Yeni parti değil, eskinin yeni diye sunulmasıdır | Aziz Tunç
Bilindiği gibi CHP’de yaşanan gelişmeler, hem bu tezgâhı kuranlar hem de bütün kamuoyu tarafından yakından takip edilmiştir. Erdoğan yargısının eliyle CHP içinde yaratılan çatışmalar beklenen noktaya geldi. Erdoğan’ın ısrarlı çabası, Erdoğan yargısının marifeti ve Kılıçdaroğlu’nun aparatlığıyla CHP ikiye bölündü. Bir yanda Kılıçdaroğlu’nun çevresinde kalan az sayıdaki milletvekiliyle eski CHP devam edecek. Diğer yanda ise Özgür Özel’le birlikte ayrılan çoğunluk, yeni bir parti kurarak siyasal hayata katılmıştır.
Bu işte kim ne kazandı? Herkes biliyor ki bu tuzağı kuran Erdoğan’ın, bir kez daha cumhurbaşkanı olma yolunda önemli bir mevzi elde ettiği kesin. Ayrıca görünen tabloya bakılırsa Özgür Özel açısından da önemli bir avantaj var gibi görünüyor.
Kılıçdaroğlu ise oldukça kötü bir biçimde kaybeden taraf durumundadır. Ancak Kılıçdaroğlu ve ekibi, bu durumu hiç sorun etmeyen bir rahatlık içinde bulunmaktadır. Kılıçdaroğlu neden bu kadar rahat? Çünkü Kılıçdaroğlu’nun, Özgür Özel ve yeni parti düşmanlığı üzerinden Erdoğan’la stratejik bir ittifak kurduğu, sırtını Erdoğan’a verdiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan Kılıçdaroğlu’na güç ve güvence veren aynı Erdoğan’ın, Özgür Özel’in handikabı olduğu görülmektedir.
Çünkü CHP’yi bu duruma getiren Erdoğan, bir kez daha cumhurbaşkanı olma planını bozmak isteyen Özgür Özel’e ve partisine izin vermeyecek; istediği sonucu almak için her türlü yönteme başvuracak, baskıları yoğunlaştıracaktır. Bu, kurulan tuzağın kuralıdır. Bu amaçla Erdoğan, Özgür Özel’i veya ekibindekileri tutuklatabilir. Aynı şekilde, bundan etkilenen Özgür Özel’in yanındakilerin geri çekilmesini sağlayabilir. Böylece Özgür Özel’in enerjisini ve motivasyonunu zayıflatabilir. Kılıçdaroğlu ve ekibi de sürecin istendiği gibi ilerlemesi için Erdoğan’a ellerinden gelen her türlü desteği sunacaktır.
Buna karşı Özgür Özel’in izleyebileceği yegâne mücadele stratejisi, birinci olarak Türkiye’nin gerçeklerine ve sosyolojisine uygun, gerçekten demokratik bir politik hat belirlemektir. İkinci olarak ise bu gerçekten demokratik programın ve politikanın hayat bulmasını sağlamak için militan bir kitle mücadelesine önderlik etmeyi göze almak ve buna hazır olmaktır.
Özgür Özel’in kendisinde de grubunda da bu iki özellik yoktur.
En başından itibaren radikal ve demokratik bir programı düşünmedikleri, iki gündür yaptıkları açıklamalarda ve icraatlarda görülmektedir.
Özgür Özel’in yeni partisi adına yapılan açıklamada, hiç gerekmediği veya zorunlu olmadığı, ayrıca kimsenin dikkatini çekmeyeceği bilindiği hâlde, ısrarla ve birçok defa tekrarlanarak “Lozan ve kurucu kodlar” vurgusu yapılmıştır. Israrla yapılan bu belirlemeler, bu partinin nerede durduğunu ve nasıl bir politik hat izleyeceğini göstermektedir.
Özgür Özel’in ve yeni partisinin desteğini isteyeceği, bu toprakların hem en kadim hem de oldukça kalabalık toplumları olan Kürtler ve Aleviler, o “Lozan’ın kuruluş kodlarının” ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlar. Çünkü o süreçlerin mağdurlarıdırlar. Lozan’da Kürtler bölünmüş, Lozan’ın sağladığı destekle Alevilerin kurumları kapatılmış veya dağıtılmıştır. Bu toplumsal kesimler daha sonra soykırımlar ve katliamlar yaşamışlardır. O dönemde ve daha sonraki yıllarda bu konuya dair ne yaptılarsa seslerini duyuramamış, dertlerini anlatamamışlardır.
Hem Lozan’ın hem de kuruluş kodlarının yanlışlıklarının en çok tartışıldığı bir süreçte, Özgür Özel’in partisinin bu politikalara ve bu kavramlara sarılarak toplumsal bir gelecek planlaması mümkün değildir.
Peki Özgür Özel’in yeni partisinin yetkilisi, Lozan ve kuruluş kodlarının mağdurlarını kaybetme pahasına neden bu kadar sık vurgu yaptı? Çünkü Özgür Özel, Erdoğan’ın saldıracağından korkuyor. Ayrıca Erdoğan’dan iktidarı alacak kadar büyümeyi göze alamadığı da düşünülebilir. Hem bu yolla Erdoğan’ın hışmının hedefi olmak istemiyor hem de kuruluş kodlarının güvenli sularında sistem politikacısı olmanın sefasını sürmek istiyor olabilir.
Aynı şekilde, CHP’nin tedrisatından geçmiş söz konusu yeni partinin kadrolarının, militan bir kitle mücadelesine önderlik edecek ve bedel ödemeyi göze alacak kalibrede olmadığı da ortadadır. Doğrusu, bu ülkeye demokrasi getirmeye karar vermiş bir partinin kadro yapısının, sonuç almaya kilitlenmiş, karşısına çıkan engelleri aşmaya kararlı ve ayrıca bunun gerektirdiği kitlesel desteğe sahip olması gerekiyor.
Dolayısıyla Kürt ve Alevi düşmanı bir politikayla, burjuva ve küçük burjuva kadrolarla Türk devletini demokratikleştirme iddiası gerçek dışıdır, yanıltıcıdır.
Bu durumda Özgür Özel ve ekibinin kurduğu yeni partinin, gerçek anlamda demokratik bir mücadele yürütmesi mümkün görünmüyor.
Zaten Kılıçdaroğlu’nun ne yapacağına dair inisiyatif devlettedir. Kuruluş kodları politikasıyla Özgür Özel’in kaderini de devlet belirleyecektir. Böylece bu iki yapının yapacaklarını ve yapabileceklerini tayin eden bütün süreç Erdoğan’ın kontrolünde olacaktır.
Hâlbuki Özgür Özel ve ekibi, tarihî bir fırsatı ve imkânı iyi değerlendirebilirlerdi. Türkiye’de Lozan’la ve kurucu kodlarla hesaplaşmayı göze alan, gerçek anlamda sosyal demokrat bir partinin bulunmaması ve böyle bir parti talebinin mevcut koşullarda güçlü bir toplumsal desteğe sahip olması, bu konuda önemli imkânlar sunmaktadır.
Böyle olduğu için Kürt halkının, Alevilerin ve bilumum demokrasi güçlerinin yarattığı muazzam enerji, Türk devletini gerçekten demokratikleştirmek için mücadele etmektedir. Yakın dönemde yapılan belediye ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Özgür Özel ve partisinin, Kürtlerin ve Alevilerin desteğiyle elde ettiği kazanımlar da bu mücadele sayesinde ortaya çıkmıştır.
Tam da bu gerçekten hareketle Özgür Özel ve ekibi, Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacının karşılığı ve aynı zamanda Kürt sorununun, Alevi sorununun çözümü için bu gelişmeyi değerlendirebilir, demokratikleşme mücadelesine doğrudan sahip çıkabilirdi.
Elbette bunun riskleri vardır ve hemen istenen başarı yakalanamayabilirdi. Çünkü demokrasi mücadelesi, hükümet olmak ve birkaç yasayı ya da birkaç yasa maddesini değiştirmek değildir. Demokratikleşme süreci, köklü altüst oluşların yaşandığı bir süreçtir.
Böyle bir perspektifle sürdürülecek demokratikleşme mücadelesi, bu yöndeki kararlı ve tutarlı bir çaba, bu ülkenin iki yüz yıldır yakalayamadığı demokratikleşme konusunda yeni bir gelişmeye yol açabilirdi. Oysa Özgür Özel ve ekibi, kendi iç iktidar sorunlarıyla meşgul olmuş ve süreci ıskalamıştır.
Ayrıca bu gelişmenin barış ve demokratik toplum sürecini olumsuz etkileme ihtimalini de hesaba katmak gerekiyor.
Son olarak Özgür Özel’in yeni partisinin kurulması, özgürlük ve demokrasi güçlerinin kendilerine yönelmelerine vesile olmalıdır. Bir kez daha ezilen kitlelere yönelmek ve ısrarla mücadele alanlarında örgütlenmek gerektiği açıktır.
Bu despot, zorba, ırkçı ve gerici sistemden yararlananların ve bu sistemin sahiplerinin halkların dertlerine derman olmayacakları, yaşanan binlerce tecrübeyle sabittir. Aralarındaki kavgaların ezilenlerin güvencesi olmadığı, bu vesileyle bir kez daha görülmüştür. Umut, burjuva ve küçük burjuva kliklerde değil, direnen örgütlü halkların gücündedir.
Aziz Tunç – 26.07.2026























































