Hafıza Köprüsü: İşte geldik gidiyoruz, şen olası Karadeniz | Hilmi Toy
3 aylık seçim maratonunun dün yani 7 Haziran da birinci etabı bitti.
Karadeniz’de Karabük, Bartın ve Zonguldak’ta olmak güzeldi. Birlikte düşünmek, birlikte üretmek, birlikte karar verip hep birlikte yapmak güzeldi.
Çıkarsız ve hesapsız dostluklar, yoldaşça paylaşımlar yaşamak güzelliğini tattık.
Üzüldük hep birlikte. Gerim Gerim gerildik bazen. Acılarımızı yaşadık öfkemizi avuçlarımızın içinde tutarak yüreklerimizde.
Umuda özlemi büyütüp, sevince adım adım yürüdük. Taştan taşa vurduk sabrımızı. Yangın yüreklerde büyük insanlık sevgisini taç ettik.
Halklara güven, halkların güveni kazandı. Başarı hepimizin. O büyük tahammülün.
Şimdi yola çıkma vakti. Akşamdan vedalaştık güzel insanlar, ciwan yüreklerle. Kimisiyle de yola çıkarken vedalaştık. Uykuda olanlar vardı yola çıkarken, kıyamadık uyandırmaya, hoşça kal sevgimizi bıraktık usulca yüreklerine .
Yola çıktık. Yoldayız. İstanbul bekliyor beni. Ah İstanbul. Geldiğim ve gideceğim şehir. Türkiye sensin, sen Türkiye oldun. Kavgamız ve sevdamız gibi.
Hoşça kalın, yine görüşürüz. Görüşeceğiz. Bir gün gelir elbet. O an da gelir.
Şimdilik bu kadar. Gerisi başka zaman.
Sizleri seviyorum. Sevgiyle kalın.” diyerek 8 Haziran da veda etmiştim.
Sinan’ı ve bir çok genç yürekleri bu süreçte tanımıştım. O dönem HDP Bartın Milletvekili adayları Avukat Diren Şen ve serbest meslek sahibi Kocaeli Dilovası ilçesinde oturan Ağrı’lı Nursait Tekgül arkadaşlardı. Seçim çalışmalarını Bartın’lı çoğu “ak saçlılar” ile Bartın ünivesitesinde okuyan gençler omuzladı. Bir seçim rüzgarından çok bir HDP rüzgarıydı yaşanan. Bu rüzgara karşı ‘bindirilmiş kıtalarla’ gerici saldırı rüzgarları estirenler de vardı. Ama her şeye karşın Bartın, Karabük ve Zonguldak’ta bir HDP esintisi oldu ve bunda Sinan gibi gençlerin emeği, fedakarlıkları çok. Süreci sarsılmadan, sekmeden büyük bir özveriyle göğüslediler.
Veda mesajımda da dile getirdiğim gibi birbirimizden öğrendik. Güzel anılar biriktirip, dostluklar, yoldaşlıklar edindik. Sinan’larda gençliğimi görüp, yüreklerinde kendimi yaşarken buldum, onlarda bende gençliklerini nakşedip yüreğimde en güzelinden yer ettiler.
Tam 10 yıl sonra Sinan’la yeniden haberleşip iletişim içinde olduk. Yayınlanan üç kitabımdan söz edince postayla göndermemi istedi. Yayınevi postayla verdiği adrese gönderdi. Kısa sürede kitap eline geçince okuyup düşüncelerini yazacağını söyledi. Öyle de yaptı. Aşağıda, kitap üzerine yazdığı yazı üzerinden karşılıklı diyaloğumuzu ve kitap üzerine değerlendirmesini bulacaksınız.
Hilmi Toy
Devrimci Geleneğin Belgeseli
Hilmi Abê Merhabalar. Kitap hakkındaki görüşlerimde bir kusur varsa da şimdiden özrümü kabul et. Devrimci Geleneğin Belgeseli anca bu kadar güzel olurdu saygılar.
Sevgili çok değerli Hilmi Abêm,
Sana hep böyle hitap ettiğim için burada da Abê diye hitap etmek istiyorum. Kitaplarını okumadan önce seninle bir konuşmamız olmuştu. „Görüşüm ne ise odur, şeffaftır.’’ diye bir cümle kurmuştum. Tam o noktada; bir çözümleme gözü, bir edebiyatçı ve o minvalde bir bakış açısı ile okudum. Evet, Muharrem Usta’nın anılarından oluşan ve “Yüküm Devrimdi – Devrimci Bir Sendikacının Tanıklığı” adını taşıyan kitabını okudum.
Öncelikle bu kitap Özellikle sol-sosyalist gelenek ve işçi sınıfı mücadelesi açısından “yazılı iz” bırakma amacı taşıyan önemli bir hafıza çalışmasıdır. Sevgili Hilmi Abê kaleme aldırdığın ve emek verdiğin “Yüküm Devrimdi”, adlı eserinde bana göre, bendeki etkisi şu şekildedir. Bu eser geçmişe yöneltilen nostaljik bir bakış değil; işçi sınıfının, sendikal mücadelenin ve sokağın sesini yarına taşıyan canlı bir hafıza köprüsüdür.
Kitabı okurken, harflerin arkasında çarpan o tanıdık, tavizsiz ve insani kalbi hissetmemek imkânsızdı. Devrimci bir ömrün tanıklıklarını böylesine samimi, ajitasyondan uzak ama bir o kadar da sarsıcı bir dille kağıda dökmek büyük bir emek ve sorumluluk bilinci gerektirir. Muharrem Usta kendi kişisel tarihini anlatırken aslında hepimizin ortak kavgasını, düşüşlerini ve yeniden ayağa kalkışlarını resmetmiş. Kitap, devrimci iradenin ve sendikal bilincin zor zamanlarda nasıl çelikleştiğini bizlere bir kez daha hatırlatıyor. Bize unutturulmak istenen değerleri, sendikal mücadelenin o sıcak günlerini ve yoldaşlığın yalın güzelliğini böylesine duru ve etkileyici bir dille anlatmak, ancak o günleri göğsünü siper ederek yaşayan birinin harcı olabilirdi.
Bu kitap, geçmişin bir dökümü olduğu kadar, geleceğe bırakılmış devrimci bir manifestodur. Bu nitelikli eseriyle kolektif hafızamıza silinmez bir çentik atan sevgili Abêm tüm kalbimle kutluyorum. Kalemine, yüreğine ve bitmeyen kavgana sağlık. (Muharrem Usta’yı da Saygı ile anıyorum.)
Yükü Devrim Olanların İnancıyla…
Değerli Abêm heyecanla beklediğim “Yüküm Devrimdi” kitabını derin bir solukla ve büyük hayranlıkla okudum. Kitabın her sayfasında, inancını ve ömrünü işçi sınıfının kurtuluşuna adamış bir devrimcinin haklı gururunu ve dik duruşunu gördüm. Bu topraklara, işçi sınıfına ve tarihe böylesi kalıcı bir selam bıraktığın için teşekkür ederim.
Emeğin ve devrimci dilin daim olsun; kavganın ışığı sayfalarından eksilmesin
“Yüküm Devrimdi” Üzerine Bir İnceleme
Bazı kitaplar sadece okunmak için değil, taşındığı kavganın sorumluluğunu omuzlamak ve yarına devretmek için yazılır. Değerli dostum ve yoldaşımın kaleme aldığı “Yüküm Devrimdi”, tam da bu nitelikte, sayfalarının arasından direnişin, emeğin ve sarsılmaz bir inancın sesinin yükseldiği anıtsal bir çalışma. Kitabı okurken, sadece bir bireyin yaşam öyküsüne değil; Türkiye işçi sınıfının, sendikal mücadelesinin ve devrimci kuşağın tarihsel patikalarına da tanıklık ettim.
Kitap, adından başlayarak okuyucuya bir duruş gösteriyor. “Yüküm Devrimdi” demek; statükoya, sömürüye ve adaletsizliğe karşı bir ömrü hiç tereddüt etmeden siper etmek demektir. Yazar, bu ağır ama onurlu yükü taşırken karşılaştığı fırtınaları, baskıları, fabrikalardan sokaklara taşan o görkemli direniş günlerini muazzam bir samimiyetle aktarıyor. Metnin en büyüleyici yanı, devrimci dili hiçbir yapaylığa veya kuru bir ajitasyona kaçmadan, hayatın tam kalbinden, o yalın ve vurucu gerçekliğiyle kurmuş olmasıdır. Burada konuşan dil; barikatların arkasındaki yoldaşlığın, işçi sofralarındaki ekmeği bölüşmenin ve her şeye rağmen yarına olan o çocuksu ama çelikten inancın dilidir.
“Yüküm Devrimdi”, kolektif hafızamızın sistematik olarak yok edilmek istendiği bu kuşatılmışlık çağında, adeta bir can suyu işlevi görüyor. Sendikal mücadelesini fabrikalardaki tezgâh başlarından meydanlara taşıyan yazar; bizlere sendikacılığın sadece bürokratik bir mekanizma değil, bizzat sınıfın kendi kaderini tayin etme hakkı ve devrimci bir irade sanatı olduğunu yeniden hatırlatıyor. Kitap boyunca geçmişin muhasebesi yapılırken, yenilgilerden çıkarılan dersler ve zaferlerin coşkusu harmanlanıyor. Bu yönüyle eser, sadece dün yaşanmış olanın bir dökümü değil; bugünün durgun sularını dalgalandıracak ve yarının genç kuşaklarına pusula olacak devrimci bir manifestodur.
Bu topraklarda solun, emeğin ve namusun tarihini yazmak; o tarihi bizzat bedel ödeyerek var edenlerin hakkıdır. Sevgili Ustamız, bu nitelikli çalışmasıyla sadece kendi geçmişine saygı duruşunda bulunmuyor; aynı zamanda adı unutulmuş tüm işçilere, yoldaşlara ve bu uğurda toprağa düşenlere de sarsılmaz bir vefa borcu ödüyor.
Tarih, egemenlerin zindanlarında ve dağlarında bedel ödeyenlerin yazdığı destansı bir direnişle, “Yüküm Devrimdi” adlı eser, faşizme ve sömürgeciliğe karşı örülen kolektif iradeyi ortaya koyuyor. Kitap, fabrikalardan dağlara uzanan kavga pratiğiyle, topyekûn bir özgürlük mücadelesinin ve teslimiyete karşı duruşun militan ruhunu yansıtıyor.
Sömürü çarklarına ve asimilasyona karşı, örgütlü yaşamın ve yoldaşlığın önemini vurgulayarak tasfiyeciliğe geçit vermediğin için; Bu çalışma ile direniş hafızasını diri tutarak yeni kuşağa bir pusula belirlediğin için ve özgür yaşam mücadelesine dair onurlu bir miras bıraktığın için Muharrem Usta şahsında Hilmi TOY Abê sana saygılarımı sunuyorum. Selamlar.
10 Temmuz 2026 Muradiye/VAN
Sinan Çoksu
Sevgili Sinan,
Kitaba ilişkin değerlendirme yazını okudum. Dediğin gibi, ne düşünüyorsan o,
şeffaf. Okuyunca inan çok duygulandım. Bana ilişkin çok “övücü” olsa
da değerlendirmen, kitabı, Muharrem Usta ve benzer dava insanlarını,
mücadelenin adsız, “ünsüz” kahramanlarını doğru bir perspektifle ele
almışsın. Yazım gücün güçlü, güzel bir yazı olmuş. Aydınlık bilincine sağlık.
Her şeyden önce çok teşekkür ederim. Bu yazını izninle yeni kitap hazırlığım
içinde yer vermek, yayınlamak isterim.
Görüşmek dileğiyle hoşça kal, hep sevgiyle kal, yoldaşça selam…
İznin olursa, sosyal medyada, yada yazılarımı arada bir yayınladığım site olan
Avrupa Demokrat sitesinde de paylaşmak isterim.
Hilmi Toy
Ortak Düşlerimizin Kavgası
İzin ne demek abêm uygun gördüğünüz yerde paylaşabilirsiniz tabiki. Kitaplar hakkında ilk konuştuğumuzda hayali felsefi biraz da devrim ve günün sorunları üzerine değinmiş değdirilmiş bir düşünce ile başladım ama dönemin atmosferini yaşatan ve aynı zamanda tarihe tanık bir belgesel ve devamındaki kitaplar da belgeselin tanıklarını konuşturmak gibi olmuş. En kısa zamanda yazın metinleriniz hakkındaki görüşlerimi yazarım.
Övgü cümlelerinin çoğunu kırptım bir devrimci bu kadar da yüzüne övülmemeli
düşüncesi ile 4 sayfadan sadeleştirip 2
sayfaya düşürdüm anca bu kadar sadeleştirebildim. O cümleleri bir övgü ya da
yergi diye yazmadım tamamen realite olduğu için yazdım gerçeklik bunu
gerektiriyor. Saygılar Selamlar Hilmi abê.
Sinan Çoksu
17 Temmuz 2026























































