Makaleler

Published on Ağustos 2nd, 2026

0

CHP’nin bölünmesi ya da faşist şeflik rejiminde siyasi tekel | İbrahim Çiçek

Özgür Özel-Yeni Parti faşist şeflik rejimiyle daha ciddi bir mücadeleye girebilecek mi göreceğiz. Fakat şunu da kaydetmemiz gerekir ki, gelişmesinin nesnel koşulları ziyadesiyle varolan birleşik devrimci bir seçeneğin yaratılamamış olması da bu bakımdan belirleyici bir faktördür.

Faşist yargı butlan kararıyla CHP’nin kendi iradesiyle oluşmuş Özel-İmamoğlu çizgisindeki merkezine karşı eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu etrafında resmi, “yasal” bir merkez oluşturdu. Tabi ki, görünen yargı, onun arkasındaki siyasi iradeyi unutmamak gerektiğini hemen hatırlatalım. Siyaset bilimi ve tarihi herhangi bir partide öyle veya böyle iki merkezin oluşmasının aşağı yukarı bölünmeye eşdeğer bir durum olduğunu kaydeder. Taktik mülahazalar ile “birlik” korunuyor gibi görünse de bu gerçek değişmez. Az veya daha uzun bir süreçte tamamen “kopuş” kaçınılmazdır. Nitekim yasal merkez henüz CHP’de yeterince hakimiyetini kuramadığı için Özel etrafındaki merkezde yer alan kadroyu disiplin kuruluna sevk etmeyi, yani tasfiyeyi göze alamamıştır. Diğer yandan geçen haftaya kadar Özel etrafındaki merkez de özellikle geleneksel CHP kitlesinde ve kamuoyunda “bütün yolları denedi başka çaresi kalmadı” duygu ve görüşünün koşullarını oluşturuncaya kadar yeni parti kuruluşunu ilan edemedi, bu arada bölünme zaten fiili bir durum haline gelmişti.

CHP’nin bölünmesi burjuva siyasetin en önemli ve önde gelen konularından birisi. Faşist şeflik rejiminin İstanbul belediyelerinden başlayarak CHP’ye karşı geliştirdiği saldırıların ulaştığı yeni bir düzey. Saldırıların burada duracağını sanmak da siyasi miyopluk olur. Butlan kararını oluşturan faşist iradenin Özel-İmamoğlu ittifakının “Yeni Parti”sine karşı mücadele stratejisi ve taktikleri üzerine çalıştığından kuşku duyulamaz. 

Bölünmeyi “CHP’nin iç dinamikleri mi koşullandırdı veya bölünme CHP’nin iç sorunu mu?” Başta sarayın temsilcileri gelmek üzere faşist şeflik rejiminin resmi ağızları keza AKP ve MHP sözcüleri bölünmenin CHP’nin iç sorunu olduğunu döne döne tekrarlıyorlar. Yandaş medya aynı şeyi, çok daha açık bir şekilde CHP’nin butlancı kanadını destekleyerek yapıyor. Bölünmenin CHP’nin iç sorunu olarak görülmesi ve anlaşılması esasen faşist rejimin resmi görüş açısının sağladığı hegemonyayı yansıtıyor. Ve maalesef emekçi solda da CHP’nin bölünmesini iç sorunu gibi anlayan, sunan, açıklamaya çalışan bir söylem yaygın.

CHP’nin yaşadığı bölünme rejimin siyasi karakterini test eden önemli bir durum. Butlan kararı ve onun dolaysız biçimde dayattığı bölünme faşist şeflik rejiminin siyasi tekelinin gücünü olduğu gibi siyasi tekelini nasıl sürdürebildiğini de gösteriyor. Her ne kadar pek yerli ve pek milli olan faşist şeflik rejimi Trump ve NATO’dan meşruiyet dileniyor ve onların iltifatlarına mazhar oluyorsa da, yine de kazanacağı seçimleri meşruiyeti için gerekli görüyor; seçim meşruiyeti olmadan ayakta kalamayacağını düşünüyor.

Faşist şeflik rejimi, Türkiye’de gerçekleştiği biçimiyle “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”, parlamentonun yürütmeyi denetleme yetkisinin tamamen, keza yasa yapma yetkisinin de faşist şefe tanınan Kanun Hükmünde Kararnameler çıkartma yetkisi ile büyük ölçüde tasfiye edilmesiyle kurulmuş; anayasa referandumuyla hukukilik kazandırılmıştır. Böylece AKP-MHP ittifakına dayalı faşist şefilik rejiminin siyasi tekeli sağlanmıştır.

Faşist Hitler rejiminde “siyasi tekel” başta komünist partisi ve sosyal demokrat parti gelmek üzere faşist parti dışındaki partileri; yani siyasi çoğulculuğu ve ancak onunla birlikte anlamlı serbest seçimleri ortadan kaldırarak; keza sendikaları, kültürel ya da siyasi demokratik örgütlenmeleri, meslek birliklerini, dernekleri vb. basın (propaganda-ajitasyon) özürlüğünü fiilen ve hukuken tasfiyesi yolundan sağlanmıştır. Günümüzde faşist diktatörlükler, faşist şeflik rejiminde olduğu gibi siyasi tekellerini bütün bunları hukuken tasfiye etmeden, yani daraltılarak kuşa çevrilse de kağıt üzerinde varken içeriğinin boşaltılması, fiilen işlevsizleştirilmesi yöntemiyle sağlayabilmektedir. 

Bizde faşist şeflik rejiminin kuruluşunun önü 7 Haziran 2015 seçimlerinde oluşan halk iradesinin tasfiye edilmesiyle açılmış, yolu döşenmiştir. Tayyip Erdoğan Dolmabahçe Mutabakatını geçersiz ilan ederek masayı devirmiş, Suruç katliamı, Medya Savunma Alanlarına ateş yağdırılması ve özyönetim direnişlerine vahşice saldırılması, HDP vekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması, HDP eşbaşkanlarının tutuklanması, faşist şeflik rejimine gidişin dönemeci olmuştur. AKP-MHP faşist ittifakı tam da bu dönemde oluşmuştur. Gülen cemaatinin 2016 Temmuz’undaki başarısız darbe girişimi ve olağanüstü hal ilanı, geliştirilen yeni faşist terör dalgasını takip eden anayasa referandumu faşist şeflik rejiminin kuruluşunun belli başlı adımları olmuştur.

K. Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP, ister 7 Haziran seçimlerinin akabinde “parlamentarizmin gereğini yerine getirmeyerek HDP ile hükümet kurma girişimin”den kaçınarak, ister tezkerelere oy vererek savaşı ve özyönetim direnişlerine saldırıları destekleyerek, dokunulmazlıkların kaldırılmasına oy vererek, Yeni Kapı Ruhuna katkısıyla ve keza şaibeli referandum ve seçimleri kabullenerek faşist şeflik rejiminin kuruluşu sürecine toplumsal meşruiyet sağlayıcılık rolü üstlenmiştir.

Faşist şeflik rejimi bürokrasideki hakimiyetini geliştirerek siyasi tekelini tahkim etmekle kalmamış siyasi tekelini sürdürmenin yeni imkanlarına da sahip olmuştur. Bu bakımdan yargı ve güvenlik bürokrasisi üzerindeki kontrolünün faşist şeflik rejiminin sürdürülmesi ve tahkimatındaki rolü son 3-5 yıllık dönemde çok çarpıcı tarzda açığa çıkmıştır. 

CHP’li belediyelerde “yolsuzluk” vardır ya da “yoktur”, kaldı ki belediyelerin büyük ölçüde partilerin arpalığı olduğu da biliniyor, bunda yeni bir şey de yoktur. Fakat açıktır ki CHP’li belediyelere biri bitmeden diğerinin başlamasıyla devam eden sistematik ve sansasyonal saldırı serileri faşist şeflik rejiminin aradığı seçim meşruiyetini riske sokan CHP etrafında oluşan siyasi güç birikimini dağıtma ve tasfiye etme stratejisini pratikleştiren taktik uygulamalardır. Yargı bürokrasisinin bu stratejinin uygulanmasında üstlendiği taktik rol çok belirleyicidir. Yargı bürokrasisi hukukilik, yaslara uygunluk, bağımsızlık, tarafsızlık (burjuva partiler arasındaki mücadelelerde tarafsızlık) gibi kriterlerden fersah fersah uzaklaşmıştır; anayasaya, yasalara, evrensel hukuka, uluslar arası hukuk, anlaşma ve sözleşmelerin üstünlüğüne değil faşist şefin ağzına bakmaktadır. Ve vurgulamalıyız ki, faşist şeflik rejimi devam ettiği sürece de yargı bürokrasisi böyle olacaktır.

Mesele “faşist şef yargı sopasını kullanıyor” basitliği içerisinde de düşünülmemelidir. Butlan kararı, yargı faşist şefin siyasi tekelinin korunmasında belirleyici roller oynamaktadır. Söz konusu olan yalnızca butlan kararı da değildir. Şaibeli seçimlerin hukukilik kazanmasında da yargının rolü büyüktür, faşist şefin seçimleri iptal etmesi de işten değildir. “Yargının rolünün büyüklüğü” yargının “iktidar alanın genişliği” ile ya da yargının karar verme gücüyle ilgili değildir; asıl olan yargının arkasındaki yönlendirici siyasi iradedir. Faşist şeflik rejiminin siyasi tekelini kurabilmiş olmasının bu iradenin güç kaynağı olduğu asla akıldan çıkartılmamalıdır. 

Faşist şeflik rejimi ister seçimle kazanılacak meşruiyete ihtiyaç duyması; isterse de seçimleri tasfiye etme gücüne sahip olmaması nedeniyle olsun, strateji ve taktiklerinde seçimleri kazanmaya büyük önem veriyor. CHP’yi bölmek kuşkusuz AKP-MHP faşist ittifakının önemli bir kazanımı. Ancak burada duracağı da sanılmamalıdır; bunu yeterli görmeyeceklerdir. Çünkü CHP örgütü ve seçmenlerinin kahir ekseriyetini etrafında birleştirdiği görülen ve halen seçmen kitleleri içerisindeki etkisi artış eğiliminde olan Yeni Parti kesinkes faşist şefin saldırı menzilindedir. Özgür Özel – Ekrem İmamoğlu ekibi 19 mart 2025’den günümüze sürdüre geldiği kitle mitingleriyle seçmen desteğini artırıyor ve kitleyi hareket halinde tutuyor, ancak bu hareket tarzı AKP-MHP ittifakına dayalı faşist şeflik rejimini caydırması şurada kalsın, ciddi bir şekilde baskılamıyor bile. Saray cuntası için yarın uydurma gerekçelerle Özgür Özel’in dokunulmazlığının kaldırılması işten bile değildir. Özgür Özel-Yeni Parti faşist şeflik rejimiyle daha ciddi bir mücadeleye girebilecek mi göreceğiz. Fakat şunu da kaydetmemiz gerekiyor ki, gelişmesinin nesnel koşulları ziyadesiyle varolan birleşik devrimci bir seçeneğin yaratılamamış olması da bu bakımdan belirleyici bir faktördür. Birleşik devrimci bir merkez ve halkçı devrimci bir seçenek etrafında işçi sınıfı ve ezilenlerin fiili meşru mücadele çizgisinde seferberliği Yeni Parti’nin hangi yönde hareket edeceğinin önemli belirleyicilerinden birisi olacaktır. 


Seçtiklerimiz: İbrahim Çiçek – etha – 01.08.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑