Makaleler

Published on Haziran 30th, 2026

0

Gövdesi Avrupa’da, aklı Türkiye’de olan göçmenin sorunu çözülmez

Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin, yaşadıkları ülkelerdeki sorunlar yerine Türkiye siyasetine odaklandığını savunan Cumali Yağmur, bunun göçmenlerin örgütlenmesini zayıflattığını ve yerel hak mücadelelerini geri plana ittiğini belirtiyor.

Avrupa’daki göçmenler, kendi sorunlarını bir kenara bırakıp CHP içindeki çekişmelere odaklanıyor. Adeta bir taraftar gibi taraf tutuyor, diğer tarafa hakaret ediyorlar. Türkiye kökenli insanlar buna çok meyilli; çatışmayı seviyor, her iki tarafın yanlışlarını birlikte ele alıp “Sorunlarınızı politik zeminde çözün” diyemiyorlar. Kimin daha fazla ya da daha az hata yaptığını sağduyuyla değerlendirmek yerine, “AKP-MHP iktidarı varken birbirimizi eleştirmeyelim” anlayışı öne çıkıyor.

Türkiye’de uzun yıllardır “güçlünün hukuku” anlayışı egemen. İktidara gelen her güç, kendinden öncekine düşmanca yaklaşıyor. Politik etik kültürü gelişmediği için bu kısır döngü sürüyor. Avrupa’da yaşayanlar olarak ise kendi sorunlarımızı bırakıp sürekli Türkiye’yi konuşuyor; gövdemiz burada, aklımız ise Türkiye’de kalıyor.

Yıllardır süren bu durum, son dönemde daha da belirginleşti. Avrupa’da yaşayan Türkiyelilere oy hakkı verilmesine karşı değilim; demokrasi herkesin hakkıdır. Ancak bugün görüyorum ki bu hak, Avrupa’daki göçmenlerin yaşadıkları ülkelerdeki sorunlarını çözmelerine katkı sunmadığı gibi, bu mücadeleyi de gölgeliyor.

Türkiye’deki hemen her parti Avrupa’da bürolar açtı ve yalnızca Türkiye siyasetiyle ilgileniyor. Buradaki yaşam, göçmenlerin günlük sorunları ve hak mücadeleleri ise geri planda kalıyor. Bu durum ciddi sonuçlar doğuruyor. Göçmenlerin yerel sorunları çözülmezken, Türkiye’deki kutuplaşma Avrupa’ya taşınıyor. Seçme ve seçilme hakkıyla birlikte bu tablo daha da kronikleşti.

Göçmenlerin seçme ve seçilme hakkı için kitlesel mücadeleler verilmedi. Buna karşılık çocukların eğitim sorunları, konut bulurken karşılaşılan ayrımcılık, ırkçılık ve milliyetçilik gibi temel meseleler yeterince sahiplenilmedi. Avrupa’daki göçmenler güçlü ve örgütlü bir siyasi varlık oluşturamadı. Farklı partilerde yer alan göçmen kökenli siyasetçiler sorunları dile getirse de, tabanda örgütlü bir güç olmayınca etkileri sınırlı kalıyor.

Göçmenler, Türkiye’deki köylerine ve memleketlerine destek olmak için dernekler kurarken, Almanya’daki ortak sorunları etrafında yeterince örgütlenmiyor. Böylece hem çözüm üretecek kurumlar oluşmuyor hem de yaşadıkları toplumdaki sorunlar geri plana itiliyor.

Yıllardır örgütlü bir duruş sergilenmediği için Alman siyasetinde göçmenler giderek “sorun kaynağı” olarak görülmeye başlandı. Ülke ekonomisine ve kültürüne yaptıkları katkılar görünmez olurken, kamuoyunda daha çok krizler ve olumsuzluklar konuşuluyor.

Göçmenler günlük yaşamda yoğun biçimde ırkçılık ve milliyetçilikle karşılaşmalarına rağmen buna karşı yeterince örgütlenemiyor. Bu boşluğu gerici ve aşırı sağ partiler dolduruyor; göçmenleri toplumdaki bütün sorunların nedeni gibi gösteriyor, “Yabancılar dışarı” sloganlarıyla nefret siyasetini büyütüyor. Oysa ırkçılık ve milliyetçilik bu toplumun yapısal sorunlarıdır; göçmenler ise çoğu zaman bunun mağdurudur.

Özellikle üçüncü ve dördüncü kuşak göçmenler mevcut tabloyu yeniden değerlendirmeli, kalıcı örgütlenmeler oluşturmalıdır. Bir göçmen partisinin kurulması ya da yerel seçimlerde bağımsız listelerle yer alınması tartışılmalıdır. Yeni dönemde, göçmenlerin kendi sorunlarını kendi güçleriyle çözecek demokratik örgütlenme modelleri geliştirilmelidir.

Göçmenler, kendi sorunları doğrultusunda çözüm üreten kurumlar oluşturmalıdır. Tarih boyunca hiçbir egemen güç demokratik hakları kendiliğinden vermedi; azınlıklar bu hakları örgütlenerek kazandı. Türkçedeki “Ağlamayan çocuğa mama verilmez” sözü de bunu anlatır.

Avrupa gibi sivil toplumun güçlü olduğu ülkelerde de durum farklı değildir. Göçmenler örgütlenmedikçe eşit demokratik haklar genişlemeyecek, hatta sorunların sorumlusu olarak gösterilmeye devam edeceklerdir. Suça karışan göçmenlerin köken ülkelerine gönderilmesi gibi uygulamalar da bu anlayışın bir sonucudur.

Komünlerden eyaletlere, federal düzeyden Avrupa ölçeğine kadar farklı alanlarda partileşme, bağımsız listeler oluşturma ve yerel meclislerde temsil edilme yolları aranmalıdır. Yarım asrı aşkın süredir yaşadığımız Avrupa’da demokratik, kültürel ve siyasi haklarımızı geliştirmek istiyorsak kendi örgütlülüğümüzü yaratmak zorundayız.

Bugün tek tek partilere katılarak sorunları çözme çabaları yeterli olmuyor. Göçmen kökenli siyasetçiler zamanla yalnızca göçmen sorunlarıyla ilgilenen kişiler olarak görülüyor ve başka alanlara yönelmek zorunda kalıyor. Bu nedenle göçmen sorununun kalıcı çözümü için partileşmekten ve kendi öz örgütlerini kurmaktan başka bir seçenek kalmıyor.


Cumali Yağmur – 30.06.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑