Yaşam

Published on Ekim 23rd, 2026

0

Uğur Özkan’ın annesi Dexila Özkan’ı oğlu Süleyman Özkan anlatıyor: Cizre’den sürgüne, bir annenin onurlu yaşamı

Suruç şehidi Uğur Özkan’ın abisi Süleyman Özkan, 25 Temmuz 2024 tarihinde yaşamını yitiren annesi Dexila Özkan’a ilişkin duygu ve düşüncelerini kamuoyuna açık mektupla paylaştı.

Suruç şehidi Uğur Özkan’ın abisi Süleyman Özkan’ın annesi Dexila Özkan’ı anlattığı mektubu aynen yayımlıyoruz:

Canım annem Dexila Özkan’ın aziz hatırasına…

Dayîkek baş ji hezar mamosteyan çêtir e.”

“İyi bir anne, bin öğretmenden daha değerlidir.”

İnsan, dünyaya gözlerini açtığında ilk olarak annesinin kucağında hayatla tanışır. İlk sıcaklığı onun teninde, ilk güveni onun şefkatinde, ilk sevgiyi onun yüreğinde bulur. Bir annenin evladına verdiği yalnızca sütü değildir; karakterinin temelini, kişiliğinin mayasını, vicdanının sesini ve hayata karşı duruşunu da o şekillendirir. Kimi zaman bir sözle, kimi zaman bir bakışla, çoğu zaman da sessizce katlandığı acılarla öğretir yaşamı.

Ben gözlerimi dünyaya açtığımda, Botan’ın kadim toprakları, Cizre ve Kürdistan, sömürgeci baskıların, savaşın ve zulmün ağır gölgesi altındaydı. Çocukluğum, yalnızca bir ailenin değil, bir halkın acılarına, direnişine, umutlarına ve özgürlük özlemine tanıklık ederek geçti.

Hayatın en zorlu koşulları, kimi zaman en büyük öğretmendir. İnsan, kitaplardan öğrenemediği nice hakikati acının, yoksulluğun, sürgünün ve mücadelenin içinde öğrenir. Bizim kuşağımız için Cizre, yalnızca doğup büyüdüğümüz bir şehir değil; insan onurunun, direnişin ve özgürlük arayışının öğretildiği büyük bir hayat okuluydu.

Cizre serhildanlarının yaşandığı yıllar, bir halkın yeniden ayağa kalkışına, kendi kimliğine ve özgürlük umuduna daha güçlü sarılışına tanıklık ediyordu. Ancak bu uyanış, aynı zamanda baskının, şiddetin ve insanlık dışı uygulamaların en ağır biçimleriyle karşı karşıya kalıyordu.

İşte annem Dexila Özkan, böylesine çetin bir dönemin içinde, yedi evladını büyütmeye çalışan yiğit bir Kürdistan kadınıydı.

O, bize yalnızca yaşamayı değil, onurumuzla yaşamayı; yalnızca ayakta kalmayı değil, başımız dik ayakta durmayı öğretti.

Annem de korkardı elbette. Korkuyu iliklerine kadar hissederdi. Çünkü o da bir insandı; evlatları için kaygılanan, geceleri onların geleceğini düşünen bir anneydi. Fakat onu farklı kılan, korkusuz olması değildi. Korkuya rağmen boyun eğmemesi, acıya rağmen onurundan vazgeçmemesiydi.

Doksanlı yıllarda babamın tutsak düşmesiyle birlikte hayatın bütün ağırlığı onun omuzlarına yüklendi. O günden sonra annem, yedi evladına hem anne hem baba oldu. Yokluğa, yoksulluğa, ayrılığa ve hayatın bütün güçlüklerine karşı tek başına direndi.

Kimseye minnet etmemeyi, kimsenin karşısında el açmamayı, onurumuzu hiçbir koşulda pazarlık konusu yapmamayı ondan öğrendik. Gerekirse aç kalmayı göze alırdı ama bir başkasına muhtaç olmayı, başını eğmeyi asla kabullenmezdi.

Bu tavrı, onun gururunun olduğu kadar yaşadığı zorlu hayatın da bir yansımasıydı.

Annem, duygularını kolay kolay dışa vuran biri değildi. Hayat onu erken yaşta sertleştirmiş, acılar karşısında metanetli olmayı öğretmişti. Mantığıyla hareket eder, gözyaşlarını çoğu zaman yüreğine akıtırdı. Ancak Uğur’un ve arkadaşlarının vahşice katledilmesi, onun içinde kapanması mümkün olmayan derin bir yara açmıştı.

Oysa annem neler görmemiş, nelere tanıklık etmemişti ki…

Cizre’nin acı dolu sokaklarından İstanbul’un sürgün hayatına uzanan yolculuğunda nice ayrılıklar, nice yıkımlar, nice haksızlıklar görmüştü. Bir yanda memleket hasreti, diğer yanda evlatlarını yaşatma mücadelesi…

Buna rağmen evinin kapısını insanlara kapatmadı.

Cizre’den İstanbul’a uzanan o zorlu yıllarda evimiz, nice yurtseverin, devrimcinin, yurdundan koparılmış insanın ve dayanışmaya ihtiyaç duyanların uğrak yeri oldu. Annem, imkânları ne kadar sınırlı olursa olsun sofrasını paylaşmaktan, kapısını açmaktan ve insanlara kucak açmaktan vazgeçmedi.

O, örgütlü siyasal yaşamın içinde yer alan biri değildi. Belki büyük siyasal söylemleri, teorik tartışmaları da bilmezdi. Fakat yaşadığı coğrafyanın acılarını, halkının çektiği sıkıntıları ve dönemin bütün ağırlığını yüreğinin en derin yerinde hissederdi.

Okuma yazması yoktu annemin.

Ama insanlığı okumayı bilirdi.

Kitaplardan öğrenmemişti adaleti; adaletsizliğin ne demek olduğunu yaşayarak öğrenmişti. Dayanışmanın teorisini bilmezdi; fakat elindeki son lokmayı paylaşarak dayanışmanın en güzel örneğini gösterirdi. Özgürlüğün felsefesini anlatamazdı belki; ama onurlu yaşamanın ne anlama geldiğini bütün hayatıyla öğretirdi.

İşte bu yüzden annem, benim için bin öğretmenden daha değerliydi.

Çünkü o, bize yalnızca doğruyu anlatmadı; doğru bildiği gibi yaşadı. Yalnızca onurlu olmayı öğütlemedi; ömrünü onurlu bir duruşun örneği olarak yaşadı.

Bugün geriye dönüp baktığımda, annemin yüzündeki her çizgide bir mücadeleyi, ellerindeki her nasırda bir fedakârlığı, suskunluğunda ise anlatılmamış binlerce acıyı görüyorum.

Onun hayatı, yalnızca yedi çocuk büyütmüş bir annenin hikâyesi değildir. Aynı zamanda Kürdistan’ın acılı tarihine, Cizre’nin direngen ruhuna, sürgünün yalnızlığına ve bütün zorluklara rağmen dimdik ayakta kalmış kadınların sessiz kahramanlığına dair bir hikâyedir.

Sevgili annem…

Belki sana yaşarken hak ettiğin kadar teşekkür edemedik. Belki omuzlarına yüklenen acıları yeterince anlayamadık. Belki bizim için feda ettiğin yılların, uykusuz gecelerin ve içine gömdüğün gözyaşlarının karşılığını hiçbir zaman veremedik.

Ama bugün biliyorum ki senin bize bıraktığın en büyük miras, ne mal ne mülk ne de dünyalık bir servetti.

Sen bize onurlu bir yaşamın, vicdanlı bir insan olmanın, haksızlık karşısında baş eğmemenin ve en zor koşullarda bile insan kalabilmenin değerini miras bıraktın.

Sen artık aramızda olmasan da öğrettiklerin bizimle yaşamaya devam ediyor. Sesin hatıralarımızda, emeğin hayatımızda, sevgin yüreğimizde…

Ve biz, senin evlatların olarak, başımızı her kaldırdığımızda seninle gurur duyacağız.

Ruhun şad, mekânın huzur dolu olsun canım annem, Dexila Özkan.

Seni yalnızca özlemle değil; sonsuz bir minnetle, derin bir saygıyla ve hiç eksilmeyecek bir sevgiyle anıyorum.

Çünkü bazı anneler yalnızca evlat yetiştirmez; bir kuşağın vicdanını, bir halkın hafızasını ve geleceğe taşınacak onurlu bir yaşamın temellerini de yetiştirir.

Sen işte o annelerden biriydin.

Minnetle, saygıyla, gururla ve tarifsiz bir özlemle…

Evladın, Süleyman Özkan


(Atılım)


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑