Makaleler

Published on Eylül 17th, 2026

0

Kürt Ulusu’nun BM’de temsiline var mısınız? | Doğan Özgüden


“PKK/KCK terör örgütünün varlığına son verme” yasasına oy veren partiler Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK)’nin bu haklı girişimine destek verecekler mi?

Türkiye’de Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” çağrısıyla başlatılan, TBMM’de DEM’in de dahil olduğu büyük bir çoğunlukla kabul edilen “PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verme” yasasının uygulanması konusunda belirsizlikler sürüp giderken, Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK), Türkiye, Irak, İran, Suriye ve diasporadaki tüm Kürtlerin Birleşmiş Milletler’de temsilini sağlama amacıyla önemli bir adım atmış bulunuyor.

3 Ekim 2026’da Brüksel’de düzenlenecek uluslararası bir konferans için yaptığı çağrıda KNK şu haklı istemde bulunuyor:

“Kürdistan halkı yaklaşık 60 milyonluk bir nüfusa sahiptir. Bu denli büyük bir nüfusa rağmen Kürtler, uluslararası kuruluşlarda temsil edilmemektedir. Özellikle Birleşmiş Milletler’de, neredeyse bütün ulusların temsil edildiği bu yapıda Kürt milletinin herhangi bir temsili bulunmamaktadır ve ismi okunmamaktadır.Bu alanda bugüne kadar birçok uzmanla toplantılar yapılmış, uzmanların görüşleri alınmıştır. Ayrıca bu konu hakkında KNK adına BM Genel Sekreteri Sayın António Guterres’e de bir mektup sunulmuştur. Ancak bu konu büyük ve ağır bir meseledir; birkaç dar kapsamlı toplantı ve birkaç mektup sunulmasıyla bu mesele çözülemez. KNK tek başına bu çalışmanın üstesinden gelemez. Ulusal ve uluslararası düzeyde bir işbirliğine ihtiyaç vardır.”

Türk Devleti, MHP lideri Devlet Bahçeli komutasında başlattığı “Terörsüz Türkiye” kampanyasında sadece PKK’nin değil, Türkiye’de ve yurt dışında “terörist” olarak nitelediği tüm Kürt örgütlenmelerinin de yasaklanmasını amaçlamıştı. Ancak Kürt diasporasının Türk Devleti’nin olduğu kadar Avrupa devletlerinin de uyguladığı baskı ve yasaklamalara direnerek oluşturduğu kuruluşlar bugün de hak ve özgürlük mücadelelerini aynı kararlılıkla sürdürüyorlar.

Bunlar arasında 24 Mayıs 1999’da sadece Türkiye’den değil, Irak, Suriye ve İran’dan gelmiş olan Kürt şahsiyetlerinin bir araya gelerek Hollanda’nın Amsterdam kentinde kurmuş oldukları Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) de var…

KNK, bundan tam 31 yıl önce Brüksel’de oluşturulan Sürgünde Kürt Parlamentosu (SKP)’nin girişimiyle kurulmuştu.

Bilindiği gibi, Kürt ulusunun Türkiye’deki parlamenter mücadelesi 35 yıl önce, 1990’da, Halkın Emek Partisi (HEP)’in kurulmasıyla başlamış, ancak HEP ve onu izleyen tüm partiler devlet terörünün doğrudan hedefi olarak ya kapatılmış ya da kapanmak zorunda bırakılmıştır.

Bu partilerden Demokrasi Partisi (DEP) de bundan tam 31 yıl önce, 1994’te, faşizan bir kararla kapatılmış, tutuklu Kürt milletvekilleri Hatip Dicle, Orhan Doğan, Ahmet Türk, Leyla Zana, Selim Sadak, Sedat Yurttaş, Mahmut Alınak ve Sırrı Sakık ağır hapis cezalarına çarptırılmıştı.

Aynı yıl sürgüne çıkmayı başaran DEP Genel Başkanı Yaşar Kaya ile DEP milletvekilleri Remzi Kartal, Zübeyir Aydar, Nizamettin Toğuç, Ali Yiğit ve Mahmut Kılınç Brüksel’e gelir gelmez “DEP’le uluslararası dayanışma” kampanyası açmış ve 12 Nisan 1995’te de Sürgünde Kürt Parlamentosu (SKP)’yi kurmuşlardı.

SKP’nin girişimiyle 24 Mayıs 1999’da Hollanda’da Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK)’nin kurulması üzerine Özgür Politika’ya yazdığım bir yazıda Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ile Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK)’nin kuruluşu arasındaki paralelliğe dikkati çekerek, tıpkı ANC’nin ırkçılığın ve ayrımcılığın pençesindeki Güney Afrika’yı özgürlüğe kavuşturması gibi bu yeni Kürt oluşumunun da büyük Kürdistan’ı tüm parçalarda esaret pençesinden kurtarma misyonu ile yola çıktığını, kendisinin demokrat ya da barışsever olduğunu söyleyen herkesin bu mücadeleye destek vermesi gerektiğini vurgulamıştım.

Sevgili İsmail Beşikçi, 2012 Olimpiyat Oyunları’ndan Kürt’lerin dışlanmış olması karşısında tepkisini 9 Nisan 2014’te BBC’de yayımlanan bir demecinde şöyle dile getirmişti:

“Bugün 27 üyeli Avrupa Birliği’nde örneğin Lüksemburg, Malta, Kıbrıs, nüfusu yarım milyon civarında olan devletlerdir. Orta Doğu’da Kürtler’e baktığımız zaman 40 milyon üzerinde nüfusa sahiptirler ama niye Kürtler’in bir statüsü yoktur? 47 üyeli Avrupa Konseyi’nde, örneğin San Marino, Monaco, Liechtenstein, Andorra dört devlettir. Ama Kürtler’in statüsü yoktur. Terör denildiği zaman Kürtler’in adı geçer. Uluslararası nizam anti Kürt bir nizamdır.

“En son 2012’de Londra Olimpiyatları yapıldı. Kürt olarak bu kadar nüfusa rağmen dünya uluslar ailesi içinde yoksun. Avustralya, Yeni Zelanda arasında Tavalu, Vanuatu diye devletler var. Birinin nüfusu on bin, diğerinin 15 bin. Bunlar BM’ye üyedir.”

Bağımsızlık isteyen Irak Kürt halkına “bölge güvenliği” bahanesini ileri sürerek tehdit üstüne tehdit savuranlara da dostumuz Recep Maraşlı 22 Eylül 2017 tarihli facebook sayfasında gereken yanıtı çok güzel vermişti:

“Koskoca SSCB çöktü, dağıldı, içinden 10 tane bağımsız devlet çıktı… Yetmedi Varşova Paktı dağıldı, rejimler değişti… Duvar yıkıldı, Batı Almanya Doğu’yu ilhak etti. Çekler ve Slovaklar birbirinden ayrıldı. Yugoslavya dağıldı, içinden 7 tane bağımsız devlet çıktı… Dünyanın dirliği düzeni istikrarsızlığa uğramadı, güvenliği tehlikeye girmedi…

“Ama 5 milyon Kürt kendi geleceklerine kendileri karar vermek için sandığa giderse bölgede istikrarsızlık olurmuş, dünyanın düzeni bozulurmuş!…

“Tam 22 tane Arap devleti var. Ortadoğu’da istikrarsızlık olmuyor, düzen bozulmuyor ama bölgenin en eski ve yerleşik halklarından Kürtlerin bir tane devleti olursa, aman ha istikrarsızlık olur, dünya barışı bozulurmuş…

“Zaten dünyanın en istikrarlı, huzurlu, sakin bölgesi de Ortadoğu ya… Hadi canım sen de!”

Ben de, Artı Gerçek’in yayına başladığı ilk yıl, 28 Eylül 2017’de yayımlanan bir yazımda sorumuştum:

“Bölgenin en eski ve yerleşik uluslarından birinin bağımlılık zincirlerini kırarak milletler camiasında kendi bayrağı ve kendi diliyle yeralmak istemesinden daha doğal ne olabilir?

“Evet, milletler camiası dediğimiz Birleşmiş Milletler’de nüfusu sadece 50 bin’lerde olan Saint Kitts ve Nevis, sadece 30 bin’lerde olan Liechtenstein, Monako ve San Marino, sadece 20 bin’lerde olan Palau ve sadece 10 bin’lerde olan Tuvalu da eşit haklara sahip üye devletler… Bir nebze hakkaniyet ve izan sahibi hiç kimse, eğer ırkçılık zehiri damarlarına zerkedilmemişse, bu utanç verici adaletsizlik karşısında sessiz kalamaz.”

Kürt ulusunun Paris’te yapılan 2014 olimpiyat oyunlarında da temsil edilmemesi üzerine Artı Gerçek’te 28 Temmuz 2024’de yayınlanan yazımda bu adaletsizliği yeniden vurgulamıştım:

“Evet, televizyon ekranı karşısında farklı boyutlardaki teknelerle Afrika’dan 54, Avrupa’dan 48, Asya’dan 44, Amerika’dan 41, Okyanusya’dan 17 ülkenin sporcularının ulusal bayraklarını sallayarak geçişlerini dikkatle izlerken, gazetecilik yaşamımda uluslararası olayları ya bizzat katılarak ya da TV ekranlarında izlerken duyduğum o sızı bir kez daha yüreğime çöktü…

“Güney Doğu Avrupa ve Yakın Doğu coğrafyasının bir çocuğu olarak beni asıl sarsan, isyan ettiren, bu tekneli, bayraklı, ulusal kostümlü nehir kortejinde nüfusu sadece 10 Bin’lerde olan ülkelerin sporcuları ulusal giysileri ve bayraklarıyla geçerken, Yakın ve Orta Doğu’nun kadim ve de ulusal dilini, özelliklerini ve onurunu her türlü baskı ve zulme direnerek yaşatan Kürt Ulusu’nun bu uluslararası etkinlikte hiçbir şekilde temsil edilmemesiydi.”

En son, TBMM’de muhalefet partilerinin de dahil olduğu “Terörsüz Türkiye” Komisyonu’nun faaliyete geçirilmesi üzerine, 31 Temmuz 2025’te Artı Gerçek’te yayınlanan yazımda tekrar sormuştum:

“Türkiye’nin başını çekmeye çalıştığı Türk dünyası sadece Türkistan ülkelerinden ibaret değildir. Onlara ek olarak Azerbaycan’ın da asil üye, Macaristan, Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de gözlemci üye olarak yer aldıkları Türk Devletleri Teşkilatı vardır. Aynı zamanda Avrupa Birliği üyesi olan Macaristan Türki devletlerin Batı dünyası ile ilişkilerinin güçlendirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

“Şimdi sorun şu… Türkistan bölgesi ülkeleri her yerde Türk ismiyle ve kimliğiyle var olur ve Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Sincan bölgesini de dünyaya Türkistan olarak kabul ettirmeye çalışırlarken, Kürt ulusunun dört devlet tarafından paylaşılmış binlerce yıllık ülkesi Kürdistan’ın bu temel hakka kavuşması ne zaman mümkün olacaktır?”

“Evet, 10 aylık bir rehavetten sonra Meclis’in yaz tatilinde çalışmaya başlayacak ‘Terörsüz Türkiye’ Komisyonu Kürt ulusunun maruz bırakıldığı bu tarihsel ‘Yok Sayma’yı ortadan kaldırmak, Ortadoğu’da dört ülkeye bölünerek ismi unutturulmaya çalışılan Kürdistan’ı Belçika’daki Flaman, Valon ve Alman toplumları gibi, hem ülke planında, hem de uluslararası arenada hak ettiği yere kavuşturmak için ne yapacak?”

Onun da üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçti.

İki yıldır devam eden “Terörsüz Türkiye” sürecinde TBMM’den çıka çıka muhalefet partilerini temsil edenler de dahil 468 milletvekilinin çoğunluk oyuyla “PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verme” yasası çıktı.

Yine de soruyorum:

Böylesi bir yasaya oy veren partiler Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK)’nin haklı olarak başlattığı Kürt Ulusu’nun varlığının uluslararası arenada tanınması girişimine destek verecekler mi?


Seçtiklerimiz: Doğan Özgüden – artı gerçek – 17.09.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑