Şeyh Said Hareketi (1925) – Tarihsel niteliği, siyasal anlamı ve günümüze bıraktığı dersler | Hamit Baldemir
1925 Şeyh Said Hareketi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en tartışmalı olaylarından biridir. Yaklaşık bir asırdır bu hareket hakkında birbirinden oldukça farklı değerlendirmeler yapılmaktadır. Resmî tarih anlayışı onu “irticai bir ayaklanma” olarak tanımlarken, başka araştırmacılar hareketin temelinde Kürt ulusal taleplerinin bulunduğunu savunmaktadır. Bazı tarihçiler ise hareketin hem dinî hem de ulusal unsurları aynı anda taşıdığını ileri sürmektedir.
Bu farklı değerlendirmeler, hareketin karmaşık tarihsel yapısından kaynaklanmaktadır. Tek bir nedene indirgenerek açıklanması mümkün değildir.
Dönemin Tarihsel Koşulları
Osmanlı Devleti’nin dağılmasıyla birlikte Anadolu ve Kürdistan büyük bir siyasal dönüşüm yaşamıştır. Kemalist Hareket’in başlangıç yıllarında Ankara Hükûmeti ile birçok Kürt aşireti ve dinî önder arasında ortak mücadele yürütülmüş, bu süreçte ortak vatan, ortak mücadele ve kardeşlik söylemi öne çıkarılmıştır.
Cumhuriyet’in ilanından sonra ise yeni devlet merkeziyetçi bir yapı kurmaya yönelmiş, yerel güç odaklarını sınırlandırmaya başlamıştır. Bu durum özellikle Kürdistan’da rahatsızlıklara yol açmıştır.
Şeyh Said Kimdi?
Şeyh Said, yaşadığı dönemin toplumsal yapısı içerisinde yetişmiş bir Nakşibendî şeyhi ve aynı zamanda etkili bir aşiret önderiydi.
Bugünün siyasal kavramlarıyla değerlendirildiğinde elbette demokratik / modern bir siyasetçi değildi. Ancak bunu yalnızca kişisel tercihleriyle açıklamak doğru olmaz. O dönemde Kürt toplumunun eğitimli kesiminin önemli bir bölümü medrese kökenliydi. Din adamları aynı zamanda toplumun kanaat önderleriydi.
Dolayısıyla Şeyh Said’i kendi tarihsel koşulları içinde değerlendirmek gerekir. “İnsanın sosyal yapısını belirleyen düşünceleri değildir; tam tersine düşüncesini belirleyen sosyal yapılarıdır.” Hareketin niteliğini belirleyen, hareketin dinî veya ideolojik önderliği değildir. Şeyh Said hareketinin dinî yönünün bulunması, onun ulusal niteliğini ortadan kaldırmaz. Bir ulusal kurtuluş hareketinin önderliği feodal olabilir; muhafazakâr olabilir; dinî karakter taşıyabilir; sosyalist olabilir.
Bütün bunlara rağmen hareket, ezilen bir halkın siyasal ve ulusal haklarını savunuyorsa tarihsel bakımdan ilerici bir özellik taşımaktadır. Biliyorum burada ezberler bozulacak ama gerçek budur. Çünkü burada belirleyici olan yalnızca ideoloji değil, mücadele edilen siyasal gerçekliktir.
Bir halk kendi geleceğini belirlemek istiyorsa, bu talep başlı başına tarihsel ve ilerici bir olgudur.
Azadî Örgütü ve Erken Başlayan İsyan
Bugün birçok araştırmacının ortaklaştığı noktalardan biri, hareketin planlanan tarihten önce başladığı yönündedir. Bu aslında doğru bir saptamadır. Azadî hareketinin önderleri “Beytüşşebap İsyanı” olarak adlandırılan bir provokasyonla daha hazırlık aşamasında yakalanmış, tutuklanmış veya etkisiz hâle getirilmiştir.
Bu nedenle hareket, planlanan hazırlıklarını tamamlayamadan çatışma ortamına sürüklenmiştir. Azadî önderlerinin önemli bir kesimi yakalandıktan sonra Şeyh Said durum değerlendirmesi ve yaratılan boşluğu doldurmak amacıyla çeşitli toplantılar düzenler. Diyarbakır’ın Piran ilçesinde yine bir toplantıdadır. Beraberindekilerin arasında iki “asker kaçağı” vardır. Devlet bunu bir provokasyona dönüştürüyor. Bazı anlatımlara göre asker kaçaklarının yakalanması sırasında yaşanan gerginlik çatışmanın fitilini ateşlemiştir.
Şeyh Said’in çatışmayı büyütmek istemediğine ilişkin anlatımlar da bulunmaktadır. Ne var ki olay Şeyh Said’i aşıyor ve gelişen olayların ertelenmesi sağlanamıyor. Ve olaylar kısa sürede Kürdistan’da bir başkaldırıya dönüşüyor. Başkaldırı kanla bastırılıyor.
Başkaldırı Neden Başarısız Oldu?
Bunun elbette birçok tarihsel, toplumsal, ideolojik, örgütsel ve uluslararası konjonktürel nedeni vardır.
- Birincisi, hareket hazırlıksız yakalanıyor.
- İkincisi, ortak askerî komuta tam olarak oluşturulamamış, başkaldırıyı yönetme tam organize edilememiştir. Düzensiz bir halk ayaklanması söz konusudur.
- Üçüncüsü, düzenli orduya karşı düzensiz kuvvetlerle mücadele ediliyor. Orantısız güç söz konusudur.
- Dördüncüsü, dış dünyadan herhangi bir siyasal destek sağlanamıyor.
- Beşincisi, lojistik ve haberleşme imkânları son derece sınırlı.
- Altıncısı, Diyarbakır’ın ele geçirilememesi hareketin başarısızlığında büyük bir dönüm noktası.
- Yedincisi, sömürgeciliğe karşı kitlesel ayaklanma yönteminin kullanılması.
Buna benzer birçok neden daha ileri sürülebilir. Haklı ve ilerici bir başkaldırı ama geleneksel mücadele yöntemlerinde ısrar; uzun vadeli halk savaşı stratejisinin uygulanmaması (bu savaş yönteminden bihaberdirler aynı zamanda). Oysa T.C. henüz kurulmuş ve güçlü bir yapıda değildir. Uzun süreli halk savaşı ile başarı şansı daha fazla olacaktı. Uzun vadeli halk savaşı denilince, hemen aklınıza gerilla savaşı gelmesin. Elbette gerilla savaşı bir halk savaşıdır. Ancak sivil itaatsizlik ve pasif direnişler de halk savaşının yöntemlerindendir. O günün koşullarında bir gerilla savaşı ile çok kolay başarı sağlanabilirdi. Ama isyan sömürgelerde katliamla sonuçlanır ve başarı şansı yok gibidir. Elbette bu başkaldırı haklı ve soylu bir başkaldırıdır; bu ayrı bir konudur.
İdeoloji ile Tarihsel Rol Aynı Şey Değildir
Bence burada en önemli nokta budur. Bir hareketin ideolojisi burjuva veya küçük burjuva olabilir. Şeriat amaçlı olabilir. Monarşiyi veya mutlakiyeti savunabilir. Feodal özellikler taşıyabilir. Ki Şeyh Said Hareketi ulusaldır ama aynı zamanda aşiretçi ve feodaldir. Bütün bunlar mümkündür. Eğer mücadele ezilen bir halkın ulusal varlığını savunuyorsa, bu mücadele tarihsel olarak sömürgeci düzene karşı bir başkaldırıdır. Dolayısıyla hareketin ideolojik yapısıyla tarihsel işlevi birbirine karıştırılmamalıdır.
O tarihsel koşullarda dört başı mamur bir modern ulusal hareket beklemek gerçekçi değildir. O toplumsal koşullarda Kürdistan’da böyle bir sınıf ve düşünce yoktur ya da etkisiz durumda ve çok cılızdır. Modern burjuva ve daha ileri sosyalist düşüncenin o dönemde olamaması kadar doğal bir durum yoktur. Sosyal ve ulusal gerçeklik budur. Miralay Halit Beg ve arkadaşları, yani Azadî önderleri içinde laik, modern kişilikler olsa da ağırlıklı dindar, aşiretçi ve feodal yurtsever kişilikler etkilidir. Kuzey Kürdistan’da küçük burjuva yurtseverliği; sosyalist yurtseverlik düşünceleri doğrultusunda ulusal yapılanmalar ancak 1970’lerden sonra tarih sahnesine çıktı. Ancak bu tarihten sonra modern örgütlenmenin ekonomik ve sosyal altyapısı oluşmaya başladı. Her ulusal ve devrimci hareket gibi Şeyh Said hareketi de yenilgisine rağmen bize bir direniş mirası bırakmıştır. Elbette bu hareketten de önemli dersler söz konusudur.
Şeyh Said Başkaldırısının Bıraktığı Dersler
Şeyh Said Hareketi’ni yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay olarak görmemek gerekiyor. Bu hareket hâlä Kürdistan halkı için önemli ulusal moral değerlerden biridir. Bu tarihsel hareketlerden öğrenilmesi gereken dersler vardı. Mesela hareketin yenilgi nedenlerinden birçok tarihsel ders çıkarılabilir.
Bunlar:
- Ulusal başkaldırı ciddi bir iştir. Hazırlıksız ayaklanmaların başarı şansı büyük ölçüde yoktur.
- Ulusal mücadele uzun vadeli siyasal ve örgütsel hazırlık gerektirir.
- Halk desteği tek başına başarı getirmez. Bunun ciddi planlanması zorunludur. Öznel hazırlıklar olmadan başarı olmaz.
- Güçlü örgütlenme ve ortak strateji başarı için olmazsa olmazdır.
- Uluslararası koşullar dikkate alınmalıdır. Yani dönemin konjönktürel durumunu iyi tahlil etmek ve ona uygun politikalar geliştirmek başarı için önkoşuldur.
- Mücadele yalnızca askerî değil, aynı zamanda siyasal ve diplomatik alanlarda da yürütülmelidir.
- Ulusal birlik sağlanmadan büyük hedeflere ulaşmak oldukça güçtür. Ulusal birlik olmazsa olmazdır.
- Şunu anlamak gerekiyor; sömürge bir halk toplu ayaklanma ile sömürgecileri normal koşullarda ülkesinden çıkaramaz. Olağanüstü koşullarda ve sömürgeci devlet dağılma sürecindeyse bu mümkün olabilir. Oysa T.C. dağılmış olan Osmanlı ordu artıklarını toparlamış ve merkezi komutaya kavuşturmuştu. Sömürgeci kapitalist bir devlet inşa etmeye başlamıştı. Buna rağmen, Şeyh Said başkaldırısında T.C. Fransızlardan destek almak ihtiyacını duymuştur. Bu da Şeyh Said Hareketi’nin büyüklüğüne işaret eder. Bu durumu anlamak lazım; emperyalistler savaştan yeni çıkmış ve birtakım antlaşmalar ile devlet sınırlarının değişmezliği gibi uluslararası sözleşmeler söz konusudur. Burada bir halk isyanı ile başarıya ulaşmak Kürdistanlılar için neredeyse imkânsızdır. Elbette saygıyı hak eden bir başkaldırıdır; bu olayın başka yönü.
Sonuç
Şeyh Said Hareketi, tek bir kavramla açıklanabilecek bir olay değildir. Onu yalnızca “irtica”, yalnızca “feodal isyan” ya da yalnızca “ulusal hareket” olarak tanımlamak tarihsel gerçekliği tam olarak yansıtmaz.
Hareket; dinî önderliği, aşiret yapısını, dönemin toplumsal ilişkilerini ve Kürt toplumunun siyasal ve ulusal taleplerini aynı anda içinde barındıran karmaşık bir tarihsel olgudur. Bu nedenle değerlendirmeler yapılırken farklı görüşlerin varlığı kabul edilmeli, tarihsel belgeler ve olayların yaşandığı dönemin koşulları birlikte ele alınmalıdır.
Tarih, yalnızca kazananların yazdığı resmî anlatılardan değil; farklı tanıklıklardan, belgelerden ve eleştirel değerlendirmelerden de öğrenilir. Şeyh Said Hareketi de bu çok yönlü yaklaşımı gerektiren tarihsel olaylardan biridir. Kürdistan halkının ulusal demokratik özlemlerini; Şeyh Said ve Azadî hareketinin amaçlarını gerçekleştirmek görevini tarih halk çocuklarına devretmiştir. Bu tarihsel ve ulusal görevin sorumluluk ve yükü Kürdistanlı komünist / sosyalistlerin omuzlarındadır.
Hamit Baldemir – 06.07.2026























































