Almanya’da ayrımcılık çalışma hayatının bir parçası
Almanya’da yayımlanan son raporlar, iş yerlerinde ayrımcılığın yaygınlığını koruduğunu ortaya koydu. Irkçılık, cinsiyet, engellilik ve yaş nedeniyle yaşanan ayrımcılık vakaları artarken, göçmen kökenliler iş ve konut arayışında da eşitsiz muameleyle karşılaşıyor.
Almanya’da ayrımcılıkla ilgili yayımlanan raporlar, özellikle çalışma hayatında yaşanan eşitsizliklerin ciddi boyutlara ulaştığını gösteriyor. Federal Ayrımcılıkla Mücadele Dairesinin verilerine göre, 2025 yılında kuruma 13 bin 67 ayrımcılık şikâyeti iletildi. Bunların 3 bin 670’i iş yaşamıyla ilgili başvurulardan oluştu.
Şikâyetler arasında ayrımcı iş ilanları, işe alımlarda eşit olmayan koşullar, başvuruların reddedilmesi ve iş yerinde psikolojik baskı (mobbing) öne çıktı.
Müslüman karşıtı ayrımcılığa maruz kalanların yüzde 39’u, siyahilere yönelik ırkçılıkla karşılaşanların ise yüzde 24’ü, bu ayrımcılığı çalışma hayatında yaşadığını bildirdi.
Ayrımcılık vakaları artıyor
Almanya Ayrımcılıkla Mücadele Birliğinin (ADVD) raporu da benzer bir tablo ortaya koydu. Birliğe bağlı danışma merkezlerine 2025 yılında 4 bin 106 ayrımcılık vakası bildirildi. Bu sayı 2023’e göre yüzde 35,9, 2024’e göre ise yüzde 19 arttı.
Başvuruların yüzde 54,6’sını ırkçı ayrımcılık oluştururken, tüm vakaların yüzde 26,7’si çalışma hayatında yaşandı.
İş yaşamındaki ayrımcılık vakalarının yüzde 48’i ırkçılık, yüzde 25’i cinsiyet, yüzde 20,7’si engellilik veya kronik hastalık, yüzde 6,2’si ise yaş nedeniyle gerçekleşti.
Bu vakaların yüzde 73,8’inin iş yerlerindeki günlük ilişkiler sırasında yaşandığı belirlendi. Raporda, ayrımcılığın birçok çalışan için günlük yaşamın bir parçası haline geldiği vurgulandı.
Yabancı isimle ev ve iş bulmak zorlaşıyor
Berlin-Brandenburg Türkiye Toplumu (TBB) Yönetim Kurulu Üyesi ve ayrımcılık uzmanı Remzi Uyguner, ayrımcılığın yalnızca iş yerleriyle sınırlı olmadığını, konut piyasasından eğitime, polis kontrollerinden kamu hizmetlerine kadar hayatın birçok alanında yaşandığını belirtti.
Özellikle konut arayışında göçmen kökenlilerin ciddi engellerle karşılaştığını anlatan Uyguner, yabancı isimle yapılan başvuruların çoğu zaman yanıtsız bırakıldığını, aynı koşullarda Alman ismiyle yapılan başvurulara ise olumlu yanıt verilebildiğini söyledi.
Uyguner, yıllardır ev aradığı halde sonuç alamayan kişilerin bulunduğunu belirterek, ayrımcılığın çoğu zaman açıkça ifade edilmediğine dikkat çekti. Ev sahiplerinin kimseye kökeninden dolayı ev vermediğini söylemediğini, ancak başvuruların sistematik biçimde yanıtsız kalmasının ayrımcılık şüphesini güçlendirdiğini ifade etti.
Benzer sorunların meslek eğitimi ve iş başvurularında da yaşandığını dile getiren Uyguner, başarılı okul notlarına sahip gençlerin bile yaptıkları çok sayıda başvuruya yanıt alamadığını anlattı.
Polis kontrollerinde ırkçı ayrımcılık
Uyguner, insanların dış görünüşleri veya ten renkleri nedeniyle polis kontrolüne tabi tutulması anlamına gelen “ırksal profilleme” uygulamalarına da dikkat çekti.
Özellikle Almanya-İsviçre sınırındaki trenlerde siyahilerin kontrol edilirken beyaz yolcuların kontrol edilmediğine ilişkin örnekler bulunduğunu aktaran Uyguner, Berlin’deki Kottbusser Tor çevresinde de benzer uygulamaların görüldüğünü söyledi.
Almanya’da doğup büyüyen göçmen kökenli gençlerin ayrımcılıktan daha derinden etkilendiğini belirten Uyguner, kendilerini yaşadıkları toplumun bir parçası olarak gören bu gençlerin eşitsiz muamele karşısında büyük hayal kırıklığı yaşadığını ifade etti.
Uyguner’e göre, aynı koşullara sahip arkadaşları kolayca iş veya ev bulabilirken kendilerinin sürekli reddedilmesi, gençlerde yaşadıkları ülkeye yönelik öfkeye de yol açabiliyor.
Ayrımcılıkla mücadele yasası yetersiz
Almanya’daki ayrımcılıkla mücadele mevzuatını da eleştiren Uyguner, Avrupa Birliği’nin baskısıyla kabul edilen yasal düzenlemelerin uygulamada yeterince etkili olmadığını savundu.
Ayrımcılık hukukunun diğer hukuk alanlarına kıyasla geri planda bırakıldığını belirten Uyguner, “Ayrımcılık hukuku adeta bir üvey evlat olarak görülüyor.” dedi.
Mahkemelerde ayrımcılık iddialarının çoğu zaman yeterince dikkate alınmadığını ifade eden Uyguner, ayrımcılık içeren olaylarda olumlu kararlar verilse bile bunların genellikle ayrımcılıkla mücadele hukukuna dayandırılmadığını söyledi.
Berlin’deki sivil toplum kuruluşlarının ayrımcılıkla mücadelede önemli çalışmalar yürüttüğünü belirten Uyguner, buna karşın toplumun genelinde ayrımcılığı önleme konusunda yeterli kararlılığın bulunmadığını vurguladı.
Ayrımcılığa uğrayanlara da çağrıda bulunan Uyguner, yaşanan olayların yazılı olarak kayıt altına alınmasını, varsa tanıkların belirlenmesini ve zaman kaybetmeden ayrımcılıkla mücadele eden danışma merkezlerine başvurulmasını önerdi.

























































