“Dereyi görmeden paçayı sıvamayalım” | Deniz Aras
Öncesi olmakla birlikte son yarım asırdır Türkiye ve Türkiye Kürdistanı sınıflar mücadelesi üzerinde önemli etkilerde bulunmuş Kürt ulusal mücadelesinin gelinen aşamada önemli bir eşikte olduğu tartışmasızdır. Bir o kadar da tartışmasız olan tarafların meseleye yaklaşımında yaşanan taban tabana zıtlıktır.
TC devleti ile Kürt Ulusal Hareketi arasında iki yıldır süren “süreç”, TBMM’de kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”yle yeni bir aşamaya evrilmiş durumdadır. Taraflarca “Çerçeve Yasa” olarak da tanımlanan bu kanun teklifi tartışılmaya devam ediyor. Ve görünen odur ki belli bir süre daha tartışılmaya devam edecek. Bunun en önemli nedeni, coğrafyamız açısından başlıca çelişkilerden biri olan Kürt ulusal sorununa dair atılan bu adımın, -içeriğinden bağımsız olarak-, tarihsel önemde olmasıdır.
Öncesi olmakla birlikte son yarım asırdır Türkiye ve Türkiye Kürdistanı sınıflar mücadelesi üzerinde önemli etkilerde bulunmuş Kürt ulusal mücadelesinin gelinen aşamada önemli bir eşikte olduğu tartışmasızdır. Bir o kadar da tartışmasız olan tarafların meseleye yaklaşımında yaşanan taban tabana zıtlıktır. Kuşkusuz bu durum yaşanan sürecin önemini azaltmıyor, ancak coğrafyamız gerçekleri düşünüldüğünde “Osmanlı’da oyun çoktur” deyimi bir realiteye işaret ediyor.
TC devletinin meseleye yaklaşımı biliniyor. Türk hakim sınıfları her aşamada Kürt ulusal sorununu ve mücadelesini “terör” ve “terörizmle” ilişkilendirmişlerdir. Gelinen aşamada mecliste yasalaştırılan “çerçeve yasa”da da benzer bir yaklaşım söz konusudur. Türk hakim sınıfları ezen ulus imtiyazlarını kıskançlıkla korumakta ve meseleye “Terörsüz Türkiye”/“Terörsüz Bölge” hedefiyle yaklaştıklarını saklamamaktadır. Bu hiçbir tartışmaya mahal vermeyecek kadar ortadadır.
Kürt ulusal hareketi ise başta A.Öcalan olmak üzere atılan bu yasal adımı “Demokratik Cumhuriyet”in ilk adımı olarak değerlendirmekte ve“bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız” değerlendirmesinde bulunmaktadır. Kürt ulusal hareketi sözcüleri tarafından ise çıkartılan yasanın ciddi hata ve yetersizlikler taşıdığı ifade edilmekte ve “içerikte ciddi eksiklikler olduğu gibi kullanılan dil ve kavramlar da barışı amaçlayan bir yasa için ciddi bir sorundur” denilmektedir. Bu da başka bir değerlendirmedir ve yukarıda bahsini ettiğimiz tarafların meseleye yaklaşımdaki karşıtlığa işaret etmektedir.
“Çerçeve Yasa”nın bu haliyle Kürt ulusal sorununun çözümüne dair bir yaklaşım içermediği açıktır. Bunu “Hareket Yönetimi” de açıkça ifade etmektedir. Her şey bir yana TC devleti, binyıllardır coğrafyamızda kendi vatanlarında yaşayan Kürtleri bir ulus olarak değerlendirmemekte, meseleyi halen “terör” ve “terörle mücadele” olarak ele almaktadır. Bir o kadar da açık olan TC devletinin yasadan amaçladığı, Kürt ulusal sorununa bir çözüm bulmak ya da bir ön adım atmak değil, Kürt ulusal hareketinin silahsızlandırılması ve tasfiye edilmesidir. Kürt ulusal sorununu bir “beka ve güvenlik” meselesi olarak değerlendiren yaklaşım beraberinde meseleyi barış ve demokrasi temelinde ele almamaktadır. Bu ise coğrafyamızda bir demokrasi ve devrim sorunu olan Kürt ulusal sorununda herhangi bir çözüme hizmet etmemektedir. Bu gerçeğe açıklıkla işaret etmek Kürt halkının mücadelesine, haklılığı ve meşruluğuna saygının gereğidir.
Türk hakim sınıfları iç ve dış koşullarında zorlamasıyla sorunu demokrasi temelinde çözmek yerine, meseleyi güvenlikçi bir yaklaşımla ele almakta ve hakim ulus imtiyazlarını kıskançlıkla koruyarak, ezilen bağımlı Kürt ulusunun statüsünü yeni koşullarda güncellemeyi hedeflemektedir. Dolayısıyla çıkartılan yasanın, özellikle Kürt ulusal hareketinin tüm beklentilere rağmen sorunun çözümüne hizmet etmediği açıktır. Nitekim Kürt ulusal hareketinin sözcüleri de bu gerçeği işaret etmektedir. Her şey bir yana A.Öcalan esir tutulmaya devam edilmekte ve dahası Kürt hareketinin demokratik alanda siyaset yapma talebi bile “denetimli serbestlik”le şarta bağlanmaktadır. Bu koşullar altında Kürt ulusal sorununun çözümü ve demokratikleşme adımından bahsetmek son derece iyi niyetli bir yaklaşım olur. Ve bilinmektedir ki “cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir.”
Şu gerçeği net olarak ifade etmemiz gerekir. Coğrafyamızda bırakalım Kürtlerin bir ulus olup olmadığını, varlıklarının dahi tartışıldığı bir ortamda İbrahim Kaypakkaya, Kürtlerin tıpkı Türkler gibi bir ulus olduklarına işaret etmiş ve başta Özgürce Ayrılma Hakkı yani ayrılıp ayrı bir devlet kurma haklarının olduğunu kararlılıkla savunmuştur. Bu açıdan genel olarak ulusal özel olarak da Kürt ulusal sorunu bağlamında Türkiye ve Türkiye Kürdistanı sınıflar mücadelesi açısından “ulusal sorun” denildiğinde ilk akla gelen ismin İbrahim Kaypakkaya olması asla tesadüf değildir. Dolayısıyla yaşanan süreci Kaypakkaya’nın görüşlerinden hareketle değerlendirmek doğru bir politik tutum açısından tayin edicidir.
Bilinmektedir ki Kaypakkaya ulusal meseleye dair tezini ileri sürme sürecinde, daha önceki Kürt isyanlarının aksine, Kürt ulusal hareketi bir ayrılma talebi ileri sürmemekteydi. Daha sonradan Kürt ulusal hareketi “Bağımsız Kürdistan” adı altında ayrılma talebini kararlılıkla dile getirmiş ve binlerce Kürt gerillası bu amaç doğrultusunda ölümsüzleşmiştir. Gelinen aşamada ise Kürt ulusal hareketi önderi A. Öcalan’ı çağrısı ve “paradigma değişikliğiyle” Kürt ulusal hareketi; “ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır” görüşünü savunmaktadır.
Günümüz koşullarında Kürt ulusal hareketinin politik yöneliminin bu şekilde tezahür etmiş olması, ulusal çelişkinin ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. “Çerçeve Yasa” ve sonrasında atılacak adımların ulusal sorunun yakıcılığını belli bir süre geri plana iteceği öngörülebilir. Ne var ki genel olarak ulusal sorun özel olarak Kürt ulusal sorunu, coğrafyamızda başlıca temel çelişkilerden biri olmaya devam edecek, Demokratik Halk Devrimi’nin çözüme kavuşturacağı gündemlerden biri olmayı sürdürecektir.
Bu konuda son sözü Kaypakkaya yoldaşa bırakmak yararlı olacaktır: “Bugün Kürt milli hareketinin ayrılmayı açıkça formüle etmemiş olması, yarın da etmeyeceği anlamına gelmez. Fakat iki ulusun burjuva ve toprak ağalan sınıfları arasında çeşitli uzlaşmalar da mümkündür; bunu da aklımızdan çıkarmayalım. Nitekim Irak’ta Barzani hareketi kısmi bir özerklikle yetinmiştir. Ayrıca Kürt milli hareketinin bir kanadı ayrılmayı savunurken, bir başka kanada aksini de savunabilir. Bu nedenlerle henüz dereyi görmeden paçayı sıvamayalım.” (İbrahim Kaypakkaya, Bütün Eserler, Nisan Yayımcılık, s. 258)
* Deniz Aras’ın makalesi, “kullanılan bazı kavramlar yayın için uygun görülmedi”ği için “Yeni Yaşam gazetesi tarafından yayımlanmamıştır.
Seçtiklerimiz: Deniz Aras – Özgür Gelecek – 23.08.2026
























































