Mısır edebiyatında kısa bir yolculuk | İskan Tolun
Sıra bu kez, en çok merak edilen ve piramitleriyle meşhur olan ülkeye, Mısır’a geldi. Evet, yazı dizisinin konusu, Mısır edebiyatında Kısa Bir Yolculuk’tur. Lâkin, bu gizemli ülkenin tarihine, coğrafi yapısına değinmeden geçmek, doğru değildir, diye düşünüyorum. Zira, çok eskilere dayanan bir tarihi ve merak konusu olan meşhur piramitleri var. Nitekim tarihi kökleri, yaklaşık yedi bin yıl öncesine dayanan, dünyanın en eski ve köklü medeniyetlerinden biridir, Antik Mısır.
Çöllerle kaplı olan bu ülkenin çok büyük bir bölümü Kuzey Afrika’da, küçük bir kısmı da Asya’da yer alıyor. Topraklarının yaklaşık yüzde doksan beşi çöllerle kaplı olsa da, alabildiğince stratejik bir ülkedir. Coğrafi yapısının büyük bir bölümü, Kuzey Afrika’da olmasına karşın, Ortadoğu bölgesinin bir parçası olarak addediliyor. Bu da jeopolitik, tarihi ve kültürel bağlarından dolayı olsa gerek. Edebiyatı da, Antik çağlardan modern döneme dek uzanan, yaklaşık beş bin yıllık köklü ve zengin bir mirasa sahiptir.
Nitekim tarihiyle, edebiyatıyla, coğrafi yapısıyla ezelden beri dikkat çeken bir ülkedir, Mısır. Zaten tarih kitaplarında en çok adı geçen ülkelerden biridir. Mısır’ın tarihiyle ilgili birçok meraklı okur gibi onlarca kitap devirdim, diyebilirim. Mısır, denince akla ilk olarak piramitler, Firavunlar, savaşlar, göçler geliyor. Stratejik bir ülke olduğundan dolayı, birçok saldırılara da hedef olduğu yakından biliniyor. Bu saldırılarda, ilk akla gelenlerden biri de, Makedonya Kralı, Büyük İskender’dir.
Büyük İskender Mısır’ı ele geçirince, Nil Deltası’nda adını simgeleyen bir şehir inşa (M.Ö 331 yılında) etmişti: İskenderiye. Daha sonra bu İskenderiye kenti, antik dünyanın en büyük kültür, ticaret ve bilim merkezlerinden biri hâline geldi.
(Büyük İskender işgal ettiği birçok yerde adını simgeleyen şehirler kurmuştur: M.Ö 333’teki İssos Zaferi’nin ardından, Türkiye’de de bir şehir inşa ettiği biliniyor: İskenderun.)
Evet Mısır, kadim çağlarda kültür ve ticaretin yanı sıra, çok sayıda kişiyi eğiten ve filozoflar yetiştiren bir okul hâline gelmişti ve o kadim çağlarda yetişmiş, sembol nüvelerden biri de: Hypatia’dır. Bu kadın filozofun hayat hikâyesini, hümanist yaşam biçimini hayranlıkla okudum: Hazin sonu da unutulur gibi değildir.
(Etnik kökeni Antik Yunan kültürüne dayanan ve Mısır’ın İskenderiye kentinde dünyaya gelen, dönemin kütüphane hocası filozof Theron’un kızı Hypatia, bir romanıma da konu olmuştur: İbret-Ulu Tanrım. Almanca versiyonu: Verdammnis.)
Ezoterik kültürün önde gelen kalelerden biri olan Antik Mısır, dünya coğrafyasında yer almış en gizemli toplumlardan, ülkelerden birdir. Nitekim, taşlarla oyulmuş gizemli bir tarihtir bu ülke ve günümüz dünyasının bilim adamları, modern teknolojinin en üst boyutlarda olmasına karşın, bu gizemli tarihin, kültürün sırlarına (Sırlar şimdi, büyük bir ölçüde çözülmüş durumda.) henüz tam olarak nüfuz edebilmiş değiller. Neyse, asıl konuya, edebiyat dönelim.
Bilge edebiyatı olarak anılan ve kıssalardan oluşan Sinuhe’nin hikâyesi, eski Mısır edebiyatının en bilinen ve en önemli metinlerinden biridir. Orta Krallık dönemine tarihlenen ve muhtemelen kurgusal olan bu eser, saray memuru veya komutanı Sinuhe’nin ağzından, “Ben” anlatımıyla aktarılıyor. Beş tansık öykü içeren Westcar Papirüsü, rahipler ve sihirbazlar tarafından gerçekleştirilen tansıkları ve olağanüstü olayları anlatan, farklı hikâyelerden oluşan bir Antik Mısır metnidir.
Mısır edebiyatının en önemli ve en eski eserlerinden biri olarak addedilen bu metin, edebi yapısı bakımından ünlü Binbir Gece Masallarıgibi bir çerçeveye, yani hikâye içinde hikâye düzenine sahiptir. Ve o ünlü Ölülerin Kitabı da, Antik Mısır’da ölen kişilerin ruhlarının öbür dünyada güvenle yol alabilmesi, tehlikelerden korunabilmesi, tanrılarca yargılanırken aklanabilmesi için papirüsler üzerine yazılmış büyü, tılsım, dua ve rehber metinlerin bir derlemesidir. Bu edebiyat tarihi, yaklaşık beş bin yıl öncesine dayanıyor.
Ve Modern Mısır Edebiyatı: Modern Mısır edebiyatı, Napolyon’un 1798 yılında Mısır’ın işgali ile başlıyor. Ülkeye matbaanın gelmesiyle birlikte edebiyatta yeni bir dönüm noktası oldu. Batının etkisi sonucu, klasik yapısından çıkarak, Batı edebiyatının etkisi altına girdi. Dolayısıyla, Napolyon’un Mısır seferi, Avrupa tarihinde olduğu gibi, Ortadoğu tarihinde de bir dönüm noktası oldu. Fransız edebiyatından yapılan çeviriler ve gazete yayıncılığı, romancılık ile kısa öykü gibi modern türlerin doğmasını sağladı diyebiliriz.
Batı etkisiyle başlayan bu dönüşüm sürecinde, ulusal kimliği koruma ve geleneksel Arap edebiyatı ile Batı etkilerini harmanlayarak zengin bir birikim oluşturuldu.
Böylece, sosyal eleştiri ve bireysel duyguların yüceltilmesi ile şekillenen bu edebiyat, sadece Mısır’ın değil, tüm Arap dünyasının modern edebiyatının temel taşlarından biri hâline gelmiş oldu.
Eserlerinde toplumun değişen yapısını yansıtan yazarlar, edebiyatın hem ulusal hem de evrensel düzeyde gelişmesine önemli katkılar sundular:
20. yüzyılın başlarında Muhammed Teymur ve Mahmûd Teymûr gibi yazarlar modern öykü ve tiyatronun öncülüğünü yaptılar. Nitekim, 1919 bağımsızlık mücadelesiyle birlikte başlayan ve sonrasındaki siyasi çalkantıların etkisiyle devam eden koşullar, yazarları da toplumsal gerçekçiliğe yönelttiği görülüyor. Mısır’ın usta kalemlerinden sayılan Taha Hüseyin ile Yûsuf İdrîs gibi yazarlar da, hem halk dilini edebiyata kazandırdılar, hem de modern öykü ve romanı zirveye taşıdılar.
Ve, Mısır edebiyatının gözbebeği olarak addedilen, Nobel Edebiyat Ödüllü Necib Mahfuz:
Necib Mahfuz, hem romanlarıyla hem de kısa öyküleriyle sade, duru bir dille, gösterişsiz anlatımıyla kimi zaman günlük hayatın dertlerini, kimi zaman tansığı, gizemi, hayatın olağan akışının içinde okurun karşısına çıkıyor. Toplumun yansıması, yazarın imgelemeleriyle birleştirdiği romanlarında olduğu kadar, kısa öykülerinde de görülüyor ve bu, sadece okurlarına değil, nice yazarlara da ilham kaynağı olmuştur.
Necip Mahfuz hikâyelerini anlatırken, arka planda Mısır’ın büyük değişikliklerini, devrimlerle şekillenmiş politik ve toplumsal tarihinin topografyasını çiziyor âdeta. Yazar, Mısır şehirlerinin sokaklarını, sıradan insanları ve toplumsal değişimi muazzam bir ustalıkla kaleme alıyor. Keskin gözlemleri, okuru hikâyenin içene çeki veren anlatımıyla, çalkantılı zamanlarda Mısır’ın siyasal ve toplumsal hayatının canlı bir portresini çiziyor sanki. Başyapıt olarak addedilen Kahire Üçlemesi roman serisi, Kahire’de yaşayan geleneksel tüccar Ahmet Abdülcevat ve ailesinin üç kuşağını konu edinmiş. Hikâye, Birinci Dünya Savaşı’ndan başlayıp, 1952 Mısır Devrimi’ne kadar uzanıyor. Yaklaşık 40 yıllık bir dönemi kapsadığı gibi, Mısır’ın tüm büyüsünü, gizemini ve acılarını da insan ölçeğinde aktarıyor, usta yazar. Karakterlerin hayatlarındaki değişimle birlikte siyasal sorunlarının değişimini de gayet yalın bir şekilde gözler önüne seriyor. Zaten, bu söz konusu eserin, başyapıtın ardından Dickens, Balzac, Zola, Tolstoy, Dostoyevski gibi çok ünlü yazarlarla kıyaslandı, değerli yazar.
Makale, Avrupa’ya gitme hayaliyle yola çıkan ve Meriç Nehri sularında 3 çocuğunu bir anda yitiren Süleymaniyeli, acılı Kürt aileye ithaftır!..
İskan Tolun – 21.10.2026

























































