Makaleler

Published on Ağustos 15th, 2026

0

“Çerçeve yasa” çözüm mü, tasfiye mi? | Hamit Baldemir


Türkiye’de Kürt sorunu bağlamında yürütülen yeni süreçle birlikte gündeme gelen “çerçeve yasa”, ilk bakışta çatışmalı dönemin sona erdirilmesine yönelik hukuki bir adım olarak sunulmaktadır. Silahların bırakılması, örgütsel yapıların sona erdirilmesi, örgüt mensuplarının hukuki durumlarının belirlenmesi ve toplumsal yaşama dönüşlerinin sağlanması, birçok koşul ve engele rağmen kuşkusuz önemlidir.

Ancak bir yasal düzenlemeyi yalnızca ne söylediği üzerinden değil, neyi söylemediği üzerinden de değerlendirmek gerekir. Sorunun çözümü konusunda söz konusu yasada herhangi bir olumlu veya umut verici ima yoktur. Burada sorunun çözümüyle ilgili bir şey bulunmamaktadır. Söylediklerini biliyoruz. Beklentilere ve propaganda edildiği biçime bakarak ne söylediklerine ya da asıl ne söylemeleri gerektiğine bakalım. Eğer yasa, Kürt sorununu tarihsel, siyasal ve toplumsal nedenleriyle ele almak yerine meseleyi silahlı örgütün tasfiyesi, silahsızlanma, ceza ve infaz düzenlemeleriyle sınırlandırıyorsa, karşımızda bir “barış ve demokratik çözüm yasası”ndan çok, çatışmanın sonuçlarını yöneten galip tarafın hukuki bir düzenlemesi bulunmaktadır.

Bir sorunun çözümünün ilk koşulu, o sorunun varlığını ve niteliğini doğru tanımlamaktır. Kürt sorunu PKK ile başlamadı. PKK’nin silahlı mücadeleyi sona erdirmesiyle de kendiliğinden ortadan kalkmayacaktır. Kürt sorunu; Kürt halkının kimliği, dili, kültürü, siyasal iradesi, kolektif hakları ve statüsü etrafında şekillenmiş tarihsel ve siyasal bir sorundur. Dolayısıyla sorunu yalnızca “terör” ve “silah” kavramları üzerinden tarif etmek, neden ile sonucu birbirine karıştırmaktır.

Silahlı mücadele tarihsel sorunun bir sonucudur; sorunun nedeni ya da sorunun kendisi değildir. Eğer “çerçeve yasa” bu temel gerçeği görmezden geliyorsa —ki sorunu görmezden geliyor— sorunun sonucu olan silahlı mücadeleyi ortadan kaldırmayı hedeflerken çatışmayı ortaya çıkaran koşulları olduğu yerde bırakmak, çatışmanın devamını yeni bir sürece taşımaktır.

Bu yaklaşım ve yöntem akla şunu getiriyor: Barış mı, tasfiye veya entegrasyon mu? “Çerçeve yasa”nın içeriği, sorunu bir güvenlik ve terör sorunu olarak ele aldığını açıkça ilan etmektedir. Bu da sürecin tek taraflı bir “tasfiye veya entegrasyon” ve teslim alma üzerinden ilerlediğini göstermektedir. Bir taraftan PKK’den silah bırakması, örgütsel varlığına son vermesi ve mevcut sisteme entegre olması istenirken, diğer taraftan devletin Kürt sorununa ilişkin tarihsel politikalarında köklü bir demokratik dönüşüm öngörülmüyorsa, burada karşılıklı bir çözüm sürecinden söz etmek mümkün değildir.

Çünkü barış tek taraflı bir yükümlülük değildir. Bir taraf silah bırakırken diğer tarafın da sorunu doğuran ulusal, siyasal ve hukuki koşullar konusunda demokratik adımlar atması gerekir. Aksi hâlde ortaya çıkan şey barış değil, silahlı çatışmanın sona erdirilmesi ve teslim almadır. Silahların susması elbette önemlidir; ancak silahların bırakılması ile Kürt sorununun demokratik çözümü aynı şey değildir. Silahsızlanma, barışa ve demokratik çözüme kapı aralayabilir, fakat barışın kendisi değildir.

İnfaz düzenlemesi, barış ve demokratik çözüm için bir adım olamaz. “Çerçeve yasa” kapsamında örgüt üyeliği, örgüte yardım, propaganda ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlarla ilgili yeni hukuki düzenlemeler söz konusudur. Bunlar, uzun yıllar devam eden çatışmanın hukuki sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından gerekli olabilir. Ne var ki bu düzenleme bile çok sıradan ve ciddiyetten uzaktır. Bu dahi bir yığın handikabı olan bir yasal düzenlemedir. Açıkça teslimiyeti dayatmaktadır. Tahliye edilecek birey için bu süreç, “Sırat Köprüsü” gibidir.

Ayrıca Kürt sorununun çözümü ceza hukukunun asla konusu değildir ve olamaz!

Bir siyasi tutsağın cezaevinden çıkması önemlidir; fakat onun hangi siyasal ve demokratik koşullara döndüğü daha önemlidir. Düşünce özgürlüğünün sınırlandığı, siyasal örgütlenmenin kriminalize edilebildiği, seçilmişlerin görevden alınabildiği ve Kürtlerin kolektif haklarının tartışma dışında tutulduğu bir ortamda yapılacak infaz düzenlemeleri sorunun özüne dokunmayacaktır. Üstelik tahliye olacak siyasi tutsak, bu yasa ile resmen prangalanmış durumdadır ve her an yeniden zindana atılabilecek bir zemin üzerindedir. Üstelik başvuru ve benzeri formaliteler, tahliyenin gerçekleşmesi için pişmanlığı dayatacaktır.

Dolayısıyla demokratik çözüm, cezaevlerinin kapılarının açılmasının ötesinde, Kürt realitesinin kabul edilmesini ve amasız fakatsız demokratik siyasetin kapılarının açılmasını gerektirir. Başka bir ifadeyle, güvenlik kurumlarının vesayetinde barış olmaz. “Çerçeve yasa”nın en problemli, kabul edilemez ve antidemokratik unsurlarından biri de sürecin ilerleyişinin güvenlik kurumlarının tespit ve değerlendirmelerine bağlanmasıdır. Silahsızlanmanın teknik olarak tespit edilmesi elbette belirli kurumların görevi olabilir. Ancak siyasal bir sürecin başlayıp başlamamasının veya hangi aşamaya geçeceğinin güvenlik bürokrasisinin değerlendirmesine bırakılması, soruna devletin bakışını ifade eder. Bu bakış, olayın yalnızca bir güvenlik ve terör sorunu olarak değerlendirildiğinin somut ifadesidir. Nedenle değil, sonuçla ilgileniliyor. Sadece sonucun güvenlik durumu, suç ve ceza boyutuyla ilgileniliyor. Oysa Kürt sorunu bir güvenlik sorunu değil, öncelikle tarihsel, siyasal, ulusal ve demokratik bir sorundur. Siyasal sorunların çözüm merkezi ise güvenlik bürokrasisi değil, demokratik siyasettir.

Bu nedenle parlamentonun ve toplumun denetiminden uzak, güvenlik kurumlarının belirleyici olduğu bir mekanizma gerçek anlamda demokratik bir çözüm ve barış süreci oluşturamaz. Barışın güvencesi bürokratik vesayet değil; hukuk, parlamento, demokratik siyaset ve örgütlü toplum olmalıdır. “Çerçeve yasa”nın Kürt sorununun demokratik çözümüyle bir ilgisi yoktur. Onun içeriği, silahlı bir örgütü silahsızlandırmak ve bu örgütün mensuplarını kategorilere bölüp cezalandırmaktır. Örgüt mensuplarından pişmanlık duyanları şartlı salıvermektir ama sıkı denetim altında tutmak koşuluyla… Bu yasada Kürtlerin siyasal statüsü meselesinin emaresi bile yoktur.

Silah bırakılması konuşuluyor. Örgütsel yapının sona erdirilmesi konuşuluyor. Ceza ve infaz düzenlemeleri konuşuluyor. Toplumsal entegrasyon konuşuluyor. Ama asıl sorun olan Kürt sorununun siyasal çözümü konuşulmuyor. Kürt halkının kolektif haklarından söz edilmiyor. En temel ve en sıradan doğal hak olan anadil ve anadilde eğitim hakkı konuşulmuyor. Yerel demokrasi ve yerinden yönetim ile ilgili bir ipucu görülmüyor. Kürtlerin kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olması konusu dile getirilmiyor. Bunların tartışılmadığı bir süreçte Kürt sorunu çözülemez. Kürt sorununu çözmeyen ve buna yanaşmayan, sorunun sonucu olan silahlı boyutu ortadan kaldırmayı hedefleyen bir sömürgeci devlet politikasıyla karşı karşıyayız. Oysa demokratik çözüm, Kürtlerin mevcut sisteme entegrasyonu değildir; Kürt realitesini kabul etmek ve ulusal demokratik taleplerini karşılamaktır. Entegrasyon asimilasyon demektir. Kürt varlığını Türk varlığına armağan etmek ile eş anlamlıdır.

Eşitlik, bir tarafın diğerine eklemlenmesi değil, tarafların özgür iradeleriyle ortak bir gelecek kurabilmesidir. Burada Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı saklıdır. Bizim açımızdan, Kürt sorununun çözümünde temel demokratik ilkelerden biri halkların kendi kaderini tayin hakkıdır.

Bu ilke, otomatik olarak ayrılmayı savunmak anlamına gelmez. Kendi kaderini tayin hakkı, bir halkın geleceğinin başka bir halk veya merkezi devlet tarafından tek taraflı olarak belirlenmemesi; ulusun kendi siyasal geleceği konusunda özgür iradesiyle karar verebilmesi demektir. Dolayısıyla gerçek demokratik birlik, zorunlu birlik değil, gönüllü birliktir. Kürt halkının iradesini ve kolektif haklarını tartışmanın dışında bırakan bir “çerçeve yasa”, bu nedenle tarihsel sorunun çözümüne uygun bir yasa değildir. Bir oyalanmadır. “Terörsüz Türkiye” ile “demokratik çözüm” birbirini yadsıyan iki kavramdır. Devletin kullandığı “Terörsüz Türkiye” kavramıyla Kürt sorununun demokratik çözümü arasında önemli bir siyasal fark bulunmaktadır. “Terörsüz Türkiye” perspektifi meseleyi esas olarak güvenlik açısından tanımlar. Temel hedef silahlı yapının ortadan kaldırılmasıdır. “Demokratik çözüm perspektifi” ise başka bir anlam içerir.

Silahlı çatışmayı doğuran tarihsel koşulların tartışılması; Kürt halkının ulusal haklarının yasal güvence altına alınması; devletin merkeziyetçi ve güvenlikçi yapısında yapılacak demokratik değişikliklerin yol haritasının belirlenmesini içerir.

Halkların eşitliği nasıl sağlanacaktır? Bu sorunun cevaplanmadığı yerde, silahlı mücadelenin sona ermesi mümkün olsa bile Kürt sorununun sona erdiğini söylemek mümkün değildir. Biz barışa evet diyoruz ama barış demagojisi ile tasfiyeyi öngören yaklaşıma hayır diyoruz. “Çerçeve yasa”yı eleştirmek, silahların bırakılmasına veya barışa karşı olmak anlamına asla gelmez.

Tam tersine, kalıcı bir barışı savunmak bugün daha güçlü bir demokratik çözüm programını gerekli kılmaktadır. Elbette savaşın sona ermesi desteklenmelidir. Silahların susması desteklenmelidir. Siyasi tutukluların özgürlüğünün önünü açacak hukuki düzenlemeler desteklenmelidir. Demokratik siyaset alanının genişletilmesi desteklenmelidir. Ancak Kürt ulusal mücadelesinin tasfiyesine ve Kürt ulusunun asimilasyonuna kesinlikle karşı çıkılmalıdır. Barış, Kürt halkının taleplerinin ortadan kaldırılması değil, bu taleplerin silahların olmadığı demokratik ve özgür bir ortamda tartışılabilmesidir.

Sonuç olarak, “çerçeve yasa”dan Kürt sorununun demokratik çözümü çıkmaz. Bugün ihtiyaç duyulan şey bir çerçeve yasa değildir. Türkiye’nin ve Kürdistan’ın ihtiyacı, çatışmanın nedenlerini ortadan kaldıracak kapsamlı bir demokratik çözüm programıdır. Bu demokratik çözüm programında; Kürt halkının varlığının ve kolektif haklarının güvence altına alınması, anadil ve anadilde eğitim hakkının tanınması, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması, yerel demokrasinin geliştirilmesi, siyasal tutukluluk sorununa çözüm bulunması ve halkların kendi gelecekleri konusunda özgürce söz sahibi olabilmesi bulunmalıdır.

“Çerçeve yasa” ancak böyle bir demokratik dönüşümün başlangıcı hâline geldiği ölçüde anlamlıdır. Kuşkusuz bu yasa, bu içerikle bir başlangıç olamaz. Sorunu güvenlik önlemleriyle tasfiyeye bir başlangıç olur. Silahlı mücadelenin tasfiyesi için başlangıç olabilir. Daha esnek bir tanımla silahlı çatışmanın sona ermesini sağlayabilir, fakat Kürt sorununu çözemez. Çünkü bu yasa, ceza kanununda geçici maddelerle ceza infazını ertelemeyi öngören bir yasadır. Abartıldığı gibi demokratik çözüm yasası değildir. Tarihsel ilk adım hiç değildir.

Sosyalistlerin, demokratik ve yurtsever güçlerin görevi bu nedenle; sürece ne kayıtsız şartsız destek vermektir ne de barış ihtimalini reddetmektir. Görev; barışı savunurken barışın içeriğini sorgulamak, silahların susmasını desteklerken siyasal çözümü talep etmek ve Kürt halkının ulusal demokratik haklarının tasfiye edilmesine karşı çıkmaktır. Çünkü mesele yalnızca silahların bırakılması değildir. Mesele, silahların bırakılmasından sonra Kürt halkına ne önerildiğidir. Eğer cevap yalnızca “mevcut düzene entegrasyon” ise bunun adı çözüm değildir; bunun adı tasfiye ve asimilasyondur. Gerçek çözüm; eşitliğe, özgürlüğe, halkların kendi kaderlerini belirleme hakkına ve gönüllü birlikteliğe dayanan demokratik bir gelecek kurabilmekten geçer.


Seçtiklerimiz: Hamit Baldemir – 12.08.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑