Makaleler

Published on Ekim 15th, 2026

0

Provokatif saldırılara karşı direniş | Aziz Tunç


İki yıldır barış ve demokratik toplum projesi yaşanmaktadır. Ama aradan geçen süre içinde ne barış gerçekleşti ne de demokratikleşme doğrultusunda herhangi bir adım atıldı. Tam tersine devlet, toplumun bütün kesimlerine yönelik kuralsız, mafyatik ve korsanvari saldırılarını, hukuku katlederek ısrarla sürdürmektedir.

Devleti eline geçirmiş olan AKP, süreç boyunca, sanki barış ve demokratik toplum sürecini provoke etmek ister gibi bir tutum izlemektedir. Hak mücadelesi veren bütün toplumsal kesimlere yönelik saldırıların haddi hesabı tutulamaz oldu. Henüz unutulmamış olan bu yeni dönem saldırılarına ve bu saldırıların kapsamına dair kısa bir hatırlatma yapmak faydalı olacaktır.

Israrla sürdürülen bu saldırıların sadece sisteme karşı çıkanlara yönelik olarak yapılmadığı belirtilmelidir. Erdoğan’ın sistemini aktif olarak desteklemeyenler de bu saldırıların hedefi durumundadırlar. Yani zorbalığı, yolsuzluğu ve her türden haksızlığı kural haline getirmiş olan sistemin sahipleri, her durumda ve koşulsuz olarak kendilerinin desteklenmesini tüm topluma dayatmaktadırlar. Kendilerini desteklemeyenlere her biçimde, her ortamda ve her durumda baskı yapmanın “hakları” olduğunu kabul etmektedirler. Sisteme ve sistemin sahipleri olarak Erdoğan’a biat etmeyenlere yaşam hakkı tanımak istememektedirler.

Belirtilen kapsamda yapılan baskılar ve zorbalıklar olarak, daha önce DEM Parti belediyelerinin, daha sonra CHP belediyelerinin kayyumlar yoluyla gasp edildiği, belediye başkanlarının ve çalışanlarının mahpuslara konduğu biliniyor. CHP, A. Menderes dönemi dışında ilk defa, sivil bir yönetim tarafından bu düzeyde bir saldırıya uğratılmıştır. Bu önemliydi, zira CHP hem bu devletin kurucu partisi olarak kabul ediliyor hem de ana muhalefet partisi durumundadır. Bu durumda CHP’ye saldırmak, toplumun önemli bir kesiminin tercihlerine, iradesine saldırmak demektir. Buna rağmen Erdoğan, iki yıldan beri böyle bir saldırıyı sürdürebilmektedir.

Yine Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay, Osman Kavala ve binlerce siyasetçinin, aydının, sanatçının ve devrimcinin, AYM ve AİHM kararlarına rağmen serbest bırakılmadıkları ortadadır. Hatta her gün yeni yeni insanların zindana atıldığı da bilinmektedir.

Öte yanda inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık isteyen Aleviler, Alevi kurum yöneticileri ve inanç önderleri, belirtilen demokratik faaliyetlerinden dolayı yargılanıyor, mahpuslara konuyor veya yargı baskısı altında tutuluyorlar. Ama çocuklara tecavüz etmeyi meşrulaştırmaya çalışan tarikatçılar serbest dolaşıyor, hatta devlet kurumlarını yönetiyorlar.

Ayrıca bir dilim baklavayı izinsiz ve para vermeden alan çocuk mahpuslara atılırken, miktarını tanımlayamayacağımız paraları çalan sahtekâr foncular ve mafyacılar ellerini kollarını sallayarak dolaşmaktadırlar.

Aynı şekilde haktan, adaletten, eşitlikten ve barıştan yana olan siyasetçiler, aydınlar, gazeteciler, demokratlar ve devrimciler mahpuslarda tutulmaktadırlar. Ama akşam sabah yalan söyleyen, demagoji yapan sözde siyasetçiler ve besleme gazeteciler, her gün utanmadan toplumun karşısında arz-ı endam etmektedirler.

Yani devleti ele geçirmiş olan AKP’nin baskı yapmadığı hiçbir toplumsal kesim kalmamış durumda. Basın özgürlüğü yok, siyasal özgürlük yok, inanç özgürlüğü yok, bağımsız yargı yok, meclis devre dışı bırakılmış, denetim organı yok, devletin yönetiminde yer alanların hesap vereceği bir merci yok.

En son Halk TV’nin kapatılması, Mezopotamya Ajansı’na, T24 sitesine ve daha birçok basın organına yapılan baskılar, aynı Erdoğan sisteminin yarattığı bir sonuçtur. Bütün bunlar göstermektedir ki mevcut saldırılar, özel ve yapısal amaçlar taşıyan yeni dönem saldırılarıdır. Tam burada, bu saldırının mahiyetini doğru anlamak için sormak gerekiyor: Bu saldırılar neden yapılıyor?

Birincisi, bu yaygın ve süreklilik taşıyan baskılar ve saldırılar, Kemalist Türk devletinin değiştirilerek Erdoğan’ın İslamcı-Osmanlıcı-Türkçü devletine geçişin ihtiyaçları için yapılmaktadır. O nedenle bu saldırıların dönemsel sosyopolitik ihtiyaçlardan kaynaklandığını düşünmek doğru değildir.

Yani toplumu uzun süreliğine susturmak, itiraz etme iradesini ve gücünü kırmak için bu saldırıların yapılması söz konusudur. Zira “yeni devlete” geçiş sürecinin selametle aşılması, ancak mutlak bir sessizlikle mümkün olacaktır.

Yapılan saldırıların sonucunda seçimlerin kazanılması, zaten ekstra olarak gelişecek olan bir yan kazanım olarak gerçekleşecektir. Özetle devleti elinde tutan güçler, sadece Erdoğan’ın tekrar cumhurbaşkanı olması için bu saldırıları yapmıyorlar. Bunun doğru anlaşılması önemlidir.

İkincisi, bu saldırıların aynı dönemde ve aynı siyasal ortamda yapılması tesadüf değil, barış ve demokratik toplum sürecinin zorlaştırılması içindir. Devlet, yukarıda belirtilen yeniden yapılanma sürecinde, demokratik düzenlemeler yapmadan Kürt sorunundan da “kurtulmak” istemektedir. Bunun için toplumun gerilimli olması, atmosferin bulanık olması, bütün muhalif kanalların baskılanarak susturulması gerekmektedir.

AKP, böyle bir politik ortamda, demokratikleşme olmadan barış ve demokratik toplum sürecini tamamlamak istemektedir. AKP, bu provokatif yolla demokratik güçlerin birleşmesini önleyebileceğini, mücadele kararlılıklarını zayıflatabileceğini, iktidara yönelik olarak gelişecek olan demokratikleşme baskısını zayıflatabileceğini hesaplamaktadır.

Devletin bu saldırıları nasıl önlenecektir? Demokrasi ve barış isteyen herkesin bu sorunun cevabına yoğunlaşması gerekmektedir.

Bu sorunun doğru cevabını bulabilmek için devletin bu saldırıları yapabilme gücünü nereden bulduğuna bakmak faydalı olacaktır. Devlet, bu saldırıları yapabilme gücünü, başka birçok etkenin yanında, muhalefetin güçsüzlüğünden almaktadır. Güçlü bir muhalefetin olmaması, devletin bu pervasız saldırıları yapabilmesini sağlayan önemli nedenlerden birisidir.

O nedenle demokrasi güçleri, bu saldırıları püskürtmek için bir yandan birleşmeye çalışırken bir yandan da kararlı ve dinamik bir kitle mücadelesini örgütlemek durumunda olduklarının bilincindedirler. Dolayısıyla bu saldırılarla ve bu saldırıların yarattığı/yaratacağı sonuçlarla yaşamak istemeyen bütün ezilenler, bu saldırılara karşı direnmeyi süreklilik içinde yükselteceklerdir.

Son derece önemli olan mevcut direnişlerin yetersizliği ancak bu şekilde aşılabilecek, hâlihazırdaki direniş daha ileri taşınabilecektir. Demokrasi ve özgürlük isteyen herkes için gün, umutsuzluğa, karamsarlığa ve kaygılı yaklaşımlara zerrece yer verilmemesi gereken gündür. “Tünelin ucundaki ışık” henüz sönmemiştir, bu biline.


Aziz Tunç – 15.10.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑