Sömürgeci bahane: Güvenlik | Ziya Ulusoy
Bölgesel burjuva devletler, yayılmacı işgal ve savaşlarını “güvenlik” ile meşru kılıyor. Bu yolla gerek emperyalist dünyada, gerekse kendi halkları nezdinde “meşruiyet” sağlamaya çalışıyorlar.
Cecil Rhodes, Doğu Londra’nın yoksul işçi semtlerini yanındaki bakanla gezerken, mealen “bu durumu gidermenin tek yolu sömürgeciliktir” diye seslenmişti. İngiltere’nin sömürgeler bakanıydı. Sonra kendi adına özel mülkü sömürgesi Rhodezya’yı (şimdiki Zimbabve) kurdu. Tabii ki İngiltere’nin bütün sömürgelerinde yaptığı gibi savaşla. Her ne kadar sömürgeci savaşların asıl nedeni Rhodes’in bu sözü değildiyse de yan ürünlerinden biri buydu. Rakipsiz sağlanan aşırı kârlardan verilen küçük pay, içeride işçi aristokrasisini genişleterek burjuvaziye bağlayabildi.
Emperyalist dünyanın liderliğini İngiltere’den devralan ABD, sömürgeci savaşları Vietnam ve Kore’de yürüttü. İki ülke halkının ABD güvenliğiyle hiçbir ilişkisi olamazdı. Tabii emperyalist ABD, komünist dünyaya karşı “hür dünyanın güvenliği” bahanesiyle söz konusu savaşları yürüttü. Barışçı sosyalist kampa savaş girişi olan bu işgalleri zafere ulaştıramayınca, Churchill ve Truman’ın niyeti olan olası nükleerli topyekun savaştan geri adım atmak zorunda kaldı.
Sovyetler Birliği ve sosyalist kamp, barış içinde bir arada yaşamayı savunduğu halde, ABD kendi liderliğindeki askeri örgüt NATO’yu kurdu. “Komünist dünya”ya karşı Avrupa ülkelerinin “güvenlik” lerini sağlamayı bahane etti. Sosyalist kamp dağıldı fakat NATO devam ettirilmekle kalmayıp Yugoslavya ve Libya iç savaşlarına katıldı. Bütün Doğu Avrupa’yı kapsamına aldı. İsrail ve Japonya’yı NATO toplantılarına katmaya başladı. ABD emperyalizmi, bununla da yetinmedi. AUKUS ve QUAD askeri paktlarını kurdu. Askeri paktları kurduğu Uzak Asya’da, Çin’e karşı “güvenlik” bahanesini kullanmaya çalışıyor. “Tayvan’ın güvenliği” gerekçesiyle savaş tehdidini yükseltiyor. Venezuela’da Maduro yönetimini “terörist” ilan ederek, balıkçı teknelerini “narko” şebekedir ajitasyonuyla vurdu.
ABD dünyanın dört bir yanını, askeri savaş üsleriyle istila etmiş durumda. Tabii ki yeni sömürgeci tahakküm için. ABD, emperyalist tekellerinin, ülkelerin ezici çoğunluğunda, rakipsiz sömürü imtiyazını savaş üs ve silahlarıyla güvenceye almaya devam ediyor. Öyle ki, İran’a yönelik savaşta bahane göstermeye gerek görmediği halde, arada ateşkes devam ettiği anlardaki füze ve hava bombardımanında üslerin ve savaş uçağı gemilerinin “güvenliği” bahanesini kullanabildi.
Bölgesel burjuva devletler de yayılmacı işgal ve savaşlarına “güvenlik”i bahane ediyor. Bu yolla gerek emperyalist dünyada, gerekse kendi halkları nezdinde “meşruiyet” sağlamaya çalışıyorlar. Bölgemizde Netanyahu ve Erdoğan da “güvenlik” bahanesiyle işgale ve savaşa başvuruyor. Netanyahu, soykırımcı savaş zincirini ”güvenlik” bahanesiyle, 7 Ekim eylemine büyük olasılıkla yol verip İsrail halkının desteğini pekiştirerek başlattı ve sürdürüyor. Resmen tanıdığı Somaliland’da ve muhtemelen Azerbeycan’da üsler kurarak savaş ve cinayetler gerçekleştiriyor.
Erdoğan ise, Suriye’deki gerici iç savaşı örgütledi ve Rojava Devrimi’ni ezmeye çalışırken 30 km derinliğinde askeri işgal bölgesini “güvenlik” bahanesine dayandırarak istedi. Nitekim Efrîn’den Serêkaniyê’ye kadar Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik işgalleri gerçekleştirip, HTŞ ve SMO çetelerini iktidara taşırken, ‘bölücü SDG’ye karşı güvenlik’ bahanesini kullandı; İslamcı, milliyetçi ve ulusalcı desteği bu yolla aldı.
Burjuvazinin işgaller ve sömürgeleştirmede diğer argümanların yanı sıra “güvenlik” söyleminin, bir tık ilerisi fetihçiliktir. Nitekim Trump ve güruhu, en yakın müttefiki Kanada’yı, NATO içindeki Gröndland’ı yeniden sömürgeleştirme isteğini açıktan dile getiriyor.
Soykırımcı Netanyahu ve işgalci Erdoğan, fetihçi genişlemeyi açıktan dile getiriyorlar.
İki tık ötesi de Hitler’in “yaşam alanı” şiarıdır. Netanyahu, Gazze ve ötesi için söylemiyle; Erdoğan da “Türkiye sınırlarına sığmaz”la fetihçiliği dile getiriyorlar.
Emperyalist kapitalizm, dünyasal ve bölgesel devletler olarak örgütlenmiş sermayelerin rekabet, savaş, fetih ve sömürgeciliğidir.
Burjuvazi, savaş sanayisini ve silahlanmayı tırmandırıyor. “Uygarlık götürmek”, “güvenlik”, “huzur” gibi demagojik bahanelerle fetih, yeniden sömürgeleştirme gibi pervasız şiarlarla sömürgeci savaşları dayatıyor.
İşçi sınıfı, halklar ve barışseverler, öncelikle kendi ülkelerindeki burjuvaziye karşı olmak üzere, dayatılan savaşlara karşı seslerini ve mücadelelerini yükselterek barışı sağlamanın güvencesini geliştirebilir, geliştirmelidirler.
Seçtiklerimiz: Ziya Ulusoy – Yeni Özgür Politika – 29.08.2026
























































