Makaleler

Published on Temmuz 1st, 2026

0

Demirtaş “sürecin” aktif aktörü mü yapılmak isteniyor? | Halil Gündoğan


İyi bir insan ve cesur, demokrat bir politikacı

Sayın Selahattin Demirtaş kişi olarak kuşkusuz ki iyi, dürüst ve ilerici-demokrat biri. Keza cesur, zeki ve yetenekli bir politikacı da. O, klasik anlamda fanatik bir Kürt milliyetçisi değil elbet. Fakat Kürt ulusal davasının samimi bir militanı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Mahkemede yaptığı yazılı savunmasıyla bunu, tarihe not düşercesine, kayıt altına da almış oldu. Hem de Öcalan’ın İmralı Savunmasına adeta nazire yaparcasına bir tutumla.

Bedel ödetmede ortaklaşan ikili

Sayın Demirtaş’ın devam edegelen tutsaklığı, kesinlikle Öcalan ve dinci-faşist şef Erdoğan’ın ortaklaşan rızasıyladır. Şu, rahatlıkla söylenebilir: Reel politik mücadele stratejisinde, kimi kritik süreçlerde hem Öcalan ve PKK’nin seçkin bazı liderlerine ve hem de dinci-faşist şef Erdoğan’a muhalif bir tutum sergilediği için kodese tıkılmıştır. Özellikle de “Seni başkan yaptırmayacağız” tutumuyla, Öcalan’ın Erdoğan’ı destekleme buyruğunu boşa düşürüp, itibarına çizik attı. Ve daha da vahimi; bununla, Erdoğan’ın faşist sultasına açıktan meydan okudu. Bu cesur gözü pek çıkış, aynı zamanda demokrasi güçlerinin hissiyatını dile getirmiş olması anlamıyla da kurulu nizama ciddi bir tehdit algısı oluşturmaktaydı. İşte sayın Demirtaş’a ödetilen bedelin gerçek nedeni kesinlikle bundan başka bir şey değildir.

Demirtaş’ın “U dönüşü”

Tabii göz ardı edilemez ki maruz bırakıldığı bu esaret koşulları son derece ağır. Bunların, onun yer yer sergilemiş olduğu kimi gelgitli tutumlarında, “perde arkası etkenler” olarak rol oynamasında da çok öyle yadırganır bir durum olmasa gerek. Ancak, özellikle “süreç” ile birlikte Öcalan’ın arkasında safa girdiğini beyan eden tutumuyla, bu mazur görülebilecek hattı, bariz bir şekilde aşmış olduğu da bir gerçek!  Çünkü bu tutumuyla, daha kısa bir süre önce mahkemeye sunduğu savunmasında dile getirdiği Kürtlerin, ulus olmaktan kaynaklı siyasi, kültürel ve ekonomik kolektif haklarının açıktan savunusu ve talep edilmesi tutumundan vazgeçerek, Öcalan ile ortaklaşmış oluyor. Bu ise, son derece ciddi bir “U dönüşü” anlamına gelir. Tabii şayet o da kendince bir “takiye” yapmıyor ve “köprüden geçene kadar ayıya dayı deme” taktiğine sığınmıyorsa!..

Kritik denklem, riskli tahterevalli

Denilebilir ki sayın Demirtaş zaten silahların bırakılarak, barışçıl-demokratik mücadele zemininde, güçlü toplumsal bir demokrasi mücadelesini savunmaktaydı. Dolayısıyla Öcalan’ın öngördüğü bu “yeni paradigma” ona istediği alanı açarak fırsat sunabilir.

Tabii ki gerçekten de Öcalan’ın “norm devlet aklı” ile ortaklaşarak kotardığı yeni mücadele rota ve stratejisi böyle olmuş olsaydı, sayın Demirtaş bu mücadelede etkili bir yer tutabilirdi. Tüm demokrasi güçleriyle (buna, Erdoğan iktidarınca özel hedef haline getirilmiş Özgür Özel liderliğindeki sosyal demokratlar da dahil) ortak asgari müştereklerde birleşerek, dinci-faşist tek adam otoritesine dayalı bu sistemin burçlarında gedikler açma mücadelesinde ciddi bir rol oynayabilirdi. Fakat maalesef ki öncelikle Öcalan’ın öngördüğü mücadele hat ve stratejisi böyle değil. Kaldı ki ortaklaştığı “norm devlet aklı” da Öcalan’a böylesi “yıkıcı” bir rol ve yetkiyi kendi elleriyle teslim etmez, edemez de. Çünkü bu her şeyden önce onun doğasına ve varlık koşuluna aykırı bir şeydir bu.

Öcalan’ın 27 Şubat Çağrısında buyurduğu barışçıl demokratik mücadele stratejisi, daha önceki birkaç makalemde de altını çizdiğim gibi, tamamen egemen ulus devletin “ulvi” çıkarlarına endeksli ve “devlet ile büyük bir uzlaşı” esası üzerine inşa edilmiş stratejidir. (Öyle ki Gandici strateji bile bunun yanında basbayağısından devrimci özellikler taşır.) Dolayısıyla da bununla sistemi demokratikleşmeye zorlamanın, keza bir takım ulusal hak ve statüler elde etmenin imkânı asla olmayacaktır.

Mevcut sürecin özgün demokrasi mücadelesi

Öte yandan, verili süreçte demokrasi (veya Apocu Kürt Siyasal Hareketinin tabiriyle “demokratik toplum yaratma”) mücadelesi, tek adam diktatörlüğüne dayalı ve giderek daha da katılaştırılmak istenen mevcut dinci-faşist Erdoğan rejimini hedef almak zorundadır. Bu rejimi hedef almayan bir demokratikleşme mücadelesi, her haldeki boş, koca bir palavradan öte bir anlam ifade etmeyecektir.

Peki “norm devlet” ile ortaklaşan Öcalan’ın, mevcut iktidar bloğuna karşı böylesi bir demokrasi veya “demokratik toplum” yaratma mücadelesine ön ayak olması mümkün mü? Verili güç dengesinde bu, bir olasılık olarak dahi mümkün olamaz! Çünkü öncelikle gerek genel ve gerekse yerel koşullar burjuva devletlere kısmi de olsa demokratik reformlar yapma şansı tanımıyor. Tam aksine giderek daha katı merkeziyetçi ve baskıcı otoriter yönetimlerin kurulmasını talep ediyor. Yani bir başka ifadeyle; iç faşistleşme sürecini tamamına erdirmeye zorluyor. Özgür Özel CHP’sine çekilen operasyon bile bu kapsamdadır. Peki Öcalan ve Erdoğan’ın ortaklaşan icazetiyle aktif siyasete dönecek olan sayın Demirtaş’ın, Öcalan’ın önüne koyacağı bu stratejiyi es geçerek, basbayağısından demokrasi mücadelesinin o cesur aktörü rolüne geri dönme şansı var mı? En azından şu aşamada böylesi bir şansının olamayacağı açıktır.

Yani Apocu Kürt Siyasal Hareketinin iradesini teslim ettiği Öcalan bu süreçte, açık ve net olarak “norm devlet” ile ortaklaşan bir stratejiye sahiptir. Onun hedefi, Kürtleri Türk ulus devletine entegre ederek, Türk devletini olası bölgesel kaza-belalardan kurtarmaktır. Yani o bu konuda devletle anlaşmış durumdadır. Bu anlaşmanın bir unsuru da yeni bir anayasa yaparak, şeri hukuku da içeren katı otokratik rejimin, Erdoğan iktidarıyla devam etmesini sağlama almaktır. Hatırlanacağı üzere Bahçeli bunu şöyle dillendirmekte: “Bu süreçte güçlü merkezi bir devlet yönetimine ve tecrübeli bir kaptana ihtiyaç vardır. Bu yüzden, en azından bir dönem daha, Erdoğan devletin başında olmalıdır” (mealen)

Öcalan’ın Kürt siyasal ortamını hizaya çekme statüsü

Öcalan’ın, kendisine verilen bu devlet görevini layıkıyla yerine getirebilmesi için öncelikle Apocu Kürt Siyasal Hareketini tam kontrol altına alması gerekiyor. Nitekim bu doğrultuda kurgulanmış bazı senaryolar var. Bunlardan biri, Öcalan’ın siyasi-hukuki bir statüye kavuşturularak, toplum ve siyaset nezdinde meşru muhatap Kürt aktörü olarak kabulünü sağlamak. Keza bu çerçevede İmralı Adasında kendisine bir konut-ofis tahsis edilerek, örgütü ve Kürt siyasal arenasını daha kolay dizayn etmesinin ortamı oluşturulmak isteniyor. Kendisini iptal ettiği kararı alan ve ama kurumsal yapısını ve otoritesini korumaya devam eden Apocu Kürt Siyasal Hareketinin, Öcalan adına ana belirleyeni durumunda olan PKK’nin, Öcalan’a tam biatının katışıksız ifadesi olarak isminin “Apocu Hareket Merkezi” olarak değiştirilmesi (Hatırlanacaktır, bu isim değişikliği dahi, MHP’nin yayın organı işlevi gören gazetede, Bahçeli imzasıyla paylaşılmıştı. Yani Öcalan bunu dahi “norm devlet” ile birlikte karar altına almış.).

İkili fonksiyonla yeni DEM

Keza aynı şekilde legal parti olarak DEM’in, öngörülen bu “yeni” paradigmaya uyarlı olarak, ikili bir fonksiyonla, yeniden yapılandırılması da gerekiyor: Muhalif görünen ve ama aynı zamanda Cumhur İttifakı’nın gayri resmi ortağı olarak, işlev gören.

Demirtaş’ın zorlu sınavı ve açmazı

Anlaşılacağı üzere, yenilenecek formatıyla DEM ve KCK ana bileşeninden oluşan Apocu Kürt Siyasal Hareketi, teslim ettiği iradesini Öcalan’dan geri almadıkça; Öcalan’a rağmen yeni ve farklı bir siyaset tarzı izlemesi adeta imkânsız gibi. Dolayısıyla da yeni formatıyla DEM’in başına sayın Demirtaş’ın getirilmesi de esasa ilişkin bir rota değişikliği sağlamayacaktır. Çünkü zaten buna müsaade edilmez de.

“Az kaldı” “müjdesi” de gösteriyor ki sayın Demirtaş bu şer projede rol almayı kabul etmiş. Çünkü bunun dışında özel bir erken bırakılma şansının kendisine tanınmayacağı, Erdoğan’ın AHİM kararlarını dahi takmayan daha önceki “özel husumet” karakterli tutumuyla sabittir.

Gerçekten de “zamanlama manidar”

Sayın Demirtaş’ın erken tahliye “müjdesi”, bir aksilik olmaz da gerçekleşirse şayet, burada kesinlikle, “zamanlama manidar” olacaktır. Çünkü sayın Demirtaş liderliğindeki DEM, yargı kıskacında tutulmaya devam edileceği kuvvetle olası olan Özgür Özel’in yeni partisinin karşısında, geniş halk kitleleri nezdinde “gelecek umudunu” temsil edecek, alternatif bir çekim merkezi olarak sunulacaktır. Keza yine muhtemeldir ki sayın Demirtaş, DEM’in cumhurbaşkanı adayı olarak da sahneye sürülebilir. Bununla, sol-demokrat kesim oylarının bölünerek etkisiz kılınması ve Erdoğan’ın hiç olmazsa ikinci turda seçilme şansının arttırılması hedefleniyor olabilir. Vs. vs.

Demokrasi güçleri oyunu bozma kudreti gösteremez ise

“Öcalan ve NATO müttefiki belli başlı emperyalist güç odaklarının bir dönem daha desteğini alacağına kesin gözüyle bakılan Erdoğan’ın, yakın dönem siyaset ortamına biçtiği gömlek, üç aşağı-beş yukarı bu minvalde bir şey olacaktır.” demek, yanlış olmayacaktır. Şayet asgari müştereklerde birleşme becerisi gösterecek demokrasi cephesi bu “siyaset mühendisliği” kapanını kıracak tarzda ciddi bir varlık gösteremezse; sayın Demirtaş’ın, tahliye karşılığında, iktidar-Öcalan senaryosunda kendisine biçilen rolün gereğince davranacağını söylemek, maalesef ki isabetli olacaktır. Keza maalesef ki demokrasi güçlerinin de bekleyip görme ve ağırdan alma lüksünün bulunmadığını da kesin bir vurguyla belirtmek gerekiyor.

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑