Makaleler

Published on Ekim 22nd, 2026

0

AKP/MHP’nin faşist diktatörlüğü ve devrim Cihan | Yıldız


Mahpus sayısı rekor üstüne rekor kırıyor; yeni hapishaneler inşa ediliyor, yenileri açılıyor. Buna rağmen cezaevleri dolup taşıyor, mahpuslar nöbetleşe uyumak zorunda kalıyor.

Bugün AKP/MHP iktidarı ülkelerimizde koyu faşizm uyguluyor.

Cumhur İttifakı, iktidarına rakip olarak gördüğü muhalifleri, basını, gazetecileri ve toplumun farklı kesimlerini hedef alan kapsamlı bir abluka uyguluyor. Kendi pisliklerini ortaya dökenleri susturmak, gerçeklerin üzerini örtmek ve muhalefeti sindirmek için amansız bir baskı politikası yürütüyor. Eleştiren, sorgulayan ve gerçeği dile getiren herkes baskı, tehdit ve cezalandırma politikalarının hedefi hâline getiriliyor. İktidar, kendi egemenliğini korumak için devletin bütün olanaklarını seferber ediyor.

Ülkelerimizde burjuva hukuku bile uygulanmıyor. Hukuk, en temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan bir mekanizma olmaktan çıkarılarak Cumhur İttifakı’nın iktidarını sürdürmesinin önemli araçlarından birine dönüştürülüyor. Faşist devletin bütün kurumları AKP/MHP tarafından ele geçirilmiş durumda. Yargıdan bürokrasiye, devletin kurumları iktidarın siyasal çıkarlarını korumak, muhalifleri etkisizleştirmek ve toplumu baskı altında tutmak için kullanılıyor. Böylece hukukun üstünlüğünün yerini, iktidarın ihtiyaçlarına göre işletilen bir baskı mekanizması alıyor.

Mahpus sayısı rekor üstüne rekor kırıyor; yeni hapishaneler inşa ediliyor, yenileri açılıyor. Buna rağmen cezaevleri dolup taşıyor, mahpuslar nöbetleşe uyumak zorunda kalıyor. Çünkü bu düzenin yanıtlayamadığı her toplumsal soruna karşılık yeni bir baskı mekanizması devreye sokuluyor. İktidar, toplumsal hoşnutsuzluğu ve yükselen muhalefeti hak ve özgürlükleri genişleterek değil, baskıyı, zorbalığı ve cezalandırmayı artırarak bastırmaya çalışıyor.

Bugün muhalefette bulunan ve Cumhur İttifakı’yla iktidar mücadelesi yürüten CHP, Yeni Parti, İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti, Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi, işçilerin ve emekçilerin çıkarlarını değil, kapitalist düzenin çıkarlarını savunan partilerdir. Cumhur İttifakı ile bu partiler arasındaki mücadele, devlet iktidarını kimin ele geçireceği, devletin siyasi ve ekonomik politikalarını kimin belirleyeceği ve kapitalist düzeni kimin yöneteceği üzerine yürüyen bir iktidar mücadelesidir. Bu mücadele, kapitalist sömürü düzenini ortadan kaldırmayı değil, onu kimin yöneteceğini hedeflemektedir.

AKP/MHP iktidarı, bu nedenle kendisine rakip gördüğü muhalifleri hapse attırıyor, siyasi faaliyetlerini engellemeye ve onları baskı altına almaya çalışıyor. Çünkü karşısındaki partiler yalnızca muhalefet etmekle kalmıyor, devlet iktidarını devralmayı da hedefliyor. İktidarın baskı politikaları, kendi egemenliğini koruma ve rakiplerini etkisizleştirme çabasının bir parçasıdır.

İktidar mücadelesi yürüten hâkim sınıfların “daha az kötü” görülen kesiminin kuyruğuna takılmak, işçi sınıfının bağımsız siyasetini terk etmek demektir. “Ehven-i şer” anlayışı, iki burjuva seçenekten birini diğerine tercih ederek işçi sınıfını burjuvazinin iktidar mücadelesinin yedeği hâline getirir.  

Devrimcilerin ve komünistlerin görevi, burjuva muhalefetinin kuyruğuna takılmak, onun iktidar mücadelesine yedeklenmek değildir. Komünistler, burjuva siyasetin taraflarından biri olmak için değil, işçi sınıfını bağımsız bir siyasi güç olarak örgütlemek, sosyalizm mücadelesiyle buluşturmak ve komünist partinin inşasını derinleştirmek için mücadele ederler. İşçi sınıfının kurtuluşu, bir burjuva iktidarının yerine diğerini geçirmekten değil, kendi devrimci siyasetini ve iktidarını yaratmaktan geçer.

Faşizmin alternatifi devrimdir.“Ya faşizm / ya devrim” şiarı, işçi sınıfının ve emekçilerin gerçek çıkarları açısından çözümün nerede yattığını ortaya koyan programatik bir şiardır. Ancak bu şiar, faşizmin devrim dışında hiçbir yolla sona eremeyeceği anlamına gelmez. Faşizm, burjuvazinin tek iktidar biçimi değil, sınıf egemenliğini sürdürmek için başvurduğu iktidar biçimlerinden biridir. Burjuvazi, belirli koşullarda burjuva demokrasisinden faşist diktatörlüğe geçme ihtiyacı duyabildiği gibi, başka koşullarda da sınıf egemenliğini korumak amacıyla faşist diktatörlükten gerici bir burjuva demokrasisine geçebilir. Böyle bir geçiş, işçi sınıfının önderliğinde devrimle gerçekleşmek zorunda değildir.

Burjuva demokrasisi yönünde bir değişim, büyük mücadeleler yaşanmaksızın gerçekleşmez; birçok durumda bu mücadeleler silahlı çatışmalara, hatta iç savaşa kadar varabilir. Faşist diktatörlüğün yerini burjuva demokrasisi biçiminde bir diktatörlüğün alabilmesi için burjuvazinin, sınıf egemenliğini artık faşist yöntemlerle sürdüremeyeceğini görmesi gerekir. Burjuvazi bu gerçeği kanlı çatışmaların ardından kavrayabileceği gibi, silahlı bir saldırının iç savaşa yol açacağını öngörerek de aynı sonuca varabilir.

Örneğin, gösterilerin kesin biçimde yasaklandığı bir ülkede halkın bu yasağa aldırmadan kitlesel olarak sokağa çıktığını düşünelim. Ateş açma tehditleri kitleleri durduramıyor; yüzlerce, binlerce insanın gözaltına alınması ve işkenceden geçirilmesi gösterileri bastırmak bir yana, daha büyük kitlelerin sokağa çıkmasına yol açıyorsa ve bütün bunlar dünyanın gözü önünde gerçekleşiyorsa, durum değişmiş demektir. Üstelik silahlı güçlerin, verilecek bir ateş emrine uyup uymayacağı belirsizleşmişse burjuvazi açısından ciddi bir ikilem ortaya çıkar: Ateş emri vermek, ülkeyi iç savaşa sürükleyebilecek bir gelişmenin önünü açabilir.

Böyle bir durumda burjuvazinin egemen kesimleri, sınıf iktidarını korumak amacıyla kendi içindeki bir kesimi feda etmeyi ve kitleleri yatıştırmak için iktidarın biçimini değiştirmeyi tercih edebilir. Böylece faşist diktatörlükten burjuva demokrasisi biçimindeki bir diktatörlüğe geçiş, iç savaş yaşanmadan da gerçekleşebilir. Burada belirleyici olan, kitle hareketinin gücü karşısında burjuvazinin iç savaşı göze alamamasıdır.

Elbette uluslararası konjonktür, ülkenin dünya siyasetindeki konumu, dış müdahale olasılıkları ve hâkim sınıflar arasındaki bölünmeler de bu süreçte rol oynar. Ancak temel etken, o zamana kadar faşizme karşı sessiz kalan geniş kitlelerin ayağa kalkması, mücadelenin kitleselleşmesi ve bu hareketin mevcut iktidarı sürdürülemez hâle getirecek bir güce ulaşmasıdır.

Peki, ne yapacağız? Gidilecek yol bellidir, çözüm bellidir. Komünistler, hiçbir burjuva partisinin kuyruğuna takılmadan, kendi bağımsız siyasetleri temelinde ilerlemelidir. Bu mücadele uzun soluklu, sabırlı ve kararlı bir mücadeledir. Bugün ülkelerimizde işçi sınıfı örgütlenmeden, işçi sınıfı içinde kök salan ve sınıfı sosyalizm mücadelesiyle birleştiren bir komünist örgüt yaratılmadan zafere ulaşmak son derece zordur. Öyleyse görev bellidir: İşçi sınıfını örgütlemek, komünist partinin inşasını derinleştirmek ve devrimci mücadeleyi bu temelde ilerletmek. Faşizme karşı kurtuluş, burjuva iktidarını değiştirmekte değil, işçi sınıfını örgütleyerek kapitalist düzeni yıkmaktadır!

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑