Emperyalist savaş örgütü NATO’ya karşı mücadeleyi yükseltelim | Cihan Yıldız
Bugün görev; NATO’nun savaş politikalarına karşı çıkmak, bütün emperyalist güçlere karşı bağımsız sınıf tutumunu savunmak, işçi sınıfının enternasyonal birliğini güçlendirmek ve sosyalizm mücadelesini büyütmektir.
7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde NATO zirvesi Ankara’da toplanacak. NATO savaş örgütünün liderleri, savaşların, silahlanmanın ve emperyalist rekabetin giderek derinleştiği bir dönemde Türkiye’de bir araya gelecek. Zirvede NATO üyesi devletlerin liderleri ve askerî yetkilileri, dünya çapındaki emperyalist çıkarlarını korumaya yönelik yeni stratejileri, silahlanma programlarını ve askerî planlamaları ele alacaktır. Ukrayna savaşı, Ortadoğu’daki gelişmeler, askerî harcamaların artırılması, yeni silah teknolojilerinin geliştirilmesi ve NATO’nun küresel müdahale kapasitesinin güçlendirilmesi zirvenin temel gündemleri arasında yer almaktadır. Emperyalist güçler bu toplantıda halkların barış ve refahını değil, kendi nüfuz alanlarını nasıl genişleteceklerini, rakiplerine karşı askerî üstünlüklerini nasıl koruyacaklarını ve dünya üzerindeki hâkimiyet mücadelelerini nasıl sürdüreceklerini tartışacaklardır. Bu nedenle Ankara Zirvesi, emperyalist savaş politikalarının ve yeni çatışma hazırlıklarının önemli bir buluşma noktasıdır.
NATO, emperyalist devletlerin iddia ettiği gibi bir “barış ve savunma örgütü” değildir. NATO, kuruluşundan bu yana emperyalist-kapitalist sistemin çıkarlarını korumak için kullanılan bir savaş örgütüdür. 1949 yılında ABD önderliğinde kurulan NATO’nun temel amacı yalnızca Sovyetler Birliği’ni kuşatmak değil, aynı zamanda dünya çapında devrimci hareketlere, ulusal kurtuluş mücadelelerine ve işçi sınıfının ilerici kazanımlarına karşı mücadele etmekti.
Soğuk Savaş boyunca NATO ülkeleri sayısız karşı devrimci operasyona, darbeye, işgale ve gizli savaşa destek verdi. Avrupa’da kurulan Gladio tipi gizli örgütlenmeler, komünist ve ilerici hareketlere karşı kullanıldı. NATO bağlantılı gizli ordular birçok Avrupa ülkesinde faaliyet yürüttü ve bunların bazıları terör eylemleri ve siyasi provokasyonlarla ilişkilendirildi. NATO’nun gizli savaş aygıtları uzun yıllar halklardan saklandı.
NATO’nun kuruluşundan bu yana üye devletleri Kore’den Vietnam’a, Yugoslavya’dan Afganistan’a, Irak’tan Libya’ya kadar birçok savaş ve müdahalenin içinde yer aldı. Bu savaşların bir kısmı doğrudan NATO komutası altında, bir kısmı ise NATO’nun önderliğini yapan emperyalist güçler tarafından yürütüldü.
Bugün dünya yeni ve tehlikeli bir döneme girmiştir. ABD emperyalizmi öncülüğündeki NATO bloğu ile Çin ve Rusya gibi rakip emperyalist güçler arasındaki rekabet giderek sertleşmektedir. Ukrayna’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Pasifik’e kadar birçok bölgede bu rekabetin sonuçları görülmektedir. Emperyalist kampların hiçbiri halkların özgürlüğünü temsil etmemektedir. İşçi sınıfı ve ezilen halklar ne NATO’nun ne de rakip emperyalist güçlerin arkasına dizilmelidir.
Ankara’da yapılacak NATO zirvesi, Türkiye’nin emperyalist savaş sistemindeki yerini de bir kez daha göstermektedir. NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye, uzun yıllardır ittifakın bölgesel politikalarında önemli roller üstlenmektedir. Aynı zamanda Türkiye egemen sınıfları da kendi bölgesel çıkarları doğrultusunda askerî müdahaleler gerçekleştirmekte ve silahlanmaya büyük kaynaklar ayırmaktadır.
Ankara’daki NATO zirvesi savaş kışkırtıcılarının toplantısıdır. Emperyalistlerin yeni savaş planlarını tartıştıkları bu zirveye karşı işçilerin, gençlerin, kadınların ve ezilen halkların sesi yükselmelidir.
NATO’nun tarihi emperyalist müdahalelerin ve savaşların tarihidir
NATO’nun kuruluşundan bugüne kadar geçen 77 yıl, aynı zamanda emperyalist müdahalelerin, işgallerin, darbelerin ve savaşların tarihidir. NATO’nun kuruluş anlaşmasında “savunma” ve “güvenlik” kavramları öne çıkarılsa da, ittifakın gerçek işlevi emperyalist sistemin çıkarlarını korumak olmuştur.
1949 yılında kurulan NATO, Soğuk Savaş boyunca sosyalist ülkeleri kuşatma stratejisinin temel aracı olarak kullanıldı. Aynı dönemde Asya, Afrika ve Latin Amerika’da gelişen ulusal kurtuluş mücadeleleri ve devrimci hareketler emperyalist sistem için ciddi bir tehdit oluşturuyordu. NATO üyesi devletler bu mücadelelere karşı doğrudan veya dolaylı biçimde müdahalelerde bulundu.
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından NATO’nun varlık gerekçesinin ortadan kalktığı ileri sürülüyordu. Ancak gelişmeler bunun tam tersini gösterdi. İki Almanya’nın birleşmesi sürecinde Batılı emperyalist güçler, NATO’nun doğuya doğru genişlemeyeceği yönünde güvenceler vermelerine rağmen bu sözlerini tutmadılar. NATO dağıtılmak bir yana, ABD emperyalizminin dünya hegemonyasını sürdürme stratejisinin temel araçlarından biri olarak daha da genişledi ve daha saldırgan bir karakter kazandı. Doğu Avrupa ülkelerinin birbiri ardına NATO’ya dahil edilmesiyle ittifak Rusya sınırlarına kadar ilerledi. Böylece emperyalist güçler arasındaki rekabet daha da keskinleşti, yeni çatışma alanları yaratıldı ve dünya halkları yeni savaş tehlikeleriyle karşı karşıya bırakıldı. NATO’nun genişlemesi, emperyalist-kapitalist sistemin barış değil, nüfuz alanları, pazarlar ve stratejik bölgeler üzerindeki hâkimiyet mücadelesini sürdürdüğünün açık bir göstergesi oldu.
1999 yılında Yugoslavya’ya yönelik bombardıman NATO’nun yeni dönemdeki ilk büyük saldırılarından biri oldu. Birleşmiş Milletler kararı olmaksızın gerçekleştirilen bu operasyon sırasında şehirler, köprüler, fabrikalar ve sivil altyapı hedef alındı. NATO bunu “insani müdahale” olarak sundu; ancak sonuç Yugoslavya’nın parçalanması ve bölgenin uzun süreli istikrarsızlığa sürüklenmesi oldu.
11 Eylül 2001 saldırılarının ardından NATO tarihinde ilk kez 5. madde işletildi ve Afganistan işgali başladı. Yirmi yıl süren savaş boyunca yüz binlerce insan yaşamını yitirdi, milyonlarcası yerinden edildi. Sonunda NATO güçleri Afganistan’dan çekildi; geride ise yıkılmış bir ülke bıraktı.
2011 yılında Libya’ya yönelik NATO saldırısı da benzer sonuçlar yarattı. “Sivilleri koruma” gerekçesiyle başlatılan bombardımanlar ülkenin devlet yapısını çökertti. Libya bugün hâlâ iç savaşın, parçalanmanın ve istikrarsızlığın sonuçlarını yaşamaktadır.
Ortadoğu’daki savaşlar, Filistin halkına yönelik saldırılar ve pogromlar, bölgesel hegemonya peşindeki İran’daki molla rejimine yönelik tehditler ve bölgedeki askerî yığınaklar NATO’nun ve NATO üyesi devletlerin politikalarından bağımsız değildir. ABD önderliğindeki emperyalist güçler ile bölgesel gerici rejimler, enerji kaynakları, ticaret yolları ve stratejik bölgeler üzerindeki hâkimiyet mücadelelerini sürdürmektedir. Ortadoğu halkları ise bu gerici ve emperyalist hesaplaşmaların kurbanı haline getirilmektedir.
Bugün NATO yalnızca bir askerî ittifak değildir. Devasa silah tekelleriyle, askerî üsleriyle, istihbarat ağlarıyla ve savaş doktrinleriyle emperyalist sistemin en önemli araçlarından biridir. NATO ülkeleri her yıl yüz milyarlarca doları silahlanmaya ayırırken, işçi ve emekçi halklara kemer sıkma politikaları dayatılmaktadır.
Bu nedenle NATO’ya karşı mücadele yalnızca savaş karşıtı bir mücadele değildir. Aynı zamanda sömürüye, emperyalizme, militarizme ve faşizme karşı mücadeledir. Kalıcı barış ancak emperyalist savaş sisteminin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacaktır.
İşçilerin ve ezilen halkların çıkarı emperyalist kamplar arasında seçim yapmak değil, bütün emperyalist güçlere karşı ortak mücadeleyi yükseltmektir. NATO’ya karşı mücadele, halkların özgürlüğü, kardeşliği ve sosyalizm mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Emperyalist savaş makinesinin bölgesel karakolu: Türkiye
NATO’nun 2026 zirvesinin Ankara’da yapılması tesadüfi değildir. Türkiye, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip ülkesi olarak uzun yıllardır ittifakın bölgesel stratejisinde önemli bir rol oynamaktadır. Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu’nun kesişim noktasında bulunan Türkiye, emperyalist güçler açısından büyük jeostratejik öneme sahiptir.
Türkiye, 1952 yılında NATO’ya üye oldu. Bu üyelik yalnızca bir dış politika tercihi değil, aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik, askerî ve siyasi yapısının Batı emperyalizmine daha sıkı bağlanmasının bir aracı oldu. Türkiye toprakları NATO üsleri, radar sistemleri, nükleer silah depoları ve askerî tesislerle donatıldı. Özellikle İncirlik Üssü onlarca yıldır ABD ve NATO’nun bölgesel operasyonlarının merkezlerinden biri olarak kullanıldı.
Soğuk Savaş boyunca NATO’nun Türkiye’deki faaliyetleri yalnızca dış tehditlere karşı hazırlıkla sınırlı kalmadı. Komünizme ve devrimci harekete karşı yürütülen mücadele kapsamında “Özel Harp Dairesi” ve kontrgerilla yapılanmaları oluşturuldu. Daha sonra ortaya çıkan bilgiler ve araştırmalar, Avrupa’daki Gladio ağlarının Türkiye’de de örgütlendiğini gösterdi. NATO bağlantılı gizli yapılanmalar, ilerici ve devrimci güçlere karşı yürütülen operasyonlarda rol oynadı.
Türkiye egemen sınıfları NATO üyeliğini her zaman “güvenlik” ve “savunma” gerekçeleriyle savundu. Oysa bu üyeliğin bedelini işçiler, emekçiler ve halklar ödedi. Silahlanmaya ayrılan devasa bütçeler eğitim, sağlık, sosyal hizmetler ve halkın temel ihtiyaçlarından kesildi. NATO’nun bölgesel politikalarına uyum sağlamak adına Türkiye birçok uluslararası krizin ve çatışmanın parçası hâline getirildi.
Bugün AKP-MHP iktidarı bir yandan NATO içinde yer almaya devam ederken, diğer yandan bölgesel güç olma hedefi doğrultusunda kendi yayılmacı politikalarını sürdürmektedir. Suriye, Irak, Libya, Doğu Akdeniz ve Kafkasya’daki gelişmeler bu yönelimin örnekleri arasında yer almaktadır. Böylece Türkiye hem NATO’nun bölgesel planlarının bir parçası olmakta hem de Türk burjuvazisinin çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir.
Ankara’da yapılacak NATO zirvesi, Türkiye’nin emperyalist savaş sistemindeki yerini bir kez daha gözler önüne sermektedir. NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye, yalnızca ittifakın bölgesel planlarında önemli bir rol oynamakla kalmamakta, aynı zamanda kendi bölgesel çıkarları doğrultusunda emperyalistleşme yönünde ilerlemektedir. Zirvede halkların ihtiyaçları, işçilerin sorunları, yoksulluk, işsizlik ya da demokratik hak ve özgürlükler tartışılmayacaktır. Zirvenin gündeminde askerî stratejiler, silahlanma programları, yeni savaş hazırlıkları ve emperyalist güçler arasındaki nüfuz ve hegemonya mücadelesi yer alacaktır.
Bu nedenle NATO’ya karşı mücadele, aynı zamanda Türkiye’deki sömürü düzenine, militarizme, savaş politikalarına ve emekçi halkların sırtına yüklenen savaş yüküne karşı mücadeledir. İşçilerin, emekçilerin ve ezilen halkların çıkarları; NATO’nun, bölgesel gerici güçlerin ya da herhangi bir emperyalist kampın çıkarlarıyla ortak değildir. İşçi sınıfı ve ezilenler ne NATO’nun ne de rakip emperyalist güçlerin arkasında saf tutmalıdır. Çözüm, emperyalist kamplardan birini desteklemekte değil, bağımsız devrimci sınıf çizgisini güçlendirmekte, halkların kardeşliğini ve enternasyonal dayanışmayı büyütmekte yatmaktadır. Emperyalist savaşlara, sömürüye ve baskıya karşı gerçek alternatif, işçi sınıfının enternasyonalist mücadelesi ve sosyalizmdir.
Sonuç
Bugün dünya, emperyalist güçler arasındaki rekabetin giderek sertleştiği bir dönemden geçmektedir. ABD emperyalizmi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurduğu uluslararası düzeni korumaya çalışırken; Çin ve Rusya gibi rakip emperyalist güçler de kendi nüfuz alanlarını genişletmeye çalışmaktadır. Ukrayna’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Asya-Pasifik’e kadar birçok bölgede yaşanan gerilimler ve savaşlar bu rekabetin ürünüdür.
Marksist-Leninistler açısından mesele, emperyalist kamplardan birinin yanında yer almak değildir. Lenin’in ortaya koyduğu gibi emperyalizm, kapitalizmin en yüksek ve son aşamasıdır. Tekellerin, mali sermayenin ve büyük güçlerin dünya üzerindeki egemenlik mücadelesi, kaçınılmaz olarak savaşları üretmektedir. Bu nedenle NATO’nun savaş politikalarına karşı çıkarken, Rusya ve Çin gibi rakip emperyalist güçlerin yayılmacı politikalarına da karşı çıkmak gerekir.
Gerçek barış, emperyalist güçler arasındaki güç dengesiyle değil; işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen halkların mücadelesiyle sağlanabilir. Emperyalist savaşlara karşı en etkili mücadele, kendi ülkesindeki savaş politikalarına, militarizme ve sömürü düzenine karşı mücadeledir. Enternasyonal dayanışma da tam burada anlam kazanmaktadır.
Ankara’da yapılacak NATO zirvesi, emperyalist güçlerin ve onların bölgesel ortaklarının yeni planlarını tartışacağı bir toplantıdır. Ancak halkların da kendi cevabı vardır. Dünyanın dört bir yanında savaşlara, işgallere, militarizme, faşizme ve sömürüye karşı yükselen mücadeleler, insanlığın gerçek geleceğini temsil etmektedir.
Bugün görev; NATO’nun savaş politikalarına karşı çıkmak, bütün emperyalist güçlere karşı bağımsız sınıf tutumunu savunmak, işçi sınıfının enternasyonal birliğini güçlendirmek ve sosyalizm mücadelesini büyütmektir.
Çünkü kalıcı barış ancak sömürünün olmadığı bir dünyada mümkündür.
NATO dağıtılsın!
Bütün emperyalist ve gerici savaşlara son!
Yaşasın işçilerin ve halkların enternasyonal dayanışması!
Cihan Yıldız – 10 Haziran 2026

























































