Makaleler

Published on Kasım 1st, 2026

0

Soru(n)larıyla kentin mimarisi | Temel Demirer


“Başka birinin pahasına
iyi yapmak
her zaman caziptir.”[1]

Jean-Paul Sartre’ın, “Kentler insan türünün cehennemidir”…

Desmond Morris’in, “Şehir betondan bir orman değil, bir insan hayvanat bahçesi”…

Lev Tolstoy’un, “Mutsuz insanların kentte yaşamaları daha iyidir. İnsan kentte yüzyıl yaşar da çoktan öldüğünün ve çürüdüğünün farkında olmaz. Bunu kendiliğinden anlayacak zamanı yoktur, hep meşguldür”…

Albert Caraco’nun, “İçinde yaşadığımız cehennem, şehirlerimizin cehennemine karşılık geliyor. Şehirlerimiz zihniyetlerimizin ölçüsü, ölüm istenci yaşama coşkusuna öncülük ediyor ve hangisinin bize esin kaynağı olduğunu ayırt edemiyoruz. Tekrarlanıp duran işlere koşturuyor ve doruklara yükselmekle övünüyoruz. Ölçüsüzlüğün elinde esiriz ve düşünüp taşınmadan sürekli binalar inşa ediyoruz. Dünya bir süre sonra yalnızca bir şantiye olacak,”[2] diye betimledikleri kapitalizmin kentleri ile, kendilerine “mücahit” diyenler müteahhitlere dönüşürken; “Şefaat ya Resulullah” deyişinin yerini “İnşaat ya Resulullah”a bıraktığı coğrafyamızda da “Kent(leşme)” meselesi merkezi soru(n)lar(ımız)dandır elbette.[3]

* * * * *

Kapitalizm, her şey gibi kentleri de yağmaya açık bir meta olarak görür.

Bu nedenle de sorunu toplumsal ve ekonomik boyutlarıyla ele alan kamusal kent aklını reddeder. Kentte yaşayanların aklına başvuracak işleyişlerin geliştirilmesinin (demokratik katılımın) önünü kapatır. Kentsel var oluşun insani gerçeklerini görmezden gelir.

Kolay mı?

Kapitalizm, ücretli emek sömürüsü, karşılığı ödenmeyen kadın emeği ve doğanın yağma ve talanıyla yol alan bir sistemdir. Sınırsız büyüme-genişleme-yayılma eğilimine ve dinamiğine sahiptir. Varlığını büyümeye borçludur. Tek hedef sermayenin büyümesidir. Büyüme veya yok olma ikilemiyle malûldür. Balıklar nasıl su olmadan yaşayamazsa, kapitalizm de büyümeden var olamaz.

Gerçi kapitalizm sınırsız büyüme-genişleme-yayılma dinamiğine sahiptir ama bu dünyanın kaynakları sınırlı, sonlu. Bir zaman geliyor, şimdilerde olduğu gibi sınırsız büyüme itkisi, kaynakların sınırına dayanıyor. Sermayenin büyümesi, eş zamanlı olarak sosyal kötülükleri (işsizlik, yoksulluk, sefalet, aşağılanma, etik yozlaşma) büyütmeden, ekolojik (doğa) tahribatı derinleştirmeden mümkün olmuyor.

Kent gerçeği de bundan “nasibini” alıyor elbette!

Çünkü kapitalizm koşullarında kentler yalnızca barınma veya toplumsal kullanım alanları değil, sermayeyi garanti altına alan, değişim değerine indirgenmiş mekânlardır. Yurttaşın mekânsal ihtiyaçları sermayenin ihtiyaçlarının gölgesinde kalmıştır. Bunun için de sermaye merkezli kentleşme, çıkmazın ta kendisi olup çıkmıştır.

Konuya ilişkin olarak Henri Lefebvre,[4] kapitalist sistem için mekânın vazgeçilmez bir meta hâline gelmesini, sistemin dönemsel krizlerinden kurtulma başarısını “mekânı keşfetmesine” bağlamıştı.

Kapitalist üretim biçimi zamanla dünyanın birçok bölgesine hâkim olurken, mekân da sermaye birikiminin ihtiyaçlarına göre yeniden üretilmiştir. Kentler artık sermayenin dolaşımını garanti altına alan, değişim değerine indirgenmiş mekânlardır. Kapitalizm, toplumsal ilişkileri sürekli yeniden üretirken mekânı etkin bir araç olarak kullanır; plan kararları çoğu zaman kamusal ihtiyaçlar yerine yatırım ve rant odaklı çıkarları gözetir. Bu kapsamda, güçlendirme ve yapı izinleri yalnızca binaların ömrünü uzatmakla kalmaz; kentin mekânsal bütünlüğünü ve toplumsal işleyişini de sermaye lehine dönüştürme potansiyeline sahiptir.[5]

Yerküre de, coğrafyamızda bunun tanığı/ tarafıdır.

Örneğin Birleşmiş Milletler verilerine göre 2024’de dünya nüfusunun yüzde 55’i kentsel alanlarda yaşıyor ve bu oranın 2050’ye kadar yüzde 68’e çıkması bekleniyor.

Öngörüler, insan nüfusunun kırsal alanlardan kentsel alanlara kademeli olarak yer değiştirmesi anlamına gelen kentleşmenin, dünya nüfusunun genel büyümesiyle birleştiğinde, 2050 yılına kadar kentsel alanlara 2.5 milyar insanın daha eklenebileceğini gösteriyor. Bu artışın yaklaşık yüzde 90’ının Asya ve Afrika’da olması bekleniyor. Küresel ısınmanın da ötesinde küresel kaynama çağını deneyimlediğimiz bu zamanlarda söz konusu veriler pek de iç açıcı değil elbette.[6]

Sürdürülemez kapitalizmin verili koordinatlarında kentlerin barındırdığı canlıların gereksinimlerini karşılaması, ekosistemin sürekliliğinin sağlanması, beslenme ve barınma sorunlarının çözüme kavuşturulması -çevre sorunlarının yaşandığı günümüzde!- önemli, giderek yaşamsal hâle gelmiştir.

Küresel ısınma, iklim değişikliği ve çevre kirliliği dünyamızda yaşanan afet olaylarını hem sayısal hem de hacim olarak artırmaktadır. Bu duruma izlenen “özelleştirme ve rant”a dayalı kentleşme politikalarına bağlı olarak; toplumsal yarar yerine özel şirketlerin çıkarlarını gözeten hatalı plan, yapılaşma ve yatırım kararları kaynaklık etmektedir.

Örneğin coğrafyamız yıllardır izlenen ranta, doğa yağmasına ve emek sömürüsüne dayalı kentsel dönüşüm politikaları, var olan sorunları ve afet risklerini daha da vahim hâle getiriyor.

Yaşanan depremler, su baskınları, heyelan, aşırı sıcak ve soğuk hava koşulları, orman yangınları, kuraklık, susuzluk vb doğa olayları giderek büyük afetlere dönüşmektedir.

1999 Büyük Marmara depreminin üzerinden 25 yıl geçmesine karşın yapı stoku depremlere ve afetlere karşı güvenli hâle getirilmemiştir. Var olan yaklaşık 20 milyon yapının yaklaşık 15 milyonu ya yeterli ya da hiç mimarlık ve mühendislik hizmeti almadan inşa edilmiş ve daha sonra çıkarılan imar afları ile yasallaştırılmıştır.

Kentsel dönüşüm politikaları deprem yıkımlarından daha az tehlikeli değil!

“Depremlere hazırlık” gerekçesi ile son 20 yılda bilimsel ve hukuki dayanaktan yoksun, kamu yararı yerine özel çıkarları ve rantı önceleyen karar ve uygulamalar “Kentsel Dönüşüm” adı altında yürürlüğe konuldu.

Bu dönemde doğa/ kültür ve kamu yağmasına ve kentlerin yaşanmaz hâle gelmesine neden olan; afet risklerini artıran ve depreme karşı güvenli olmayan yapıların ülkenin dört bir tarafında engelsiz olarak inşa edilmesi için iktidar bütün olanaklarını seferber etti.[7]

* * * * *

İstanbul sözü edilen meselenin en çarpıcı örneklerindendir…

1950’de 1 milyon olan nüfus 30 yıl sonra 1980’de, 2 milyon 773 bine ulaştı. Sonraki 30 yılda ise korkunç bir artışla 13 milyon 854 bine. İstanbul, ülke nüfusunun yüzde 18.3’ünü barındırıyor; neredeyse ülke nüfusunun beşte birini…[8]

Verilere göre İstanbul’un nüfusu, 15 milyon 840 bine çıkmış. Nüfus bakımından Türkiye’nin en kalabalık şehri olan İstanbul, yüzölçümü olarak ise küçük bir şehir. Doğal olarak yatay anlamda büyüme kapasitesi kısıtlı. Dünya trafik endeksine göre Moskova, Mumbai, Bogotá ve Manila kentlerinin ardından dünyanın en yoğun trafiğine sahip beşinci kenti.

Örneğin 40 milyon insanın yaşadığı Tokyo-Yokohama listede on dokuzuncu sırada. 20 milyonluk New York ilk yüzde yok. Şehirleri bu anlamda birbirleriyle mukayese etmek çok zor. İstanbul tarihi bir şehir ve zor bir coğrafyaya sahip.

Bu kadar tepelerden oluşan bir şehirde ızgara modeli yollar yapmanız çok zor. Üstelik yüzlerce yıllık bir imara sahip. On asır öncesinin yolları bugünün ihtiyaçlarına cevap veremiyor ama bunu değiştirmek de neredeyse imkânsız. Boğaziçi ile Fatih Sultan Mehmet köprülerinin arasına 5 köprü daha yapsanız yine sıkışır trafik. Diğer yandan trafikte boşa harcanan saatlerce zaman ve litrelerce yakıt ekonomik bakımdan ciddi bir analiz konusu. Sadece 5 milyon insan, yılın sadece 300 günü, fazladan sadece 1 saat trafikte boşa beklese, bu bir yılda 1.5 milyar saatlik bir kayıp demektir.

Bir kişinin haftada 40 saat çalıştığını varsayalım. 52 haftada 2080 saat eder. Bir kişi için bir yıllık çalışma süresi toplam 2080 saat. 1.5 milyar boşa giden vakti 2080’e böldüğümüzde yaklaşık 720 bin eder. Yani 5 milyon insanın bir yılda trafikte boşa harcadığı vakit 720 bin kişinin bir yıllık mesaisinin toplamına bedel. Bunun bir de yakıt boyutu var. Ortalama 500 bin taşıtın günlük fazladan 1 litre yakıt harcadığında, bunun bir yılda ne kadar zarar doğuracağını siz hesap edin. 

Diğer bir boyut ise trafiğin yarattığı stres ve yorgunluğun insanın üretici kabiliyetlerini köreltmesi![9]

Bir de bunlara İstanbul’da yenilenmesi gereken yüz binlerce bina sorununu ekleyin. (Halkın cebinden “deprem vergisi” adı altında toplanan paralarla yapılanlar devede kulak bile değildir!)

Malum kentsel dönüşüm kavramı, 1999 Marmara depremleri sonrası gündemimize girdi. Her ne kadar kamuoyunda “depreme dayanıklı olmayan yapıların yıkılarak yenilenmesi” olarak algılansa da aslında kentsel dönüşüm kavramı daha geniş bir çalışmayı ifade eder.

Kentsel dönüşüm, hızlı kentselleşmekten kaynaklı plansız ve çarpık yapılaşmanın getirdiği sorunlar, nüfus artışı, kentlerin işlevlerinin ve insanların ihtiyaçlarının değişmesi, mevcut yapı stokunun ihtiyaçları karşılamaya yetmemesi gibi sebeplerle başvurulan yenilenme yöntemlerinin tümünü ifade eder.

Özellikle 1950’lerden itibaren kentlerde oluşturulan sanayi bölgelerinin işçi ihtiyacını karşılamak için teşvik edilen köyden kente yoğun göç nedeniyle ülkemizdeki belli başlı tüm büyük kentlerde plansız, projesiz, çarpık yapılaşma ve gecekondu bölgeleri oluşmuştur. Her seçim döneminde oy kaygılarıyla çıkarılan imar afları ile tamamen önü açılan plansız yapılaşma nedeniyle bugün halkın büyük kısmının ikamet ettiği sorunlu yapı stokumuz oluştu.

Topraklarının yüzde 96’sı, nüfusunun ise yüzde 98’i aktif fay hatları üzerindeki coğrafyamızda kentsel dönüşümün sadece riskli yapıların yıkılarak deprem dayanımlı hâle getirilmesi olarak algılanması oldukça doğal bir sonuçtur.[10]

* * * * *

İstanbul, özellikle son yıllarda, ivmesi giderek artan, hızlı bir dönüşüm içinde. Kent sakinlerinin bire bir deneyimledikleri dönüşüm, her birimizin gündelik yaşamına, kentsel mekânla ilişkisine dokunuyorken; şimdi eskisinden çok daha acil “kent/li hakkı talebini gündemimize taşıyor.

Çünkü kapitalist kentte var olma hakkımız elimizden alınıyor. Kent artık beyaz, bembeyaz ve tüketebilen varlıklı sakinlerle turistlere göre biçimlendiriliyor. Kent planları ve ilgili yasalar kentlilerin talep ve arzularına, ihtiyaçlarına uygun yaşanabilir kentlere yönelik değil, sermayenin çıkarları doğrultusunda biçimleniyor. Meta ve sermaye akışlarına göre düzenlendikçe emekçilerin kent hakkı gasp ediliyor.

Bunun kaldıracı da kentsel dönüşüm oluveriyor. Kentsel dönüşüm kapsamında “riskli” ilan edilen binalar için yıkım ve karar alma süreçleri hızlandırılıyor. Bu süreç de kent hakkı, kent hukukuyla bağdaşmıyor.

Yani coğrafyamızdaki uygulamasıyla “kentsel dönüşüm” zenginleşme ya da sermaye birikiminden başka bir anlam taşımıyor.

Hatırlanır: 2000’li yıllarda “kentsel dönüşüm”ün görünür gerekçesi “kentlerin güzelleştirilmesi”ydi. Güzelliği bozan temel imge de -“çarpık kentleşme”nin örneği- gecekondulardı. İyi de gecekondu mahalleleri hızla yıkılsa da kentler güzelleşti mi? Elbette hayır!

Bu yapılarak sadece yeni rant alanları açıldı ve buna bir de “imar afları” eklendi.

Kent Plancısı Buğra Gökce’nin, “Ülkenin imar barışına değil, yapı stokumuzu güçlendirecek çözüme ihtiyacı var… İmar affı katliama davet belgesidir,”[11] diye betimlediği, 20’nin üzerinde imar affı içerikli yasa çıkarıldı.

12 Eylül darbesiyle birlikte coğrafyamızda neo-liberal politikalar, buna dönük ekonomik programlar devreye sokularak kentler her anlamda güvensiz hâlen getirilmişti. Bu uygulamalar içinde en bilineni ise 1983’de çıkartılan “gecekondu affı”ydı!

Özetle 25 yılda hep aynı hedefler, aynı söylemler tekrarlandı. Hatta sloganlar ve içerikler de hiç değişmedi. Resmi bilgilere göre TOKİ 2003-2023 kesitinde 1 milyon 170 bin konut üretti. Kırsal-kentsel yapılaşmamış alanlar bu amaçla imara açıldı. Her yer beton yığınına döndü.

Peki, sonuç ne oldu?

Yoksul ve öncelikli grupların konut sorunu çözüldü mü?

Şehirler depreme hazır hâlde geldi mi?

Depremin felâkete dönüşmeyeceği duygusunun hâkim olduğu tek bir şehir bile inşa edilebildi mi?

Sahi ne işe ve kime yaradı bütün bu büyük konut projeleri?

* * * * *

İşte birkaç çarpıcı örnek…

i) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sürekli yatay mimari vurgusu yapmasına karşın Katarlılara satılan İstinye Park AVM’ye yeni katlar ekleniyor. İstanbul’da satın aldıkları 90 bin metrekarelik İstinyepark AVM’yi yükseltiyorlar![12]

ii) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ödül verdiği şirket, Antalya’daki lüks otelin çatısına kaçak olarak 44 oda inşa etti. Kaçak inşaata göz yumup işlem yapmadığı belgelenen AKP’li Belediye Başkanı’nın, ilçedeki 668 kaçak yapıya da dokunmadığı ortaya çıktı![13]

iii) Mahkeme ve belediye kararlarına rağmen Sinpaş Kızılbük GYO’nun Marmaris İçmeler’deki inşaatı devam ediyor. Mühürleme ve yıkım kararları uygulanmadı![14]

iv) Kuzu Grup İnşaat Şirketi’nin Yönetim Kurulu Başkanı Gökçen Kuzu’nun oğlu Yusuf Kuzu’nun doğa harikası Riva’da kıyı şeridine havuzlu villa yaptığı ortaya çıktı![15]

v) AKP iktidarı, Hatay ilinin yüzölçümünün en az 6 katı kadar tarım alanını imara açtı![16]

vi) Hatay’da TOKİ için kamulaştırılan tarım arazilerine giren şirketler, ağaçları teker teker söküyor. Gülderen’den Dikmece’ye, Toygarlı’dan Hancağız’a Mağaracık’da yaşayan yurttaşın tapulu arazilerine “TOKİ yapacağız” diyerek izinsiz giriliyor ve ağaçları kesiliyor![17]

vii) Pursaklar Belediyesi, emekli imam Yılmaz Koşar’ın “mağduriyetini gidermek için” arsasının inşaat iznini 5 kattan 21 kata çıkardı![18]

viii) Tuzla’da denize nazır günübirlik tesis alanı imar için askıya çıktı. Plan değişikliği Kanun Hükmünde Kararname ile 20 Temmuz 2017’de Bakanlık tarafından onaylandı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na tepki var: Bakanlığın yaptığı plan tadilatı ile bu alan birilerine rant uğruna peşkeş çekilecektir![19]

ix) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul Beykoz’da 111 bin metrekarelik tarım alanını imara açarak “ticaret alanı” ilan etti. Bin 443 ağaç bulunan parselin 61 bin metrekaresine 2 katı geçmeyecek AVM, otel, çarşı finans kurumu gibi ticari birimler inşa edilebilecek. Söz konusu arazi, daha önce ormana yapılması gündeme gelen 553 adet villa projesinin ortasında bulunuyor![20]

x) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul’un en pahalı semtlerinden Göktürk’teki Kemer Country projesinde yeni villalar yapılmasının önünü açtı. Bakanlıkta askıya çıkan plana göre projenin Demirören Holding golf sahası olarak kullanılan 30 hektarlık özel spor alanında 306 yeni villa yapılacak![21]

xi) Demirören Holding’e ait İstanbul Göktürk Kemer Country’deki golf sahasının Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eliyle imara açılmadan önce Ziraat Bankası’ndan çekilen kredi karşılığı ipotek ettirildiği ortaya çıktı. Buna göre; Demirören golf sahasının bir bölümünü Ziraat Bankası’ndan çektiği 300 milyon dolar ve 1 milyar 118 milyon 330 bin liraya ipotek etti. İpotekten kısa bir süre sonra da golf sahası Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eliyle imara açıldı. Alana 306 villa yapılacak. Buradaki villaların her biri güncel emlak sitelerinde yaklaşık 3 milyon dolara satılıyor![22]

xii) Beykoz Dereseki’deki ormanlık alanın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eliyle imara açılmasının ardından şimdi de ormanlık alanın komşu durumundaki 111 bin metrekarelik tarım arazisi imara açıldı.

Özel ormana 553 villa inşa edecek Kalyon Gayrimenkul yatırım iştiraki ZRS Yapı, projeye ilişkin hazırladığı dosyada bu alanı projeden çıkararak herhangi bir çalışma yapmayacağını taahhüt etmişti.

Beykoz’da 2 milyon 470 bin 186 metrekarelik tarla ve özel orman vasfındaki alana Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan alınan ön izinler doğrultusunda yapılacak 553 villa için “Çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir” kararı verilmişti![23]

xiii) Tarihi yalılarında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na aykırı tadilat yaptırdığı gerekçesiyle yargılanan Rıza Sarraf’ın, yalıların önündeki rıhtımı da denize doğru genişlettiği ortaya çıktı![24]

xiv) Mehmet Cengiz’e ait tarihi Hüseyin Avni Paşa Köşkü’ndeki inşaat sürerken, çevre aktivisti avukat Eren Can’ın sorduğu soruya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü “Orası özel mülk” diye yanıt vermedi![25]

xv) Esenler’deki bin futbol sahası büyüklüğündeki alan rant uğruna betonlaştırılıyor![26]

xvi) “Sur bir kültürel miras. Yedi bin yıllık insanlık tarihi. Kürtlerin, Ermenilerin, Keldanilerin, Süryanîlerin kadim kenti. Bu topraklardaki ortak tarihimizin parçası. Sur’un çevresi bariyerlerle çevrili. Orada yaşayan aileler evlerinden zor kullanılarak çıkarılıyor. 

Sur’dan çığlıklar yükseliyor. İktidar buna kentsel dönüşüm diyor. Ama orada yaşayanlar istemiyor bu dönüşümü. İktidarın “dönüşüm” dediğinin Sur halkındaki karşılığı, evlerine 26 bin TL değer biçilmesi (BBC Türkçe), iş makineleriyle, greyderlerle binlerce yıllık sokaklara hoyratça girip yıkmak demek. Yeni konutlar ile hatıraların, hafızanın paramparça edilmesinin adıdır bugünkü kentsel dönüşüm”![27]

“Kanal İstanbul” gibi daha da fazlası olsa da, burada duruyorum!

* * * * *

“Bir şehir farklı tür insanlardan oluşur, benzer insanlar bir şehir meydana getiremezler,”[28] vurgusunun altını özenle çizip, Frank Lloyd Wright’dan aktaralım: “Ana sanat, mimarlıktır. Kendimize ait bir mimarlığımız yoksa, uygarlığımızın kendine ait bir ruhu da yoktur.”

O hâlde belirtelim: Kentsel dönüşüm mimari bir faaliyet değildir, ranttır, ruhu talan-yıkım-sömürüdür!

Sormadan geçmeyelim: Coğrafyamızda yıkmadan, restore eden bir kentsel dönüşüm örneği mevcut mudur?

Yanıt şu: Resmi Gazete’de yayımlanan değişikliğe göre restorasyon çalışmalarda gerekirse “ustalaşma” şartı aranmayacak. Kararnamenin “Personel istihdamı, çalıştırılması ve özel gelir” başlıklı maddesi esnetildi. Belgesiz kişilerin önünün açılması, yakın dönemde yaşanan restorasyon facialarını yeniden gündeme getirdi.[29]

YAŞANAN FACİALARDAN BAZILARI!
Saraya pencere Bin yıllık geçmişi olduğu değerlendirilen Tekfur Sarayı’na restorasyon sonucu ahşap pencere, alüminyum korkuluklar eklendi.
Camiye cam kaplama İstanbul’da bulunan, sekizgen yapılı ve kubbeli Süheyl Bey Camisi restorasyon sonucu camla kaplandı.
Taş camiye sıva İstanbul Fatih’teki Meslevihane Camisi yığma taştan inşa edilmesine karşın sıva çekilerek beyaza boyandı.
Şifahaneye otomatik kapı Mimar Sinan’ın eseri olan Atik Valide Külliyesi’nin şifahanesi tamamen camla kaplanırken iç bahçesine otomatik kapılar konuldu.
Mozaiklere zarar Dünya’nın ikinci büyük mozaik sergileme alanı yeni Hatay Arkeoloji Müzesi’ndeki mozaikler orijinalliklerini yitirdi.
Çeşme yıkıldı İstanbul’daki Sokullu Mehmed Paşa Çeşmesi’nin bir kısmı restorasyon firması tarafından yıkıldı.
Pirinç Han’a çelik kapı Bursa’daki Pirinç Han’a çelik kapı takıldı.
Kaleye PVC pencere Mersin’deki Mamure Kalesi’nde PVC pencere kullanıldı.
Antik tiyatroya beyaz mermer Aspendos Antik Tiyatrosu’nun restorasyonu sırasında orijinal koyu gri yerine beyaz mermer kullanıldı. Bakanlık, durumu “zamanla eskisi gibi olacak” ifadesiyle savundu.
Güneş saatine badana Üsküdar’daki Abdullah Ağa Camisi’nin minaresindeki 259 yıllık güneş saatine badana yapıldı.
Galata’ya hilti Galata Kulesi’ndeki restorasyon sırasında iki işçinin hilti kullanarak duvarı deldi.
“Şile Kalesi”ne “Sünger Bob” “Şile Kalesi” olarak da bilinen Ocaklı Ada Kalesi, 2015’teki restorasyon sonucu orijinal dokusunu kaybetti. Kale, restorasyondan sonra bir çizgi film karakteri “Sünger Bob”a benzetildi.

Şimdi burada durup soralım: Her mimarlık eğitimi alan kişi, her mimarlık diploması sahibi mimar mıdır?

Coğrafyamızda mimarlık faaliyetlerini yönlendirenlerin acaba kaçı mimardır, kimlerin bu konuda söz söyleme öncelikleri vardır?

Sadece hatırlatmakla yetinelim: Günümüzden yaklaşık iki bin yıl önce Marcus Vitruvius Pollio, “Mimarlık çok değişik öğretilerle süslenip zenginleştiğinden son derece geniş bir öğrenimi içerir; bu yüzden çocukluktan başlayarak bu merdivenleri tırmanmadan, birçok sanat dalı ve fen bilimlerinin bilgisi ile yetişip mimarlığın kutsal alanının yükseklerine erişmeden, kişilerin mimar olduklarını iddia etmeye hakları olmadığı düşüncesindeyim,”[30] demişti! Haksız mı? Elbette değil!

O hâlde kenti ve mimarisini Friedrich Engels’in, “Uygar toplumun özeti devlettir; örnek olarak geçerli her dönemde istisnasız olarak egemen sınıfın devletidir ve her durumda esas olarak ezilen, sömürülen sınıfın baskı altında tutma makinesidir. Uygarlığın diğer bir ayırt edici özelliği de, bir yanda toplam toplumsal işbölümünün temeli olarak kır ve kent karşıtlığının sabitlenmesi, diğer yandaysa mülk sahibinin ölümünden sonrası için de kendi mülkü hakkında tasarrufta bulunabilmesini sağlayan vasiyetnamelerin uygulanmaya konmasıdır,”[31] vurgusundaki sınıfsal eksende ele almak mümkün değildir.

Çünkü yerkürenin tüm kıtalarında devasa ölçekli kentler ve çevresine birikmiş/ yığılmış emekçi mahalleleri, gecekondular varken; kent meselesi, gündelik yaşamımızı, soru(n)larımızı, mücadele(leri)mizi kuşatır.

Yoksulları dış çepere (periferiye) iten, merkezdeki göçmen ve diğer genç yoksulluğunu görünmez kılan burjuva kentleri yoksulluğun simgesiyken; Friedrich Engels’in çalışmalarından başlayıp, Marksist-Leninist teorinin yöntemsel çerçevesiyle zenginleşen birikimi zemininde kent, ancak toplumsal mülkiyet ilişkileri ekseninde kavranabilir. Ama asıl önemlisi bu, mevcudu yalnızca anlamak değil, değiştirebilmek için de tek geçerli zemindir.

V. İ. Lenin’in saptama ve çözümündeki üzere:

Saptama: “Bir yanda bir avuç zengin kan emici var. Onlar fabrikaları ve değirmenleri, araç ve makineleri ellerine geçirmişler, milyonlarca dönüm toprağı ve yığınla parayı özel mülkiyetlerine geçirmişlerdir. Onlar, hükümeti ve orduyu uşakları, yığdıkları servetin sadık bekçi köpekleri durumuna getirmişlerdir. Diğer yanda mülksüzleştirilmiş milyonlar var. Onlar, parababalarına, hizmetlerinde çalışmak için yalvarmak zorundadırlar. Emekleriyle tüm serveti yaratanlar onlardır; yine de bütün yaşamları boyunca bir ekmek kabuğu için mücadele etmek, bir lütufmuşçasına iş için yalvarmak, güçlerini ve sağlıklarını eziyet verici işlerde tüketmek ve köylerde, kulübelerde ya da kentlerde bodrum ve çatı odalarında yoksulluk içinde yaşamak zorundadırlar.”[32]

Çözüm: “Şurası kesindir ki, büyük kentlerde, daha şimdiden, usa uygun bir biçimde kullanılmak koşuluyla, bütün gerçek ‘konut darlığı’nı hemen önlemeye yetecek kadar konut vardır. Tabii bu iş ancak bugünkü mülk sahiplerinin mülksüzleştirilmesiyle, evsiz-barksız, ya da evlerinde balık istifi gibi yaşayan emekçiler tarafından binalarının işgaliyle yapılabilir; ve, proletaryanın siyasal iktidarı elde edeceği andan itibaren kamu yararının gerektirdiği bu önlem, bugün konutlar devlet tarafından ne kadar kolay kamulaştırılıyor ve savaş salmasına (tekalifi harbiye) tabi tutulabiliyorsa, o kadar kolay gerçekleşecektir.”[33]

27 Temmuz 2026 15:47:52, İstanbul.

N O T L A R

[*] Güney Dergisi, No: 118 Ekim Kasım Aralık 2026…

[1] Frederic Bastiat.

[2] Albert Caraco, Kaos’un Kutsal Kitabı, çev: Işık Ergüdün, Versus Kitap, 2008.

[3] Bkz: i) Temel Demirer, “Kapitalist Kent(leşmemiz)in Hâl-i Pür Melali”, Rojnameya Newroz, Mart 2018… https://temeldemirer.blogspot.com/2018/06/kapitalist-kentlesmemizin-hal-i-pur.html ii) Temel Demirer, “Somut Verilerle Kapitalizmin Ekolojik Soru(n)ları: (Küresel) Isınma + Su(suzluk) + Kirlilik + Nükleer + Kent= Türkiye + Yerkürenin Hâli”, 6 Şubat 2008… https://temeldemirer.blogspot.com/2012/04/somut-verilerle-kapitalizmin-ekolojik_10.html iii) Sibel Özbudun- Temel Demirer, “Kent(in) ve Kanal(ın) Soru(n)ları”, Kaldıraç Dergisi, No:237, Nisan 2021… iv) Temel Demirer, “Kent(imiz) ve Çevre(miz): Yaşam(ımız) ile İnsan(lık) Kazanacak”, Rojnameya Newroz, Yıl:8, No:254, 20 Temmuz 2014… v) Temel Demirer, “Zor(unlu) Bir Mesele: Alternatif Devrimci-Halkçı Yerel Yönetim”, Kaldıraç Dergisi, No:213, Nisan 2019… Devrimci Halkçı Yerel Yönetimler Deneyimi: ‘Topraktan Göğe’, Sancı Yay., 2019 içinde yayınlandı…

[4] Henri Lefebvre, Şehir Hakkı, çev: Işık Ergüden, Sel Yay., 2016… Recep Volkan Öner, Henri Lefebvre’in İzinde-Felsefe’den Şehir Hakkına Diyalektik Bir Yolculuk, Ütopya Yay., 2025… Selahattin Yıldırım, Henri Lefebvre ve Kent Hakkı Üstüne, Mevsimler Kitap, 2026.

[5] Yusuf Ekici, “Sermaye Merkezli Kentleşmenin Çıkmazı”, Birgün, 28 Ekim 2025, s.10.

[6] Ayça Ceylan, “Kentlere Akın Var”, Cumhuriyet Pazar, 4 Ağustos 2024, s.2.

[7] Eyüp Muhcu, “Kentsel Dönüşüm Politikaları Nereye Kadar?”, Birgün, 17 Ağustos 2024, s.7.

[8] Doğan Hasol, “Başka İstanbul Yok!”, Cumhuriyet, 5 Nisan 2022, s.2.

[9] Ayşe Sucu, “Nüfus İstanbul!”, Sözcü, 7 Şubat 2022, s.4.

[10] İsmet Doğan, “AKP’nin Kentsel Dönüşümü: Yağma ve Rant”, Evrensel, 13 Mayıs 2023, s.5.

[11] “İmar Affı Katliama Davet Belgesidir”, Birgün, 1 Mayıs 2024, s.3.

[12] Gökhan Kam, “Katarlılar Kat Çıkıyor”, Cumhuriyet, 23 Mayıs 2023, s.14.

[13] İsmail Arı, “Ödül Verdiği Şirket Kaçak Kat Çıkmış!”, Birgün, 24 Kasım 2024, s.24.

[14] Aycan Karadağ, “Yargı Kararlarına Rağmen Durmuyor”, Birgün, 21 Mart 2025, s.14.

[15] Hazal Ocak, “AKP’ye Yakın Şirketin Patronunun Oğlu Riva’da Havuzlu Villa Yaptı”, Cumhuriyet, 30 Mayıs 2020, s.5.

[16] Şehriban Kıraç, “Türkiye Betona Yenildi”, Cumhuriyet, 27 Şubat 2023, s.9.

[17] İlayda Kaya, “Zeytinliklere TOKİ Yağması Sürüyor”, Birgün, 18 Mayıs 2025, s.3.

[18] İsmail Arı, “İmamın İmar Rantı”, Birgün, 30 Nisan 2025, s.3.

[19] “Tuzla’da Denize Bakan Tesis Alanı İmara Açıldı”, Birgün, 24 Temmuz 2017, s.3.

[20] Özlem Güvemli, “İstanbul’da 111 Dönümlük Tarım Alanı İmara Açılıyor: Otel, AVM Yapılacak”, Sözcü, 9 Ocak 2021, s.13.

[21] Hazal Ocak, “Bakanlık Yeşile Kıydı: Golf Sahasına Yüzlerce Villa”, Cumhuriyet, 20 Eylül 2018, s.3.

[22] Hazal Ocak, “Demirören Holding: Önce İpotek Sonra İmar İzni”, Cumhuriyet, 26 Eylül 2018, s.3.

[23] Hazal Ocak, “Tarım Arazisi İmara Açıldı”, Cumhuriyet, 13 Mart 2019, s.16.

[24] Hazal Ocak, “Rıza Sarraf’ın Rıhtımı da Kaçak”, Cumhuriyet, 28 Nisan 2017, s.3.

[25] Hazal Ocak, “Milletin Anasına Küfreden Cengiz, Tarihi Köşke Konmuş”, Cumhuriyet, 5 Mayıs 2017, s.3.

[26] Hazal Ocak, “Bir İhanet Daha”, Cumhuriyet, 29 Ağustos 2019, s.8.

[27] Çiğdem Toker, “AOÇ için Sayıştay’ı Neden Umursamadınız?”, Cumhuriyet, 27 Ağustos 2017, s.9.

[28] Aristoteles, Politika, çev: Mete Tuncay, Remzi Kitapevi, 2010.

[29] Sefa Uyar, “Restorasyon Çalışmalarında Artık Belgesiz Kişiler Çalışabilecek”, Cumhuriyet, 30 Mart 2022, s.9.)

[30] Marcus Vitruvius Pollio, Mimarlık Üzerine On Kitap/ De Architectura Libri Decem, çev: Çiğdem Dürüşken, Afa Yay., 2017.

[31] Friedrich Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1967.

[32] V. İ. Lenin, Devrimci Proletaryanın 1 Mayıs Eylemi, çev: Orhan Aydın, Çağrı Yay., 1975.

[33] V. İ. Lenin, Devlet ve İhtilal, çev: Kenan Somer, Bilim ve Sosyalizm Yay., 1989.

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑