Makaleler

Published on Ekim 22nd, 2026

0

CHP’nin “basiretsiz” politikasının akıbeti ve sokak çağrısı | Aziz Tunç


Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özeldikkat çekici bir açıklama yapıldı. Halk TV’nin kapatılmasına ilişkin olarak yapılan eylemde yaptığı toplantıda “gün evde oturma günü değildir” diyerek halkı sokak eylemlerine çağırdı. Bu önemlidir, ancak CHP yöneticilerinin bu tür söylemlerine rağmen, pratikte bunun gerektirdiği pratiğe girmedikleri bilinmektedir. Çünkü hem CHP hem Yeni Parti, demokrasi mücadelesini sürdürecek sosyo- politik yapıya sahip değillerdir. O nedenle bu söylemler, değerlidir, ancak pratikleştirildiği zaman tam değerli olacaktır.

Bilindiği gibi iki yıldır Erdoğan’ın başlattığı MHP’nin de onayladığı, toplumun her kesimine ve özellikle CHP’ye yönelik baskıların artırıldığı bir süreç yaşanmaktadır. Devlet, bu kapsamda hukuksuz zor kullanarak hem kazanamadığı belediyelere el koymakta hem de cumhurbaşkanlığını garanti etmek için yol temizliği yapmaktadır.  Ne yazı ki   DEM Parti’nin sınırlılığı, CHP’nin ve Yeni Parti’nin güven vermeyen çapsız ve ilkesiz tutumu, devletin bu saldırganlığını sürdürebilmesini imkân vermektedir. 

Devletin bu saldırısı, “sistem içi bir çatışma” denilerek görmezden gelinemez.   Tam tersine bu çatışma, bütün demokrasi güçlerini yakından ilgilendirmektedir.  Çünkü kitlelerin demokrasi, adalet ve eşitlik talepleri üzerinde elde edilen gücün, doğru değerlendirilmemesi, demokratik güçleri yakından ilgilendiren ve ilgilenilmesi gereken bir gelişmedir.

AKP’nin devletin gücünü kullanarak CHP’ye saldırmasının temel nedeninin gerici iktidarını korumak ve sürdürmek olduğu açıktır. Lakin esas sorun, CHP’nin bu saldırılara karşı izlediği, sonucu değiştirmeyen edilgen tutumdur.

CHP, bu saldırılara karşı, toplumun beklentilerine uygun bir tutum izlemedi, izleyemedi. Halktan destek isterken verdiği sözlere uygun bir politikayı, asgari düzeyde bile olsa takip etmesi, gerekirdi.

 Elbette CHP’nin çok ileri demokratik bir muhalefet yapmasını beklemek söz konusu değildir. Ancak CHP, devrimcilerin desteğiyle oluşan, ama engellediği, kısa süreli bir direnişten sonra, AKP karşısında geri çekilmiş, hakkını savunamayan ve güven vermeyen bir görüntü vermektedir.

Böylece devletin zor araçlarını kullanan AKP/MHP iktidarı CHP’ye yönelik saldırılarda başarılı olmuştur.  AKP/MHP’nin bu başarısı, saldırıların karşı konulamazlığından değil, CHP’nin izlediği, toplumsal meselelere çözüm üretmeyi esas alamayan tutarsız ve ilkesiz politikalardan kaynaklanmıştır.  

Bu saldırıların neden başarılı olduğunu, CHP’nin saldırılara karşı neden yetersiz kaldığını    bilmek demokratik mücadele güçleri açısında önemlidir.

Hatırlayalım, K. Kılıçdaroğlu, Mayıs 2023 cumhurbaşkanlığı seçiminde bilindiği gibi 6’lı masa diye bir masa kurmuştu. Bu masada birbirlerine benzemeyenler, birbirleriyle ittifak bile yapması mümkün olmayanlar, ilkesiz ve apolitik bir yaklaşımla bir araya getirilerek seçimlerin kazanılması amaçlanmıştı. Sözü edilen 6’lı masa aylarca çalışmış, sonuçta K. Kılıçdaroğlu’nun adaylığında anlaşmışlardı.

CHP, seçimi kazanmak adına, ilkesizliği sonuna kadar değerlendirmiş, bir oy vereceğini söyleyen   herkesi, demokrasi getireceğini düşünen insanların oylarıyla, milletvekili yapmaya söz vermiştir.  CHP, bununla yetinmeyerek, masanın da bilgisi dışında, Ümit Özdağ gibi bir faşistle de işbirliği yapmıştır. Bu süreçte CHP, Kürt halkını yok saymış, ama Kürt halkı en yüksek desteği vermiştir.   Sonuçta samimi Alevi ve demokratlar, Kürtler, emekçiler, kadınlar, CHP’ye oy vermişlerdir. Ancak CHP, bu basiretsiz politikasının sonucunda kaybetmiştir.

Mart 2024’de yapılan belediye seçimlerinden de aynı anlayışa uygun politikalar geliştirilmiştir.  Yani bütün çalışmalar, kim olursa olsun seçimi kazanacağı düşünülen herkesle işbirliği yapılmasını esas alan bir perspektifle yapılmıştır.

 Böyle olunca, birçok yerde CHP’li olmayan, hatta CHP karşıtı olan birçok unsur, belediye başkanı olmuştur. Yılların MHP’lisi M. Yavaş, ırkçılığı nam salan Tanju Özcan ve daha birçok faşist ve gerici unsur, belediye başkanı yapılmışlardır. Buna rağmen CHP, yanlışı görmek yerine bu ilkesiz politikayı ve bu politikayla elde edilen sonucu, topluma başarı diye anlatmıştır.

CHP’de yaşana bu gelişmeleri anlayabilmek için, çok kısaca geriye bir bakış atmak gerekiyor.

Bilindiği gibi CHP, 1950 yılına kadar devleti kuran Kemalist bir parti olarak devleti yönetmiştir. 1950- 1960 yılları arasındaki 10 yıl, A. Menderes hükümetleri, devleti yönetmişlerdir.   1960 darbesinde CHP, iktidara getirilmiş, fakat, 1965 yılında yapılan darbeden sonraki ilk seçimlerde hükümetten düşmüş, 1977 yılına kadar devleti yönetme imkanına sahip olamamıştır.  

Bu tarihten sonra yaşanan sosyal- siyasal gelişmeler, CHP’ye yeni roller yüklemesine yol açmıştır.  CHP, hem kitlelerin   demokrasi ve eşitlik taleplerini içine alarak sönümlendirecek  hem de devleti, radikal muhalefete karşı korumak için  muhalefet görevini yerine getirecektir.

Bu nedenle yönetme olanağına sahip olamayacak, aynı şekilde iktidar olmayı sağlayacak düzeyde muhalefet de yapamayacaktır.

 İşin kamuoyu tarafından anlaşılması gereken boyutu şu ki, CHP’ kendisine biçilen bu “iktidar olamama, ama etkili muhalefet de yapmama” rolünü kabullenmiştir.   CHP, o günden bugüne, bu politikaya uygun bir pratik sergilemektedir. Hatta CHP içinde çok sık ortaya çıkan demokratik- halkçı muhalefet, bu nedenle ve istisnasız her defasında, bastırılmaktadır.

 CHP’nin benimseyerek ve bilinçli olarak yürüttüğü bu gerici politika, CHP’nin bugün yaşadıklarının ve son elli- altmış yıldan beri hükümet olamamasının nedenidir.

CHP’nin bu gerici tutumu, bütün burjuva politikacılarının felsefesine uygun olarak

“amaca giden her yol mübah” mantığı ile üretilmiş politikaların sonucudur.   CHP’nin bu politikası, Kılıçdaroğlu zamanında, aynı mantıkla politika yapan FETÖ’nün zihniyetiyle örtüşmüştür.

Bunun sonucu olarak Kılıçdaroğlu, önce AKP’nin tek başına, daha sonra MHP ile birlikte Cumhur İttifakı adıyla    izlediği, demokrasi ve özgürlük düşmanı politikalarına karşı gerçek anlamda ve etkili muhalefet yapmamıştır. Bunun yerine, “düşük profilde itirazlarla” durumu idare etmeyi tercih etmiştir. Hatta çoğu zaman bu etkisiz muhalefetinin gerektirdiği tepkileri de geliştirmemiştir.   

 O nedenle sözde sosyal- demokrat olduğunu söyleyen CHP, Türkiye’nin en temel sorunu olan Kürt sorununda, çözüm üreten özgüvenli bir tavır geliştirmemiştir.   Bazen devletin kuyruğuna takılmış, inisiyatif almamıştır. Bazen de   Kürt düşmanlığını veya karşıtlığını besleyen bir tutum almıştır.   Her durumda Kürtlerden fersah fersah uzak durmayı marifet saymıştır.

Alevilerin oylarını almayı özel mesai alanı yapmışlar ama Alevilerin ve Aleviliğin sorunlarını çözmek için bir şey yapmak gerektiğinde ya kaçınmışlar veya utangaç bir tavır almışlardır. Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğini gizlemeye o olmasa kendi gerçekliğinden kopartmaya çalışması hafızalardandır.

Başta köylüler, işçiler, emekliler ve emekçiler olmak üzere   yoksulluk, ekoloji, kadın ve benzeri bütün konularla ilgili olarak CHP’nin güven ve umut vermeyen bir tutum içinde olmasının da nedeni budur.

Bütün bunların sonucu olarak, bugün CHP’nin oylarıyla seçilen sözde milletvekili ve belediye başkanları, patır patır istifa etmektedirler. Böylece kazanmak için emek ve çaba sarf etmiş olan milyonlarca emekçi, demokrat, Türk, Sünni, Alevi, Kürt ve her milliyetten her inançtan insanın umutları heba edilmiş; demokratik siyasetin her türlü mihnetine katlanmış onca insanın fedakarlıkları suistimal edilmiştir.

Bu basiretsiz politikanın yarattığı sonuçlara bakarak “ah vah” etmek, timsah gözyaşları dökmek ne çözüme hizmet eder ne de başka bir fayda sağlar.  Çözüm, gerçekten demokrasiden ve özgürlükten yana olanlarla birlikte ve Özel’in söylediği gibi, sokakta sürdürülecek mücadeleyle mümkün olacaktır.  Bunun içinde herkesin harekete geçmesi gerekiyor.


Aziz Tunç – 22.10.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑