Makaleler

Published on Ekim 24th, 2026

0

Mehmet Uçum yazdı, konuştu: Söyleyene değil söyletene bak | İbrahim Çiçek

Kürt ulusal demokratik hareketin önderi Öcalan aynı zamanda hareket adına “baş müzakereci”dir. Uzlaşı sürecinin başından beri bütün kritik noktalarda Öcalan “sorun çözen”, yani tek yanlı ödün vererek, uzlaşı sürecinin tıkanmasını önleyen taraf olarak ortaya çıkıyor. Siyasi irade kırılmasına işaret eden bu gerçeklik devlet tarafından her halde siyasal bir zaaf olarak değerlendirme konusu olduğu içindir ki, sürekli bir tasfiye ve teslimiyet dayatması duruşu, çizgisi izleniyor.

Saray masasının kırıntılardan beslenen Mehmet Uçum’un son günlerde seçimlerden yeni anayasa hazırlanması ve faşist şefin aday olabilirliğine, çerçeve yasanın mealinden Kürt ulusal demokratik hareketi önderi Abdullah Öcalan’ın statüsüne kadar birbiriyle oldukça da ilişkili kritik konular üzerine yazması, konuşması dikkat çekti. Yazılarıyla adeta kendine uzlaşı sürecinin ideoloğu-teorisyeni rolü biçen Mehmet Uçum’un bu iddiası resmi konumu nedeniyle de yabana atılamaz. Önce Uçum’un inisiyatif almasını gerektiren gelişmelere bakalım.

Uzlaşı sürecinin gidişatı bakımından önemli birkaç gelişme dikkat çekiyor. Murat Karayılan Ekim ayının başında, “diyalog ve iç tartışmalar” sonrasında Metina’dan çekildiklerini, keza “Türk devletinin en çok korktuğu ve İstanbul metropolünden ve Türk şehirlerinden çekilmemizi talep ettiği özel kuvvetlerimize de çekilme emri verdik” diyerek “dışarı çıkardıklarını” açıkladı. Bunlar Kürt ulusal demokratik hareketinin uzlaşı sürecinde attığı çok önemli yeni adımlar olarak kayıtlara geçti. Karayılan böylece Türkiye içerisinde ve sınırlarda Türkiye için tehdit oluşturacak bir durumun söz konusu olmadığını vurguladı. “Yapılması gereken her şeyi yaptık” dedi ve devletin yapması gerekenlere dikkat çekti.

Kürt ulusal demokratik hareketin önde gelen temsilcileri, sözcüleri PKK’nin fesih kongresinde aldıkları kararların uygulanmasının ulusal demokratik hareketin önderi Abdullah Öcalan’ın “süreci yürütmesine” bağlı olduğunu sürekli tam bir kesinlikle açıklaya geldiler. Öcalan’ın süreci yürütebilmesi için sahip olması gereken koşulu öne sürdüler; kongre kararlarının başka şekilde uygulanmayacağını, “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye” geçiş sürecinin gereği kabul ettikleri Öcalan’ın statüsünün yasal, hukuki bir temele dayandırılması gerektiğini vurgulaya geldiler.

KCK Eş Başkanı Bese Hozat, T24 yazarı Tuğçe Tatari ile yaptığı röportajda, Karayılan’ın açıklamalarını teyit ettiği gibi devletin en başta Öcalan’ın süreci yürütmesinin koşullarını oluşturması ve bunların yasal hukuki güvenceye kavuşturulmasının uzlaşı sürecinin yürümesi bakımından belirleyici öneminin altını çiziyor. Keza çerçeve yasanın yetersizliğinin yanı sıra, “O mekanizmalar yoluyla, heyetler yoluyla biz yasaya dair görüşlerimizi önderliğimize iletmiştik. Hem de o görüşmelerde devlet yetkililerine de bildirmiştik yasanın yeterli olması gerektiğini. Bütünlüklü olması gerektiğini, başta Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü olmak üzere örgüt yönetiminin, tüm örgüt kadrosunun eyleme karışan-karışmayan ayrımına gitmeden tüm kadroyu kapsayan özgürlük yasalarının çıkması gerektiğini belirttik”lerini yeniden hatırlattı.

Uzlaşı sürecinde gelinen aşamada daha çok Öcalan’ın “statüsü” ekseninde odaklanan bir uzlaşamama durumunun oluştuğu veya varlığı dikkat çekiyor. Murat Karayılan ve Bese Hozat’tan sonra Mehmet Uçum’un bir anlamda onlara yanıt niteliğindeki yazısı ve açıklamasından bu sonuç çıkıyor. Uzlaşı sürecinin her aşamasında olduğu gibi devletin yine tasfiye ve teslimiyeti dayatma yaklaşımında olduğu görülüyor. Bilineni tekrar etmekte yarar var; Mehmet Uçum Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili. Bu nedenledir ki, “konuşana değil konuşturana bak” demenin herhangi bir sakıncası yok. Uçum basının karşısında adada hazırlanan mekanın Öcalan’ın rolüne uygun çalışma ortamı oluşturmak için olduğunu, bu imkanları serbest bırakma ya da imtiyaz olarak yorumlamanın iyi niyetli olmayan bir bakış olduğunu belirttikten sonra basının karşında “Bilal’e anlatır” gibi parmaklarını sayarak, Öcalan’ın “hükümlü statüsü”nün “değişmeyeceğini”, keza “infaz süresi”nin de “askıya alınmayacağını” bir bir anlatıyor. Ve şunu ekliyor: “Öcalan, Silahsızlanma ve Siyasallaşma Alt Komisyonu’nda diyelim ki koordinatör olarak görevlendirildi. Bu görevlendirme devlet ve toplumla bütünleşme perspektifi doğrultusunda terörün tasfiyesinde üstleneceği rolü yerine getirmek için sağlanan bir çalışma koşulundan başka bir şey değildir.” Küstah, kibirli, sömürge aydını Uçum efendi böylece Öcalan’ın rolünü, “terörün tasfiyesinde üstleneceği rol” olarak gayet net biçimde tanımlıyor. Peki bunun yasal, hukuki bir dayanağı var mı? Ya da buna yasallık, hukukilik kazandırılacak mı?

Tanıma göre “siyasallaşma sürecinde” Öcalan’a tanınan bir rol yok; “ulusal demokratik hareketi silahsızlandır ve kenara çekil” demekten başka bir anlamı yok bunun. Devlet yalnızca silahsızlandırmadan bahsediyor, bu yolda adımlar atılmasını istiyor, dayatıyor ama hukuki ve siyasi koşulların hazırlanması yolunda en küçük bir adım atmıyor, uzlaşı süreci de olsa “devlet ödün vermez” yaklaşımını sergilemeye devam ediyor.

Sarayın soytarılarından Mehmet Uçum’un açıklamaları Öcalan’ın rolünü PKK’yi silahsızlandırmaktan ibaret gören devletin tasfiye ve teslimiyeti dayatma politikasını yansıtıyor. Ulusal demokratik hareketin değişik temsilcileri, Uçum’un açıklamalarını “harekete ayar vermek” ya da “iktidarın PKK’nin silah bırakmasını arzu etmediği” vb., yani devletin uzlaşmazlık çıkarttığı şeklinde yorumlamaları dikkat çekicidir. Özellikle 1999 Barış Grubu’ndan Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin (SAMER) koordinatörü gazeteci Yüksel Genç’in şu analizi dikkate değerdir: “Uçum’un açıklamaları, Kürt hareketi ile iktidar kanadı arasındaki mesafenin ne denli açık olduğunu bir kez daha gösteriyor. Uçum gibi iktidar adına konuşan bazı kesimlerin bu konuda sorumluluktan kaçan, üstenci söylem kurma halleri aslında Kürt siyasetinin bu konu üzerinde gösterdiği iyi niyet alanının suistimaline de yol açıyor”. (ANF)

İki taraflı bir uzlaşı sürecinde “uzlaşı”nın yürümesi için iki tarafın da kendi pozisyonlarını esnetmesi, ödünler vermesi beklenir ve anlaşılır bir durumdur. Devlet ve PKK arasında başlayan uzlaşı süreci PKK’nin ya da Türk burjuva devletinin askeri yenilgisi, taraflardan birisinin savaş iradesinin kırılması zemininde oluşmuş, gelişmiş değildir. Askeri olarak bir tarafın diğerinin iradesini kıramadığı, ama bölgesel uluslararası durumun ve kuvvet ilişkilerinin değiştiği koşullarda oluşmuş bir uzlaşı sürecidir bu. Kürt ulusal demokratik hareketin önderi Öcalan aynı zamanda hareket adına “baş müzakereci”dir. Uzlaşı sürecinin başından beri bütün kritik noktalarda Öcalan “sorun çözen”, yani tek yanlı ödün vererek, uzlaşı sürecinin tıkanmasını önleyen taraf olarak ortaya çıkıyor. Siyasi irade kırılmasına işaret eden bu gerçeklik devlet tarafından her halde siyasal bir zaaf olarak değerlendirme konusu olduğu içindir ki, sürekli bir tasfiye ve teslimiyet dayatması duruşu, çizgisi izleniyor. Yüksel Genç’in “Kürt hareketi ile iktidar kanadı arasındaki mesafenin ne denli açık olduğunu bir kez daha gösteriyor” analizi ve “Kürt siyasetinin bu konu üzerinde gösterdiği iyi niyet alanının suistimali”ne dikkat çekmesi İmralı’nın bir kez daha tasfiye, teslimiyet dayatması ile yüzleşebileceğini düşündürüyor. “İyi niyet alanının suistimali” tasfiye ve teslimiyet dayatılmasından başka ne olabilir ki!


Seçtiklerimiz: İbrahim Çiçek – etha – 22.10.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑