Makaleler

Published on Ekim 17th, 2026

0

Kemalistlerin hayali: Ölümsüz bir despot devlet | Mehmed S. Kaya


Kemalizm, Kürtlere yönelik inkâr, asimilasyon ve baskı politikalarının temelini oluşturdu. Kürt sorununun çözümü için yalnızca silahsızlanma değil, Kemalist devlet yapısının ve tarihsel suçlarının da sorgulanması gerekiyor...

Mustafa Kemal’in adında, düşüncelerinde ve eylemlerinde somutlaşan Kemalizm (altı ok), 1920’li ve 1930’lu yıllarda Kürtlere ve Karadeniz kıyısındaki Pontus halkına karşı ҫok ciddi suçlar işlemiştir. Kemal’dan sonra halefleri de Kürtlere defalarca büyük acılar yaşattı.

Kürtler bunun gündeme alınmasını ve barış bağlamında tartışılmasını istiyorlar. Ancak devlet, Kürtlerin en büyük şikayet konusu olan Kemalist yasaları ve uygulamaları ne tartışmak ne de sorgulamak istiyor. Kemalizm karşıtı bilinen AKP için bile Kemalizm tartışılmaz bir konudur. Ayrıca, Kemalizm tarafından şekillendirilen devlet yapısında herhangi bir değişiklik yapmaya da istekli değiller. Dolayısıyla Kemalizm hakkında konuşmaya devam edeceğiz.

Kalıplaşmış görüşler

Bazı insanlar, hem kendileri hem de başkaları hakkında önceden var olan imgeleri inatla koruma eğilimindedir. Bu açıklama, Türkiye’deki birçok insanın Mustafa Kemal hakkındaki görüşüyle örtüşüyor. Bunlar, Kemal’in derinden kurumsallaşmış ırkçılığı hala hararetli bir şekilde savunurlar. Kemal’in halefleri kendilerini hâlâ “ülkeyi yönetmeye en iyi alternatif” olarak görüyor ve Türk olmayan milletlere not verme hakkını kendilerine tanıdıklarına inanmaktadırlar. Bu düşünceler Türkiye’deki geniş siyasi çevrelerde yankı buluyor ve “egemen diktatörlük”ün arka planını oluşturuyor.

Kemalistlerin çevrelerine verdikleri düşündükleri izlenim, elbette çevrelerinin onlardan aldığı izlenimle aynı değildir. İkisi arasında genellikle önemli bir farklılık olacaktır; tıpkı Türkiye’nin kendi imajı ile Batı’nın Türkiye imajı arasında bir farklılık olması gibi. Türklerin öz farkındalık eksikliği, kendilerini başkalarının onları gördüğü gibi görmeyi başaramamaları anlamına gelir.

Mustafa Kemal’in acımasız düşünce ve eylemleri, Türk siyasetinde uzun zamandır kaynamaktaydı. Şimdi, parlamentonun çerçeve yasasını geçirmesinin ardından, Kemal’in fikirleri, İyi Parti ve parlamento dışındaki diğer Kemalist partiler tarafından yeniden gündeme getirildi. Bunlar Kürt sorununun ҫӧzümü konusunda, Atatürk’ün koşullarına dönüşü hayal ediyorlar; Mustafa Kemal, önce Kürtlere iç özerklik sözü vererek iktidara geldi ve cumhuriyetin ilanından sonra, Kürtlere ve muhalefete karşı yaygın şiddet ve tehditlerle iktidarını pekiştirdi.

Peki Kemal gerçekten neyi savunuyordu veya siyasi, değer veya felsefi temeli tanımlayan ideolojik platformu neydi?

Mustafa Kemal, Sosyal Darwinizmden etkilendi

Sosyal Darwinizm, «survival of the fittest» (“en güçlü olanın hayatta kalması” ilkesini savunan ideolojik bir akımdır. Bu ideolojinin tarihteki en somut ӧrnekleri sömürgeciliği, ırkçılığı ve daha sonra Nazizmi meşrulaştırmak için kullanıldı.

Mustafa Kemal, dünyayı sosyal Darwinist bir bakış açısıyla ele alan ve ulusların hayatta kalmasının tüm toplumun militarizasyonuna bağlı olduğunu savunan Alman Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz’dan derinden etkilenmişti. Von der Goltz, Kemal’in subay olduğu 1915 ve 1916 yılları da dahil olmak üzere 12 yıl Osmanlı ordusunda üst düzey de görev yaptı. Von der Goltz ayrıca, ulusu yönetmenin ordunun görevi olduğunu savundu. Bu nedenle Kemal, orduya Türkiye’nin geleceğini yönetme konusunda özel bir sorumluluk verdi. Kemal’in ölümünden bu yana meydana gelen askeri darbeler, Kemal’in ülkenin nasıl yönetilmesi gerektiğine dair görüşüyle gerekçelendirildi. Türkiye Cumhuriyeti, bu anlamda tam da bu özelliğiyle totaliter bir diktatörlüktü.

Kemal’in deneyi, Türk milletinin diğer milletleri yönetme hakkını güçlendirmekti

Mustafa Kemal, gücün haklılık getirdiği ilkesine dayalı bir siyasi sistem kurdu. Tüm toplumsal güç, Türkçülüğün egemenliğini tesis etmek ve onu meşrulaştırmak için kullanıldı. Amacı, dünyaya yalnızca Türk gözüyle, Türk düşüncesiyle, Türk duygularıyla, Türk algılarıyla ve Türk çıkarlarıyla görülebileceği bir gerçeklik yaratmaktı.

Kemal, Darwin’in “en güçlü olanın hayatta kalması” ilkesini temel alarak güçlü Türk milleti, diğer milletleri yönetme hakkına sahip olmayı hayata geҫirmeyi denedi.

Bu görüş, şüphesiz Türk siyasetine büyük bir motivasyon kaynağı olmuştur. Darwinist fikirlerin Türk siyasetinde, özellikle Kemalistler arasında hâlâ yaygın ve etkili olmasının nedenlerinden biri, Kürtleri ve bölgedeki diğer ulusları kontrol etme arzusudur. Ancak 2002’de İslamcılar iktidara geldikten sonra, yavaş ama emin adımlarla kemalist askeri denetim altındaki siyasete son verdi. Çok şükür! Kemalizmle işimiz tamamen bitmiş olmasa da.

Kemal’in Kürdistan’daki sosyal Darwinist deneyi

Kemal’in Kürtlere uyguladığı “güçlünün hakkı” ilkesiyle, Kürdistan’daki sömürgeci fetih, Kürtlerin varlığının inkarını, zorla asimilasyonu, ayrımcılığı ve önyargıyı meşrulaştırdı. Kemal’in emriyle Dersim ve Zilan’daki katliamlarda kullanılan yӧtemler, Nazi yöntemleriyle de örtüşüyor.

Kemal’in popülaritesi büyük ölçüde Kürt ayaklanmalarına karşı gerçekleştirdiği askeri katliamlardan kaynaklanmaktadır. Onun yӧnettiği katliamlar, Türkiye’deki en ağır insan hakları ihlali olarak tarihe geçmiştir. Kemal’in halefleri olan ordu, polis ve güvenlik güçlerinin Kürtler üzerindeki demir yumruğu, Kemal rejimi tek parti diktatörlüğü dönemindeki kadar sert ve acımasız geҫti. Günümüz Kemalistleri de, geçmişte Kürtlere duyulan nefrete hâlâ ҫok bağlılar.

Mustafa Kemal’in soyledikleri ve yaptıkları kısaca hatırlayalım

Sӧyledikleri; Kemal, «1921 anayasası ile ilgili Kürt haklarına kesinlikle riayet edilecek. Kürt ağalarına yazdığı mektuplarda Kürtlerin hakları gӧzetileceğini, 1921 anayasasında Kürt bӧlgelerine ӧzerklik tanınacak, Vatan Türklere, Kürtlere teslim edilecek», dedi (1).

Yaptıkları;

Kemal 1923’te ilan ettiği Cumhuriyet, kendilerini Türk olarak tanımlayanların manevi ve fikri ortaklığını temsil edenlerin devleti olarak tanımlar. Cumhuriyet kültürel çoğulculuk, etnik grupların eşitliği ve insan onuru gibi mutlak değerlere dayanmıyordu. Bu yaklaşım, ulusu oluşturan özdeş yapı taşları olmaları temelinde birbirlerine eşit olan Türkler üzerine kuruldu – yani tek bir etnik gruptu – ve bu anlamda evrensel değil, tamamen etnosentriktir.

Kemal, yalnızca etnik Türklüğe dayalı tek tip bir kimlik dayattı. Türk olmayan tüm kimlikleri Türk etnik gurubuna dayalı bir dar etnik kimliğin içine hapsetti ve diğer aidiyetlere karşı savaş açtı: Milliyetçi histeriler, Türk olmayan insanların diline, kültürüne ve hatta varlığına konulan kısıtlamalar, onları aşağılamaya ve hor görmeye yönelik kampanyalar birbirini izledi. Kürtler ve diğer Türk olmayan etnik gruplar, kökenlerini inkar etmeye ve tamamen Türk olmaya zorlandılar. Bununla Kemal’in karakteri, sınırsız hoşgörüsüzlüğüyle karakterize edilir.

Kemal, 1924 Anayasası ile Kürtlerin varlığını yasakladıktan sonra, vatandaşları Kürtleri bir halk olarak inanmamaya hazırlamak için tüm kurumlar aracılığıyla kaynakları seferber etti. Kapsamlı bir asimilasyon süreci başlattı. Universitenin sosyal bilim faaliyetleri, 1923’te Kemal’den Türk milliyetçiliğine hizmet etme talimatı almıştı. Bu ideolojik olarak yönlendirilmiş sözde bilimsel faaliyet, Türk toplumunda Kürt varlığının, Kürt dilinin, Kürt tarihinin olmadığı yönünde sahte bilim üretmişti.

Kemal, Kürtlere karşı genel bir terör rejimi uyguladı

Kemal’in bu inkar ve sahte politikası, Kürtlerin bir millet olmadığına, dillerinin birkaç yüz Farsça, Arapça ve Türkçe kelimeden ibaret olduğuna inanan milyonlarca insanın hâlâ var olmasına yol açmıştır. Sadece bu da değil, Kemal’in politikaları Türkler arasında Kürtlere karşı derin bir düşmanlık yarattı. Baskın Oran bu düşmanlığın arka planını çok somut bir şekilde özetliyor:

«Atatürk Kürtlerin sokakta, pazarda, evlerinde bile Kürtҫe konuşmalarını yasakladı. Dünyanın hiҫ bir yerinde herhangi bir etnik grupa uygulanmamış bir zulum. Dersim isyan etmedigi halde Kemal Dersim’e soykırım uyguladı ve neredeyse yok etti.

Atatürk milliyetciligi tamamen etnik Türk milliyetҫiliğine dayanıyor. Atatürk ve halefleri Kürtlerin K’sini sӧyletmezlerdi. Onların dӧneminde Kürlere «Doğuluyum» sӧylettiriyordu. Biz bunu yaşadık».

Asimilasyon politikaasi kültürel bir soykırımdı. Kemalin Kürtlere ҫektirdiği acıları dünyadaki sӧmürgecilerin sӧmürgelerine yaptıkları kӧtülüğün ҫok daha ӧtesinde. Günlük hayatta kullanılan «beterin beteri» ifadesi burada anlamını buluyor.

Kemal Kürtlere unutulmaz toplumsal travmalar yaşattı. Bir başka ӧrnek: «1938 Dersim Terteli dӧneminde binlerce Dersimli ҫocuk ana kucaklarından koparılarak Batı kentlerine gӧnderilmiş; bilmedikleri bir cografyaya, hiҫ duymadıkları ve kültürün iҫine hapsedilmişlerdi. Dersim’in kayıp kızlarının kimilerine askerler tarafindan el kondu» (2).

Bu örnek, Kemal’in biz Kürtleri, doğuştan gelen niteliklerimize ve eşsiz kişiliklerimize uygun yaşama hakkından ve doğal yaratılış biçimimize saygıdan nasıl mahrum bıraktığını göstermektedir. Bunun yerine, başkalarının beklentilerine uymaya veya kendimiz hakkında yapay bir imaj oluşturmaya zorlandık. Bu acımasız eylemi kınamanın zamanı gelmedi mi? Benzer eylemler demokratik ülkelerde kınanırdı.

Kemal’in faşizm reçetesi Anadolu’nun çeşitliliğine uymuyordu

Kürtlere, kendilerini inkar etme algısı dayatıldığında, acımasız baskı onların gerçeği oldu. Kürtler ҫıkış yolu isyan etmekten başka çare bulamadılar. Kürtler hâlâ “inkâr ve sahte kibir duvarıyla” karşı karşıya kalıyorlar, çünkü Kemalizm, “eğik kesinliği” ve kibriyle, birçok siyasi kesim tarafından hâlâ en iyi siyasi alternatif olarak algılanıyor.

Ancak acımasız koşulların tek başına gerekliliği toplumun ihtiyaçlarını karşılayamaz. Kritik nokta kültürel çeşitlilik olur. Çeşitlilik ve farklılık olmadan normal bir toplum olmaz. Kemalizmin Anadolu’nun engin çeşitliliğine uyum sağlamakta tamamen yetersiz kaldığı açıktır. Kemal’in faşizm reçetesi Anadolu’nun çeşitliliğine uymuyordu. Ve bu, Kemal’den beri Türkiye’nin en ciddi sorunu olmuştur. Bu da kemalizme karşı eleştirilerde temel bir konu olmuştur.

Kemalizm, Kürtlerin bir halk olarak var olmadıklarını ve dolayısıyla hiçbir hak iddiasında bulunamayacaklarını bilimsel olarak hiçbir zaman kanıtlayamamıştır. Toplum “bilimsel olmayan önyargılar” tarafından aldatıldı. Kürtlerin inkârı yalnızca acımasız güç ve baskıya dayanmaktadır. İnkar ve baskı, hoşgörüsüzlüğü temsil ediyordu.

Kemal’in eylemlerinin şiddetle savunulduğu, Kürtlere ise kendilerini ifade etme hakkının verilmediği bir ülkede yaşıyoruz. Kemalistler tam bir ifade özgürlüğüne sahiptir ve bunu Kemalizmi savunmak için büyük bir özgüvenle kullanırlar. Emekli Kemalist generaller, büyükelçiler, güvenlik uzmanları ve milliyetçi politikacılar neredeyse her akşam televizyon stüdyolarında oturup Kemal’i yüceltiyorlar. Kürtlere ise Kemalizmi eleştirme fırsatı verilmiyor. Türk siyasi tartışmalarında otoriter görüşler ile bilimsel temelli bilgi arasındaki ayrım açıktır. Otoriter görüşler genellikle öncelik kazanır. Çünkü sosyal ve siyasal bilimler ideolojik güdümlüdür.

Bütün bu baskılara rağmen Kürtlerin 100 yıllık mücadelesi az da olsa sonuç verdi. Kemal’in haleflerinin 2002’de iktidarı kaybetmesinin ardından Kürtlerin varlığı artık inkar edilmiyor. Ancak Kürtlerin bir halk olarak tanınma talebi ve devletin bunu reddetmesi, kutupsal zıtlıklar olarak görülüyor.


Kaynaklar:
1.  Baskın Oran: Atatürk’ün değişen Kürt bakışı: Kurtuluş savaşından Cumhuriyetin ilanına, Ekopolitik 2026.
2. Yüksel Mutlu: Avar ne olur kızımı gӧtürme, Numedya24.


*Mehmed S Kaya: Bingöl’ün Solhan ilçesinin Keşkon mezrası doğumludur. Norveç Inland Üniversitesi’nde sosyoloji profesörüdür. ‘The Zaza Kurds of Turkey’ kitabının yazarıdır.


Mehmed S Kaya – 17.10.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑