kişi vardı. Sopalar vardı. Kazmalar vardı. Tüfek ve tabanca görmedim. Çekiçler vardı ellerinde. Mahvettiler ve başka yerlere dağıldılar, gittiler. Sonra Petro geldi. Saat 24.00 gibiydi. Ağlamaya başladı. Böyle bir rezillikti. Macar terzi daha yaşlı bir adamdı. O da ağlıyordu. Adam cinnet geçirecek. Babam indi aşağıya adamları teskin etmeye çalışıyor. Ama imkânı var mı? Ben pencereydim. Büyük bir rezillikti. Herkes pencerelerdeydi ama kimse korkudan balkona çıkmıyordu. Perdelerin arasından bakıyorlardı. Tam bir şok hali. Travmatik bir durum. Olacak bir şey değil.”

    Sözler Yeşilçam’ın romantik jönü Ediz Hun’a ait. Beyoğlu Emek’te, yaz günlerinde açık hava sinemalarında, zaman zaman da televizyon ekranlarında yıllarca konuk olmuştu hayatlara. Onu hep canlandırdığı karakterlerle beyaz perdeden izlemiştik ama işin bir de perde arkası vardı. Ediz Hun bu kez kurgu değil gerçek bir hikaye anlatmıştı. 

    Hun, nehir söyleşi yaptığı Rıza Oylum’un “Film Gibi Geçti” adlı kitabında Türkiye siyasi tarihinin utancının tanığı olduğu vahşet gecesini ilk defa dile getirdi. Daha önce hiçbir röportajda sorulmayan o sorunun cevabını Oylum’a vermişti.

    Ediz HUN ve Rıza OYLUM

    6-7 Eylül’ü sormak

    Yazar ve Film Eleştirmeni Rıza Oylum, İnkılap Yayınevi’nin koordinatörü Gülşen İşeri’nin Türkiye sinemasının kilometre taşı isimleriyle nehir söyleşi yapma teklifini memnuniyetle kabul eder. Çünkü amacı sadece Yeşilçam filmlerinin ardına düşmek değildir.

    “Gülşen eski bir gazeteci olarak bu alandaki literatür eksikliğini keşfetmişti. Yeşilçam’ın yaşayan en önemli jönlerinden birinin 50 yıla yaklaşan kariyerinin dehlizlerinde dolaşırken kuşkusuz sadece melankolik filmlerin izini sürmeyeceğimi biliyordu. Çerçeve bu şekildeyken; Ediz Hun’la görüşürken sinema tarihinin yanında toplumsal dönüşümlerin, şehrin yaşadığı tahribatın, darbelerin, azınlıkların ve dahi kıyımların izini sürmeyi planlamıştım. Zira İstanbul’un orta yerinde 1940’ların Beyoğlu’nda doğup büyüyen bu şehirli, orta sınıf, eğitimli insan, esasen Cumhuriyet sonrası Türkiye tarihinin bütün dönüşümlerinin canlı tanığıydı. 

    Doğum tarihi ve doğduğu yeri gördüğümde aklıma gelen ilk soru 6-7 Eylül olmuştu. Soruyu sormak için fırsat beklerken ilk aşkının bir Rum kızı olduğunu söylemesi işimi kolaylaştırmış, 15 yaşındayken yaşadığı hiçbir gazetecinin ona sormayı akıl etmediği 2 günlük kıyım günlerinde yaşadıklarını ilk aşkını anlattığı sırada sordum: 6-7 Eylül olaylarını hatırlıyor musunuz?

    Yüzünde o ilk aşkın heyecanıyla tatlı bir tebessüm belirmişken bir anda tebessümü kaybolmuş ağır bir kasvetli hava belirmişti. Anlattıkları, anlatamadıkları, yaşadığı travmanın etkileri ve gözyaşları, yazın olanca sıcağı altında Büyükada’nın serin rüzgarına rağmen bizi bir süre kendimize getirememişti. Sustuk ve 15 yaşında bir çocuğun pencerenin camından gördüğü evlerinin altındaki dükkânı yağmalayan organize kötülüğün yeniden kulaklarına dolan seslerinin Ediz Hun’un kulaklarından yitip gitmesini bekledik. Ediz Hun’a azınlık çocuklarının yanında utandığından okul değiştirten, ilk âşık olduğu Rum kızını göç ettiren, İstiklal Caddesi’nde o gece gördüğü trajediyi 80 yaşında dün gibi anlattıran 6-7 Eylül kıyımı, Türkiye sinemasının en önemli jönlerinden birinin kişisel ve bir o kadar da toplumsal travması olarak ömrünün son döneminde bu kitapla gün yüzüne çıkmış oldu.”

    6-7 Eylül’de neler olmuştu

    Türkiye siyasi tarihine bir kara leke olarak yazılacak, İstanbul’u yakacak o kıvılcımın ateşi Kıbrıs’ta parlamıştı. Kıbrıslı Rumlar, dönemin İngiliz sömürge yönetimine karşı bağımsızlık mücadelesi başlatmış, Yunanistan’daki hükümet ise Kıbrıs halklarının kendi kaderini tayin hakkı konusunu Birleşmiş Milletler gündemine taşımıştı. Kıbrıslı Rumların, adanın Yunanistan’a bağlanması fikri adadaki Türk ve Rum halklarını karşı karşıya getirmişti. İngiliz sömürgesi Kıbrıs’ta bağımsızlık için yapılan gösteriler bir anda adayı kan gölüne çevirmişti. 

    Bu sürece paralel olarak 1955 yılında Türkiye’deki basın tarafından İstanbul’da yaşayan Rum halkına karşı nefret söylemi içeren haberler yazılıyor; İstanbullu Rumların nasıl refah içinde yaşadıkları ve mutlu oldukları, Batı Trakyalı Türk azınlıklarla karşılaştırılıyordu. Bu da iki halk arasında tansiyonun giderek yükselmesini körüklüyordu.

    Dönemin iktidarı olan Demokrat Parti Kıbrıs’ta yaşanan gerilim hattı konusunda henüz bir istikrarlı politika inşa etmemişti. Devletin Kıbrıs politikası yoktu ama milletin ve kamuoyunun Kıbrıs diye bir derdi vardı.

    O yıl kurulan Kıbrıs Türktür Cemiyeti, Kıbrıs meselesinin ‘millileşmesi’ adına önemli bir hamle olmuş, bu konu üzerine kamuoyu yaratmak için İstanbul’da ve diğer büyük şehirlerde çalışmalar yürütmüştü. Cemiyet, dönemin Başbakanı Adnan Menderes tarafından da destekleniyordu.

    Kamyonlarla insan taşındı

    5 Eylül’ü 6 Eylül’e bağlayan gece ise yüzlerce kamyon farklı illerden İstanbul’a doğru yola çıkıyordu. Kamyonların yükü insandı. İnsanlar akın akın İstanbul’a getirildi. 

    Aynı saatlerde başka bir hazırlıksa Selanik’te Mustafa Kemal’in evinin etrafındaydı. 6 Eylül günü devlet radyosu Selanik’te bir bomba patladığı haberini verdi. İstanbul Ekspres gazetesi akşam baskısına haberin detaylarını yetiştirdi. “Yazıyoor. Atatürk’ün evinin bombalandığı yazıyor” sesiyle İstanbul sokaklarında yankılanan haberde; Selanik’teki bombanın Atatürk’ün doğduğu evin bahçesinde patladığı söyleniyordu. Bunun üzerine kalabalıklar hemen harekete geçmişti. Taksim Meydanı’nda önce öğrenciler protestoya başlamıştı. Ellerinde bayraklar ve Mustafa Kemal’in fotoğrafları vardı. Bir süre sonra kalabalık hem büyümüş hem de profili değişmişti. Kamyonlarla taşınan ellerinde demir çubuklu insanlar serseri mayın gibi etrafa saçılmıştı. 

    Kahvehanelerin kapılarından başlarını uzatıp, “Siz ne biçim Türksünüz” diye bağırmış, böylece etraftaki herkesi aralarına katmışlardı. Müslüman olmayanların evlerine girip korku saçarak talan etmiş, kıyafetleri yırtmış, dükkanlara girerek, makinaları parçalamış, eşyaları yerlere atıp, top top kumaşları kesmişlerdi. Baltalarla, sopalarla, camları, kepenkleri ve makineleri dövüp hırsını alamayanlar eşyaların üzerinde zıplamışlardı. Amaçları dehşet saçıp, tüm eşyaları kullanılamaz hale getirmekti. Polis ortalıkta yoktu. Bir Rum vatandaş polisten yardım istediğinde “Ben bugün polis değilim, Türküm” cevabını almıştı. Sonradan öğrenildiğine göre polislere karakolları terk etmeme emri verilmişti. Olaylar İstanbul’un her yanına yayılırken, saldırıya uğrayan ve yağmalanan işyerleri Rumlara, Ermenilere ve Yahudilere aitti.

    7 Eylül öğlenine kadar şiddet devam etmiş, İstanbul’un sokakları kumaşlarla, makine parçalarıyla kaplanmıştı. Irkçı dehşet güruhu yorulup evlerine dağılmaya başladıktan sonra olağanüstü hal ilan edilmişti. 

    O geceden kalan birçok tanıklık vardı. Müslüman vatandaş “öteki” komşularını ele vermiş, bir kısmı ise ne pahasına olursa olsun komşularını korumuştu. Kapıcı Mehmet’in hikayesi ise en tuhafı idi. Bütün gece, elinde Türk bayrağı ile kapının önünde oturmuş ve gelen kalabalıkları “Burada Rum yok” diye kovuşturmuştu. Böylece kendi binasında oturan Müslüman olmayanları korumuş ancak tehlikenin geçtiğine emin olunca gidip karşı caddedeki binalara saldırmaya başlamıştı. Bunun dışında Hıristiyan din adamlarının zorla sünnet edildiği, bazı kadınların tecavüze uğradığı da anlatılanlar arasındaydı.

    Şiddetin faturası büyüktü. 15 kişi öldürülmüş, 300 kişi yaralanmış, aralarında ev, işyeri, kilise ve okulun bulunduğu 5100’den fazla bina zarar görmüştü. 

    Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, yaşananlardan basını ve ‘bazı komünistleri’ sorumlu göstermişti. Bayar’ın açıklamasının ardından aralarında Aziz Nesin, Can Boratav, Zehra Kosova gibi isimlerin bulunduğu birçok yazar ve aydın askeri hapishaneye gönderilmişti.

    Bu iki günlük olayların neticesinde özellikle İstanbul’da yaşayan, binlerce Rum ve gayrimüslim ülkeyi terk etmek zorunda kalmış, mallarına el konulmuştu. 

    Yaşamla ölümün, sevgiyle nefretin, vefayla ihanetin, dayanışmayla yağmanın kesiştiği iki gündü. Geriye tahrip edilen, yağmalanan bir İstanbul kaldı. Kent daha gri, daha hüzünlü ve daha suçluydu. O iki günden sonra tarih bir kenti, bir milleti zan altında bırakmış, İstanbul’un değişen kimliğiyle birlikte renkleri de solmuştu. (Yeni Özgür Politika)

    Tags: 6-7 eylül soykırımı, Ediz Hun, faşizm, ırkçılık


    About the Author

    AD 1


    Related Posts

    Barışta ısrar, onurda da ısrardır | Hüseyin Şenol →
    “Terörist”, “bölücü”: Tasfiyenin dili | Hüseyin Şenol →
    Ne CHP’ye ne de YENİ’sine… | Hüseyin Şenol →
    15 Temmuz’un 10 yılı: Erdoğan darbesi hâlâ sürüyor | Hüseyin Şenol →


    Comments are closed.

    Back to Top ↑
    • Yazarlar

      • Ulusal kurtuluşu itibarsızlaştırma | Hüseyin Şenol

        Ulusal kurtuluşu itibarsızlaştırma | Hüseyin Şenol

      • Eylül’e düşen zaman | Hilmi Toy

        Eylül’e düşen zaman | Hilmi Toy

      • 3 Ekim’de kutlanacak ne var?| Cihan Yıldız

        3 Ekim’de kutlanacak ne var?| Cihan Yıldız

      • Tarikatlar, mafya, yolsuzluk ve soygun | Aziz Tunç

        Tarikatlar, mafya, yolsuzluk ve soygun | Aziz Tunç

      • Yeni nesil göçmen kökenli kadınların Almanya’da toplumdaki yeri | Cumali Yağmur

        Yeni nesil göçmen kökenli kadınların Almanya’da toplumdaki yeri | Cumali Yağmur

      • Britanya modeli: Devolution | Mehmed S. Kaya

        Britanya modeli: Devolution | Mehmed S. Kaya

      • “Süreç” ve Kürt Ulusal Hareketinin bazı zaafları | Hasan Ozan İltemur

        “Süreç” ve Kürt Ulusal Hareketinin bazı zaafları | Hasan Ozan İltemur

      • Kapitalist çöküşün sopası: Irkçılık | Sibel Özbudun – Temel Demirer

        Kapitalist çöküşün sopası: Irkçılık | Sibel Özbudun – Temel Demirer

      • İstenen özgürlük, barış ve onurlu bir yaşam için | Gül Güzel

        İstenen özgürlük, barış ve onurlu bir yaşam için | Gül Güzel

      • Geç okuduklarım | İskan Tolun

        Geç okuduklarım | İskan Tolun

      • Sömürgecilik ve dünyanın Amedsporları | Hüseyin Şenol

        Sömürgecilik ve dünyanın Amedsporları | Hüseyin Şenol

      • Demokratikleşme mücadelesine NATO darbesi: 12 Eylül 1980 | Doğan Özgüden

        Demokratikleşme mücadelesine NATO darbesi: 12 Eylül 1980 | Doğan Özgüden

      • Peşmergeler birleşirken, Barzaniler ve Talabaniler birleşecek mi? | Ayşe Hür

        Peşmergeler birleşirken, Barzaniler ve Talabaniler birleşecek mi? | Ayşe Hür

      • Viyana’yı tarihselcilikten kurtaran modern mimar: Otto Wagner | Cemalettin Efe

        Viyana’yı tarihselcilikten kurtaran modern mimar: Otto Wagner | Cemalettin Efe

      • İdris-i Bitlisî: “Mevlânâ” mı, “İblis” mi? | Ayşe Hür

        İdris-i Bitlisî: “Mevlânâ” mı, “İblis” mi? | Ayşe Hür

    • Seçtiklerimiz & Forum

      • ABD askerinin Irak’tan çekilmesi, Peşmerge’nin birleşmesi ve Türkiye’nin rolü | Yusuf Karadaş

        ABD askerinin Irak’tan çekilmesi, Peşmerge’nin birleşmesi ve Türkiye’nin rolü | Yusuf Karadaş

      • 14 maddede faşizm: Umberto Eco | Volkan Yaraşır

        14 maddede faşizm: Umberto Eco | Volkan Yaraşır

      • Düdüğün sesi… | Nurten Yalnız

        Düdüğün sesi… | Nurten Yalnız

      • Milei’nin saldırısı ve mücadele | Ziya Ulusoy

        Milei’nin saldırısı ve mücadele | Ziya Ulusoy

      • Berlin’den Mecklenburg-Vorpommern’a: Sandıktan yansıyan toplumsal çelişkiler | ATİK Online

        Berlin’den Mecklenburg-Vorpommern’a: Sandıktan yansıyan toplumsal çelişkiler | ATİK Online

      • Kurtuluş Hareketi’nde özgünlük, örgütsel dejenerasyon ve kadro israfı | Mustafa Yeşim

        Kurtuluş Hareketi’nde özgünlük, örgütsel dejenerasyon ve kadro israfı | Mustafa Yeşim

      • Gericilik, Alevilik ve bilim | Mehmet Ali Demir

        Gericilik, Alevilik ve bilim | Mehmet Ali Demir

      • Sol ile sorunlu TKP | İbrahim Çiçek

        Sol ile sorunlu TKP | İbrahim Çiçek

      • Kadınların başkaldırısı, insanlığın başkaldırısıdır ya da SKH’ın beşinci yaz kampından izlenimler |  Sibel Özbudun

        Kadınların başkaldırısı, insanlığın başkaldırısıdır ya da SKH’ın beşinci yaz kampından izlenimler | Sibel Özbudun

      • Yapay zeka “nötr” değildir, olamaz da! | Sibel Özduman – Temel Demirer

        Yapay zeka “nötr” değildir, olamaz da! | Sibel Özduman – Temel Demirer

    • En çok okunanlar

      • Makaleler, Yazarlar İdris-i Bitlisî: “Mevlânâ” mı, “İblis” mi? | Ayşe Hür
      • Makaleler, Yazarlar Peşmergeler birleşirken, Barzaniler ve Talabaniler birleşecek mi? | Ayşe Hür
      • Güncel Çiçek: Çerçeve yasada Kürt halkı yok
      • Makaleler, Seçtiklerimiz Kurtuluş Hareketi’nde özgünlük, örgütsel dejenerasyon ve kadro israfı | Mustafa Yeşim
      • Makaleler PKK bölünmeyle mi yoksa yok olma tehlikesiyle mi karşı karşıya? | Mehmed S. Kaya
      • Makaleler İmralı notları bize ne anlatıyor? | Mehmed S. Kaya
      • Makaleler, Yazarlar “Süreç” ve Kürt Ulusal Hareketinin bazı zaafları | Hasan Ozan İltemur
      • Kitap, Kültür-Sanat H. Sibel Şahin’in “Kırmızı Su” kitabı raflarda
      • Makaleler, Yazarlar Eylül’e düşen zaman | Hilmi Toy
      • Makaleler, Yazarlar Viyana’yı tarihselcilikten kurtaran modern mimar: Otto Wagner | Cemalettin Efe
    • En son haber ve makaleler

      • IG BAU’da yeni yönetim ve mücadele kararları

        IG BAU’da yeni yönetim ve mücadele kararları

        1. Ekim 2026
      • Ulusal kurtuluşu itibarsızlaştırma | Hüseyin Şenol

        Ulusal kurtuluşu itibarsızlaştırma | Hüseyin Şenol

        1. Ekim 2026
      • MGK Toplantısı bitti, “Çerçeve Yasa”nın yürürlüğe girmesi doğrultusunda bir açıklama yapılmadı

        MGK Toplantısı bitti, “Çerçeve Yasa”nın yürürlüğe girmesi doğrultusunda bir açıklama yapılmadı

        1. Ekim 2026
      • ABD askerinin Irak’tan çekilmesi, Peşmerge’nin birleşmesi ve Türkiye’nin rolü | Yusuf Karadaş

        ABD askerinin Irak’tan çekilmesi, Peşmerge’nin birleşmesi ve Türkiye’nin rolü | Yusuf Karadaş

        1. Ekim 2026
      • ABD’nin Irak’taki 12 yıllık misyonu sona erdi: IŞİD’le mücadele Ürdün ve Suriye’den yürüyecek

        ABD’nin Irak’taki 12 yıllık misyonu sona erdi: IŞİD’le mücadele Ürdün ve Suriye’den yürüyecek

        1. Ekim 2026
      • Ahmet Türk: Bütün arkadaşlarımız görevlerinin başına dönmeli

        Ahmet Türk: Bütün arkadaşlarımız görevlerinin başına dönmeli

        1. Ekim 2026
      • T24 hakkında kapatma kararı

        T24 hakkında kapatma kararı

        1. Ekim 2026
      • 8 bin kişinin öldüğünü veya kaybolduğunu bildirdi

        8 bin kişinin öldüğünü veya kaybolduğunu bildirdi

        1. Ekim 2026
      • 14 maddede faşizm: Umberto Eco | Volkan Yaraşır

        14 maddede faşizm: Umberto Eco | Volkan Yaraşır

        1. Ekim 2026
      • Bern’de Hindistan Komünist (Maoist) Partisi ile dayanışma eylemi

        Bern’de Hindistan Komünist (Maoist) Partisi ile dayanışma eylemi

        30. Eylül 2026
      • Zürih’ten Silivri’ye: İsviçre Nihat Özgün’ü iade etti, Türkiye tutukladı

        Zürih’ten Silivri’ye: İsviçre Nihat Özgün’ü iade etti, Türkiye tutukladı

        30. Eylül 2026
      • Paris’te kadınlar kürtaj hakkı için sokakta

        Paris’te kadınlar kürtaj hakkı için sokakta

        30. Eylül 2026
      • Eylül’e düşen zaman | Hilmi Toy

        Eylül’e düşen zaman | Hilmi Toy

        30. Eylül 2026
      • 3 Ekim’de kutlanacak ne var?| Cihan Yıldız

        3 Ekim’de kutlanacak ne var?| Cihan Yıldız

        30. Eylül 2026
      • Tarikatlar, mafya, yolsuzluk ve soygun | Aziz Tunç

        Tarikatlar, mafya, yolsuzluk ve soygun | Aziz Tunç

        30. Eylül 2026
      • Elektrikli otomobillerin pazar payı yüzde 30’u aştı

        Elektrikli otomobillerin pazar payı yüzde 30’u aştı

        30. Eylül 2026
      • Yeni nesil göçmen kökenli kadınların Almanya’da toplumdaki yeri | Cumali Yağmur

        Yeni nesil göçmen kökenli kadınların Almanya’da toplumdaki yeri | Cumali Yağmur

        30. Eylül 2026
      • Mannheim’da 9. Schiller Kültür Festivali düzenlenecek

        Mannheim’da 9. Schiller Kültür Festivali düzenlenecek

        29. Eylül 2026
      • Almanya’da kitlesel protestolar: Sosyal yıkıma karşı direniş ve dayanışma

        Almanya’da kitlesel protestolar: Sosyal yıkıma karşı direniş ve dayanışma

        29. Eylül 2026
      • Kanko: Ekonomik politikalar herkesi zorluyor

        Kanko: Ekonomik politikalar herkesi zorluyor

        29. Eylül 2026

    © Avrupa Demokrat
    info@avrupademokrat.com
    Avrupa Demokrat'ı takip et

    Telif Hakları

    Her türlü yeniden basım, kısmen de olsa, yalnızca editoryal ekibimizin yazılı izniyle mümkündür. Tüm içerikler, fotoğraflar ve metinler telif hakkı ile korunmaktadır. İstenmeden gönderilen el yazmaları ve fotoğraflar için hiçbir sorumluluk kabul edilmez ve yayımlanacaklarının garantisi verilmez. İsim belirtilerek yayımlanan yazılar mutlaka editoryal ekibin görüşünü yansıtmak zorunda değildir.

    Copyrights

    Any reproduction, even in part, is only permitted with the written consent of our editorial team. All content, photos, and texts are protected by copyright. No liability is accepted for unsolicited manuscripts and photos, and their publication is not guaranteed. Articles published under an author’s name do not necessarily reflect the views of the editorial team.