Makaleler

Published on Eylül 30th, 2026

0

Yeni nesil göçmen kökenli kadınların Almanya’da toplumdaki yeri | Cumali Yağmur


Almanya’da doğup büyüyen göçmen kökenli kadınlar eğitim ve çalışma hayatında yerlerini alırken, aile içindeki baskılar ve toplumdaki önyargılarla da karşı karşıya kalıyor.

Yeni nesil göçmen kadınlar Almanya’da doğmuş, büyümüş ve çocuk yuvalarına burada gitmişlerdir. Okul öncesi eğitimden sonra Almanya’daki okullara devam etmiş; Alman arkadaşlarıyla birlikte kreşlerde ve okullarda aynı sınıflarda ders görmüşlerdir. Dışarıda Alman kültürü ile haşır neşir olurlarken, bazı ailelerde hâlen tipik göçmen kültürü ve anlayışı ile eğitilmeleri nedeniyle farklı uygulamalarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Kız çocukları erkek çocukları kadar özgür olmamalarına rağmen okullardaki başarıları erkek çocuklarınınkinden daha yüksek düzeydedir. Günümüzde ailelerde kız ve erkek çocuklarının eğitimi giderek eşitlenmesine rağmen, göçmen aileler arasında kültürel değişime hâlâ hazır olmayan ve ayak direyen çok sayıda aile vardır.

Aileler kız çocuklarına karşı toleranslı olmadıkları gibi, onları kendi kültürlerine göre eğitmeye zorlamak istemektedirler. Bazı göçmenler ataerkil aile yapılarını Avrupa’daki sivil toplumlarda sürdürmeye çalışmaktadır. Tarihsel olarak ataerkil aile yapısı günümüzde geçerliğini yitirmesine rağmen hâlâ değişime direnç gösteren göçmen aileleri mevcuttur. Bu aileler, Avrupa’daki sivil toplumların kadın-erkek eşitliği anlayışına uyum sağlayamamaktadır.

Göçmen ailelerine kimse, yaşadıkları Avrupa toplumlarının kültürünü tepeden tırnağa benimsemelerini zorla dayatmak istememektedir. Her dönemde gönüllü kültür alışverişinin önüne geçilemeyeceği tarihsel bir gerçektir ve bunu herkes görebilmektedir. Her kültürün olumlu ve olumsuz yönleri olduğu gibi, günümüzde geçerli olmayan olumsuz yönleriyle mücadele edilerek kültürlerin olumlu yönlerinden yeni bir sentez oluşturulabileceği kesindir.

Genç göçmen kadınlara Alman toplumunda farklı bakıldığı gibi, onlar hakkında hâlen birinci nesildeki göçmen kadınlara yönelik anlayışla hareket edilmektedir. Burada doğup büyümüş göçmen kadınlar, yaşadıkları toplumun değer yargılarını anlayabilmektedir. Ancak göçmen kökenli kadınlara hâlâ başka bir kalıp giydirilmekte ve göçmenlerin düşüncelerinin değişmediği zannedilmektedir. İnsanın yaşadığı toplumun onun düşünce ve bilinç düzeyini değiştirdiği gerçeğini hâlâ göremeyenler vardır. Bu gelişmeleri görmeden, geçmişe dayanarak göçmen kadınları değerlendirmek ve birinci nesil kadınlarla yeni nesil kadınları kıyaslamaya kalkmak tarihî bir yanlışlığa düşmektir.

Avrupa’da toplumun bazı kesimleri, göçmen kadınların erken yaşta evlenip kısa sürede çocuk sahibi olmak ve aile kurmak istedikleri kanaatine varmaktadır. Oysa genç göçmen kadınlar arasında günümüzde kariyer yapmak için evliliğe olumlu bakmayıp tamamen kariyerlerine odaklananlar da vardır. Göçmen kadınlar okullarda oldukça başarılıdır; Alman okul sistemini çok iyi anlayıp iyi eğitim alanların sayısı oldukça yüksektir. Eğitim eşitliğinden faydalanarak kısa sürede meslek sahibi olma ve kariyer yapma isteği yeni nesil göçmen kökenli kadınlarda oldukça yüksektir.

Genç nesil göçmen kadınların üzerindeki aile baskısı azaldığı gibi, tamamen serbest hareket edenler de vardır. Yeni nesil göçmen gençleri geleneksel aile yapısını aşmışlardır. Evlenip aile kurduklarında, yaşadıkları toplumsal yapının etkisinde kalarak bir veya iki çocuktan fazla çocuk sahibi olmamaya karar vermektedirler. Birinci ve ikinci nesildeki geleneksel aile anlayışı yeni nesil kadınlarda artık görülmüyor. Günümüzde modern aile yapılarına özenilirken kadınlar toplumda yerlerini alıp uyum içinde yaşadıkları ülkelerde hayatlarını sürdürüyorlar.

Alman toplumunun göçmen kadınlara bakış açısının hâlâ yeterince gelişmediği tarihî bir gerçektir. 70 yıllık göçmenlik geçmişinde her şey değişmiş; beşinci neslin yaşadığı toplumda yeni nesil genç kadınlar eskilerin geleneksel aile anlayışını yerle bir etmiştir. Alman toplumu göçmenlere ve göçmen kadınlara karşı açık olmalı, göçmen kadınların sorunlarına daha duyarlı ve gerçekçi yaklaşmalıdır. Göçmenlik olgusu günümüzde değişirken, değişmeyen geleneksel Alman aile yapısı ile göçmen aile yapısına bakış oldukça yanlış sonuçlar doğurur.

Yaşadığımız Almanya’nın toplumsal yapısı çok etnikli olduğuna göre, her etnik kökenden kadın toplumda hak ettiği yeri almalıdır. İş yeri, ev ve meslek ararken onlara yabancı gözüyle bakılmamalıdır. Göçmen kadınlar, niteliklerine (kalifikasyonlarına) göre işe alınmalıdır. Ev ararken genç göçmen kadınlar hakkında “Çok çocuk yaparlar, evde sayıları çoğalır, komşuları rahatsız ederler” korkusuyla önyargılı hükümler verilmektedir. Göçmen ailelerdeki değişimi göremeyen anlayış, toplumun çok gerisinde kalmış bir anlayıştan öteye geçmez.

Göçmen kadınlar dış görünüşlerine göre değerlendirilip belli kalıplara sokulmamalıdır. Toplumda karşılaştıkları zorluklar nedeniyle hem kadın hem de göçmen oldukları için iki türlü ezikliğe ve horlanmaya maruz bırakılmamalıdırlar. Toplumdaki günlük ırkçılık ve milliyetçilik göçmen kadınların kaderlerini belirlememelidir. Göçmen kadınlara karşı ırkçı, milliyetçi ve göçmen düşmanı uygulamalardan vazgeçilmelidir.

Bir diğer sorun ise göçmen gençlerin göçmen kadınlara aile içi şiddet uygulamalarıdır. Göçmen gençlerin geleneksel ataerkil aile anlayışından vazgeçmeleri gerekir. Yaşadıkları toplumda kadın-erkek eşitliğini kabullenip kadına karşı şiddetin insanlık dışı olduğu bilincine varmaları gerekir. Günümüzde yaşadığımız sivil toplumlarda buna asla müsamaha gösterilmemelidir. Kadına karşı şiddet uygulayan erkeğin karakterce ne kadar zayıf olduğu ve iletişim kurmayı bilmediği açıktır. Kadına karşı şiddete başvuran her kimse derhal cezalandırılmalı ve gereken yapılmalıdır. Fiziksel, psikolojik veya sözlü şiddetin her türü lanetlenmeli; buna başvuranlar kınanmalı ve toplumda şiddete hoşgörü gösterilmemelidir. Kadına karşı şiddetin insanlık dışı bir yöntem olduğu vurgulanmalıdır.

Günümüzde her türlü meslek dalında genç göçmen kadınlara rastlanabilmektedir. Her türlü meslek dalında çalışan göçmen kökenli genç kadınlar toplumda kendi başarılarını gösterebilmektedirler. Alman toplumuna daha yakın olanlar, ailelerinin geldiği toplumdan tamamen kopmadan yaşadıkları toplumun eğitim imkânlarından ve değerlerinden yararlanarak hak ettikleri yeri kendi çabalarıyla almaktadırlar.

Bu kuşağın ufku genelde çok açık olduğu gibi, yaşadıkları topluma da son derece uyum sağlayabilmektedirler. Yaşadıkları toplumun ve ailelerinden aldıkları kültürün geçerli değer yargılarıyla yaşamaktadırlar. Bu nesiller günümüzde Avrupa ve Alman toplumlarında daha modern ve daha geniş düşünen gençlerden oluşmaktadır. Geleneksel aile kültürüne sıkı sıkıya bağlı olmadıkları gibi, hem aile kültürünün hem de yaşadıkları ülkenin kültürünün olumlu yönlerini almaktadırlar.

İnsanlar yaşadıkları ülkenin kültürel yapılarıyla hesaplaşıp kültürlerin daima olumlu yönleriyle biçimlenmelidirler. Günümüzde her kültürel değer değişime uğradığı için göçmen kadınlar da farklı kültürler içinde büyüyor; yaşadıkları kültürün olumlu ve evrensel olarak geçerli yönlerini alıyorlar. Bugün Avrupa’da çeşitli ülkelerden gelen göçmenler, yaşadıkları Avrupa kültürünün kendileri için yararlı ve günümüzde geçerli yanlarını alarak yaşıyorlar. Göçmen genç nesiller, yaşadıkları Avrupa toplumlarında kendileri için neyin olumlu neyin olumsuz olduğunun bilinciyle yaşıyorlar. Günümüz toplumlarında onlara önyargıyla yaklaşmadan onları kabullenmek ve farklı kültürlerle barış içinde birlikte yaşamayı öğrenmek gerekir.

Aileleri Orta Doğu’dan gelen genç kadınlar, Avrupa toplumlarında başörtüsü sorunu ile karşı karşıya kalıyorlar. Yaşadıkları toplum onları kabul etmiyor; Avrupa toplumları hâlâ yeterince toleranslı değil. Genç kadınların, ailelerinin geldikleri ülkenin kültürüne ve inancına bağlı olarak yaşamaları, Avrupa toplumlarında kabul görmedikleri için çeşitli zorluklarla karşılaşmalarına neden oluyor. Ev, iş veya meslek eğitimi yeri ararken çok zorluk çekiyorlar. Başvurularını anonim (isimsiz) olarak yapsalar bile başörtüsü engeliyle karşı karşıya kalıyorlar.

Bu sorunun çözümü için yeni toplumsal durumu göz önünde bulundurmak ve Almanya’nın bir göçmen ülkesi olduğunu kabullenmek gerekir. Bu gerçeği göz önünde bulundurarak Avrupalıların diğer kültürleri ve giyim tarzlarını kabullenmesi bir zorunluluktur. İnsanların ne giyeceklerine, ne takacaklarına özgürce karar vermeleri gerekir.

Hiç kimse başkasının giydiğine, taktığına; başının açık mı, kapalı mı olduğuna asla karışmamalıdır.

Dini modern çağda savunanlar ile geçmişteki feodal ve Orta Çağ anlayışıyla yaşayanlar arasında büyük bir fark olmalıdır. Yirmi birinci yüzyılın düşünce mantığı daha farklı ve modern olmalıdır. Bu genç kadınların çocuklarının aileleri kadar tutucu olmayacakları tespiti doğrudur. Toplumda bu yeni konuma uyum sağlamak, barış içinde birlikte yaşamak ve hoşgörülü olmak gerekir.

Günümüz toplumları homojen değildir. Çeşitli ulusların bir arada yaşadığı Almanya toplumu çok değişmiştir. Bu değişimi kabullenip barış içinde bir arada yaşamanın şartlarına uyum sağlamak gerekir.


Cumali Yağmur – 30.09.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑