Fransa 2026: “Öğrenci olayları” değil, sınıf savaşımı | Sibel Özbudun – Temel Demirer
“Birkaç kişi için şampanya mı,
yoksa herkes için
su mu içeceğimizi seçmeliyiz. ”[1]
Adına Saliha diyelim. Antep’li. Yıllar, yıllar önce Fransa’ya siyasal sığınmacı olarak gelen kocası Hüseyin’le birlikte sıfırdan başladıkları Paris’te lokantacılık yaparak yaşıyorlar. Aile işletmesi. Dört çocukları var, hepsi de yetişkin yaşlarda. Lokantada çalışıyorlar. Durumları bir zamanlar iyiydi; tanığıyız. Paris’teki lokanta ve oturdukları apartman dairesinin yanında, biriktirdiklerini Antep’te gayrımenkule, Ege kıyı şeridinde yazlık edinmeye ayırabilecek kadar iyi…
Sonra pandemi patlak verdi. Lokanta müşterisi bıçak gibi kesildi. Artan maliyetler, düşen gelirler, katlanan vergiler, her fırsatta kesilen cezalar – satışa çıkartılan, ancak müşterisi çıkmayan, yok pahasına elden çıkartılan, getirisi borçları kapatmaya yetmeyen mülkler.
Bu yıl Türkiye’ye geldiklerinde elde avuçta hiçbir şey kalmamıştı. İlerleyen yaşların, yaşam boyu çalışıp didinmenin getirdiği sağlık sorunları; gurbetçiliğin, el kapılarında geçen yılların getirdiği ailevi sorunların, yaşamında hiçbir şeye hükmedemediğinin bilincine varmanın yol açtığı gerilimler de cabası.
Buluştuğumuzda kuşkusuz ilk sorumuz, Fransa’da boyutu her geçen gün büyüyen isyana dair oldu. Yanıtlarken Saliha’nın gözlerinden ateş fışkırıyordu adeta: “Yaksın yıksınlar elbette. Canımıza okudular yıllardır. Elde avuçta bir şey kalmadı. Nefes alsak vergi, öksürsek ceza…”
Hayır, eşine rağmen, politik bir kişi değil Saliha. Namazını eksik etmeyen, kendini kocasına, evlatlarına adamış, hamarat, çalışkan bir Antep kadını. Eşiyle giriştiğimiz politik sohbetleri “Dur size bir çay koyayım,” ya da “Azıcık daha yuvalama alsana”yla bölen, ama onun dışında lafa pek karışmayan…
Saliha ana akım medyaya göre lüks mağazaların vitrinlerini indiren, otomobilleri ateşe veren, süpermarketleri yağmalayan “vandallar”a destek çıkıyordu. Mülksüzleştirilmiş orta sınıfın geleceksizleştirilmiş proletaryayla bütünleşmesi. Gözünden sakındığı liseli torununun eylemlere katıldığını anlatırken yüzündeki gurur ifadesi, görülmeye değer…
Fransa’da olup bitenleri “öğrenci olayları” ya da “gençlerin isyanı” etiketiyle yaftalamak, çok kestirmeci bir alışkanlık. (‘68 için de öyle yapılmıştı ya…)
Fransa’da işçi sınıfı, emekçiler öğrencisiyle, emeklisiyle neoliberal kapitalizme karşı ayakta… Dilerseniz son on yılda ülkeyi sarsan kitlesel protestolara bir göz atalım:
1. Çalışma yasasına karşı protestolar; Nuit Debout (Gece Nöbeti) (Mart-Haziran 2016): Çalışma yasasında iş güvencesini zayıflatan ve işten çıkarmaları kolaylaştıran reform girişimine karşı işçi ve öğrenci eylemleri, grevler, République (Cumhuriyet) Meydanında gece nöbetleri…
2. Macron’un çalışma reformlarına karşı gösteriler (2017-18): Cumhurbaşkanı Macron’un çalışma yasasını kararnamelerle değiştirme çabalarına karşı işçilerin protesto gösterileri. 2018’de demiryolu işçilerinin grevleri, demiryollarının rekabete açılması girişimini engellemeye yönelikti.
3. Sarı Yelekliler (Kasım 2018-2020): Akaryakıt vergilerine ve artan hayat pahalılığına karşı başlayan hareket, ekonomik eşitsizliklerin protestosuna, vergi adaleti ve siyasal temsil taleplerine doğru evrilecekti. Ülkenin birçok kentine ve kırsal bölgelere yayılan hareket, Macron yönetiminin meşruiyet iddialarına en ciddi meydan okumalardan birini oluşturdu.
4. Emeklilik reformuna karşı gösteriler (Ocak-Haziran 2023): Emeklilik yaşının 62’den 64’e çıkarılması girişimi ülke çapında işçi ve öğrenci eylemlerini tetikledi. İktidarın reformu parlamentoya sunmadan, Anayasa’ya dayanarak yasalaştırmaya kalkışması tepkileri daha da yoğunlaştıracaktı.
5. Nahel Merzouk olayı (Haziran-Temmuz 2023): Cezayir asıllı Nahel Merzouk adlı bir gencin trafikte polisin dur uyarısına uymadığı gerekçesiyle vurularak öldürülmesi, Nanterre kentinde kitlesel protestoları tetikledi. Özellikle göçmen mahallelerinde büyüyen protestolar ve polisin olayları aşırı şiddet kullanarak bastırma girişimi, ırkçılık tartışmalarını alevlendirecekti.
6. Çiftçi protestoları (Ocak-Şubat 2024): Düşük gelirler, üretim maliyetlerindeki hızlı artış, ithal ürünlerin rekabeti, yoğun bürokrasi, kırsalı ayaklandırdı. Çiftçiler traktörlerle otoyolları trafiğe kapattılar, Paris’in girişlerini bloke ettiler.
7. Antifaşist protestolar (Haziran-Temmuz 2024): Faşizan Ulusal Birlik Partisi’nin (Rassemblement National) Avrupa Parlamentosu seçimlerinden zaferle çıkması ve bunun üzerine Cumhurbaşkanı Macron’un parlamentoyu feshederek erken seçim kararını açıklaması üzerine ülkeyi saran protesto gösterileri. Eylemlerin merkezinde aşırı sağın iktidara gelmesini engelleme, göçmen hakları ve demokratik özgürlük talepleri vardı.
8. “Herşeye abluka” (Bloqueons tout) hareketi (Eylül 2025): Bütçe kesintileri, kemer sıkma politikaları ve hayat pahalılığına karşı sosyal adalet taleplerinin öne çıktığı, sendikaların desteklediği protesto hareketi.
9. Liselilerin gösterileriyle başlayıp kısa sürede üniversitelere, işçilere, Sarı Yeleklilere, çiftçilere sirayet eden ve 17 Ekim 2026’da tüm Fransa’da 800.000’in üzerinde protestocuyu sokaklara döken protestolar (Eylül-Ekim 2026)
Kitlesel protestoların frekansının bu denli yüksek olması, sistem açısından bir şeylerin yolunda gitmediğine işarettir. Sonuncudan başlayalım:
Fransa’yı sarsan olayların kıvılcımı, 17 Eylül 2026’da, Paris’in yoksul bir banliyösü olan Créteil’deki Saint Exupery ile Rennes yakınlarındaki Théodore Monod liselerinde çaktı ve birkaç gün içinde yoksul bölgelerden başlayarak tüm ülkedeki orta öğretim kuruluşlarını, ardından üniversiteleri (ve ardından Belçika, Almanya ve Arnavutluk başta olmak üzere bir çok Avrupa ülkesini) sardı.
29 Eylül ve 1 Ekim tarihlerinde öğrenciler çoğu banliyölerde yüzlerce liseyi işgal etti. Eylül sonunda ülke genelindeki 3700 lisenin 1027’si eylemdeydi. İktidar olayların önüne geçebilmek için 400’e yakın liseyi tatil edip uzaktan öğrenime geçse de, artık çok geçti. Liselerde çıkan yangın Ekim başlarında barınma yardımlarının budanması, artan kiralar ve yetersiz beslenme koşulları karşısında öfke dolu üniversiteleri de saracak, ülke çapında 57 üniversite işgal edilecek ya da ablukaya alınacaktı. Hastanelerden limanlara, işçiler de hem emeklilik yaşı üzerinde oynanan oyunlara karşı, hem de öğrencilere destek için sokağa indi.
Sarı Yeleklilerin eylem çağrısında bulunduğu 17 Ekim’le birlikte olaylar “liseli protestoları” olmaktan çoktan çıkmıştı. O gün ülke çapında 800 bin kişi sokaklara döküldü. Göstericilere yönelik orantısız polis şiddeti, sokağın tepkisini şiddetlendirecek, polisin tazyikli su, gaz, plastik mermilerine deneyimli ve hazırlıklı protestocuların karşılık vermesi, gösterilerin sokak savaşlarına dönüşmesine yol açacaktı. Başta Marsilya, Bordeaux, Lyon, Lille ve Limoges olmak üzere pek çok kentte yurttaşlar kamu binalarını kısa süreliğine de olsa işgal etti; Paris’te göstericiler Elysée Sarayı’nı zorladı. Lüks mağazalar, marketler, bankomatlar tahrip edildi… “Tek bir gün içinde, Fransa’nın en büyük üç şehrinin ikisi ve en büyük on şehrin dördü dahil olmak üzere beş ayrı yerde devlet dairelerinin kısa süreyle işgal edilmesi, yağmalanması ya da ateşe verilmesi tam anlamıyla bir ilk”ti…[2]
Peki, neydi liselileri harekete geçiren? Aşırı kalabalık sınıflar, öğretmensizlik, boş geçen dersler, tavanı akan derslikler, yanmayan kaloriferler, çalışmayan klimalar nedeniyle iklim krizinin orta yerinde kışları donan, yazları sıcaklardan, havasızlıktan boğulan öğrenciler… Bunlar yetmiyormuş gibi, 2018’den bu yana yükseköğrenime geçişin öğrencilerin başvurularını mezun oldukları lisenin niteliği, karne notları, öğretmen değerlendirmeleri vb. girdiler üzerinden sınıflandırıp yükseköğrenim kuruluşları arasında dağıtan ve sonuca bağlayan Parcoursup denilen web portalına bağlanmış olması, ve bu sistemle birlikte her yıl sayıları yüz binleri bulan gencin yükseköğrenime erişememesi… (“Bizim fırıncılara, fayansçılara, alçı pancıları ve marangozlara ihtiyacımız var,” diye yanıtlıyor biri, Jean-Luc Melenchon’un Parcoursup’ün bu yıl yüz bin genci yükseköğrenim dışında bırakmakla eleştiren twit’ini.[3]) Evet, Fransa’da eğitim sistemi net hatlarla sınıfsal temelde yarılmıştı: burjuva çocuklarına konforlu özel okullar, ferah derslikler, nitelikli öğretmenler, en iyi üniversitelere yönelten bir geçiş sistemi; (dini inanç ya da inançsızlığı, teninin rengi, etnik aidiyeti ne olursa olsun) emekçilerin çocuklarına sefalet koşulları, işsizlik ya da vasıfsız, gelgeç, kırılgan işlerin yolları…
Öyle ki, özellikle Covid-19 krizi ertesinde yapılan araştırmalar, öğrencilerin akıl sağlığının ciddi biçimde etkilendiğini gösteriyor: 10 öğrenciden biri intihar girişiminde bulunmuş, 18-24 yaş arası gençlerin yüzde 19’u intiharı düşünüyor; 15-19 yaş grubunun yüzde 25’i depresyon semptomları sergiliyor…
Fransa’da kamu okullarına ayrılan bütçe her yıl biraz daha daralmakta: Macron’un göreve geldiği 2017 yılından bu yana öğretmen kadrosunda 10 binin üzerinde kısıtlamaya gidilmiş, önümüzdeki yıl 2588 kadronun daha kapatılması öngörülüyor. Fransız iktisatçı Thomas Piketty 2017-2026 arasında bütçeden öğrenci başına yapılan harcamanın yüzde 20 oranında azaldığını belirtiyor. Mesleği terk eden öğretmenlerin sayısı da her yıl artıyor. Sözleşmeli öğretmen sayısı arttıkça[4] öğretmenlerin konumları daha da kırılganlaşıyor, ücretler aşağı çekiliyor. Öyle ki, 1980’de bir ortaokul öğretmeninin ücreti asgari ücretin iki katıyken, 2026’da öğretmen ücretleri asgari ücretle neredeyse eşitlenmiş: 1.04 katı…[5]
Bu durum, kapitalizmin yeniden yapılandırıldığı neoliberal evrede, eğitim sisteminde de yapısal bir dönüşüme işaret etmekte: okul artık sanayide özgül beceriler geliştirmeye değil, diğer sektörlerin de taleplerine uyum sağlayacak esnek yetiştirilmiş bireyleri biçimlendirmeye yönelmekte. Bu ise, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olan Cumhuriyetçi “eşitlik” tasavvurunu berhava ederken, emekçiler açısından az-çok veya kısmi olarak karşılanabilir, ya da en azından müzakere edilebilir bir talepkârlığın da zeminini de ortadan kaldırıyor. “Bu olanaksızlıklar karşısında taleplerin yerini öfke ve kişinin koşullarını reddetmesi hâli alması”na şaşmalı mı?[6]
Evet, Fransa’da liseliler kelimenin tam anlamıyla kendilerine “bok” gibi davranılmasına (itirazlar arasında kapısı kırık, suyu akmayan, tuvalet kâğıtı ve sabunu olmayan tuvaletler de hatırı sayılır bir yer tutuyor) karşı patladılar. Aslına bakılırsa talepleri çok yalın, çok makul, çok insani: Öğretmen ve yardımcı personel sayısının arttırılmasını, sınıfların küçültülmesini, bakımsız okul binalarının yenilenmesini, uzun okul saatlerinin kısaltılmasını[7]; Eğitime 10 milyar avroluk ek kaynak ayrılmasını, üniversiteye girişte Parcoursub sisteminin kaldırılmasını ve üniversite kontenjanlarının genişletilmesini, üniversite lokantalarındaki bir avroluk öğün uygulamasının tüm öğrencilere yayılmasını istiyorlar…
Gelgelelim bu “yalın, makul, insani” talepler, neoliberal kapitalizmin Avrupa’daki en katışıksız, tavizsiz savunucusu Macron hükümeti ve Fransız burjuvazisinin[8] tüylerini diken diken etmeye yetiyor…
Macron, bir zamanlar Avrupa’nın belki de en “sosyal devlet”i olan bu toplumsal mücadeleler ülkesinin son “sosyal hakları”nı, kamunun son hizmetlerini kökünden söküp atmaya kararlı bir siyasetçi olduğunu gösteriyor göreve geldiğinden bu yana. Cumhurbaşkanlığının ilk yılındaki ilk icraatından biri, zenginlerden alınan “servet vergisi”ni kaldırmak, böylelikle de hazineyi dört milyar dolarlık bir gelirden yoksun bırakmak oldu örneğin… 2017’den bu yana Fransa’da milyarderlerin serveti ikiye katlanırken yoksulluk sınırı altında yaşayanların oranı 2023’te yüzde 15,4’ü bulmuştu: 30 yılın en yüksek oranı…
Zenginlere karşı bu denli hoşgörülü ve bağışlayıcı olan Macron yönetimi, bütçe açığını yoksulların, halkın sırtından kapatma konusunda ise son derece “dirayetli”ydi. Bakanlıklara gönderilen gizli talimatla bütçe açığını kapatabilmek için savunma sanayi dışındaki tüm kamu harcamalarının dondurulması ya da kesilmesi talimatı verecek kertede[9]…
Böylelikle örneğin 2017-2023 arasında kamu hastanelerinde 30 000 yatak eksiltildi; emeklilik yaşını 62’den 64’e yükselten yasa, büyük tepkiyle karşılaşınca parlamentoya sunulmadan, Anayasa hükümlerine dayandırılarak onaylandı. 2024’te hükümet iklim değişikliğinin etkilerine karşı mücadele için ayrılan fonlarda 2 milyar avroluk bir kesintiye gitti. Fransa’nın en sıcak yazını yaşadığı 2026’da ise 1,3 milyar avroluk bir kesinti daha gerçekleştirildi.[10] Eğitim-öğretimden yapılan kesintilerin sonuçları ise, ortada. Ve Fransızların dörtte biri, yeterli beslenememekte…[11]
“Bütçe açığı” dedik; gerçekten de Fransa, 2025 yılında ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının yüzde 5,10’una eşit bir bütçe açığı kaydetti.[12] Bu AB ülkeleri için kabul edilebilir eşik sayılan yüzde 3’ün çok üzerinde ve büyük ölçüde, GSYİH’nın yüzde 119’una tekabül eden ve 3,5 trilyon avroyu aşan devlet borçlarından kaynaklanıyor.
Peki neden durmaksızın borçlanıyor Fransa? Dizginlerinden boşanmış borçlanmanın gerisinde, plütokratların siyasal (yoksa militarist mi demeli) tercihleri yatıyor: öncelikle AB ülkelerinin Rusya’yı etkisizleştirmek için Ukrayna’yı desteklemelerinin maliyeti… Bu maliyetin önemli bir veçhesi, ABD’nin AB ülkelerine dayattığı Rusya yaptırımları. Bu yaptırımlar sonucu olarak, Avrupa ülkelerinin Rusya’dan savaş öncesinde yüzde 30’u bulan petrol ithalatı, bugün yüzde 1’lere düşmüş durumda. AB ülkeleri petrol gereksinimlerinin büyük bölümünü ABD’den karşılamak durumunda kalırken, maliyetler de kuşkusuz zirve yapmış durumda. “ABD petrol ve doğalgazı Rusya’nınkinden en az yüzde 30 daha pahalı ve bütün bir Avrupa ve Fransa şu an bu siyasi tercihin bedelini ödüyor.”[13]
Sorun yalnızca enerji maliyetlerinden ibaret değil, üstelik… Emperyalist kapitalizmin bir bütün olarak, Rosa Luxemburg’dan mülhem, “militarist sermaye birikimi” olarak adlandırabileceğimiz bir modele yöneldiği söylenebilir. ABD’nin NATO üyesi devletlerin askeri harcamalarının GSYİH içindeki payını yüzde 5’e çıkarmaları yönündeki dayatması, bu “model”in alamet-i farikası. Fransa elbette bu “trend”in dışında değil; 2021 yılında 39 milyar avro olan savunma bütçesini 2026 yılı için 68 milyar avroya çıkardı. Üstelik Ukrayna’ya taahhüt ettiği 58 milyar avroluk askeri yardım bu toplama dahil değil! [14] ABD/İsrail-İran savaşı, Yemen savaşı ve sıradaki savaşların maliyetleri de cabası.
Sermaye birikimi militarizasyonun faturasını burjuvazi, Fransa’da da halkın, emekçilerin önüne koymuş durumda: kamunun sosyal harcamalarından kısıntılar, eğitim ve sağlık bütçelerinin tırpanlanması, sosyal güvenlik harcamalarının azaltılması, emeklilik yaşının ileriye çekilmesi…
Şu hâlde bugün Fransa’daki olayları (aslına bakarsanız son aylarda, son yıllarda farklı coğrafyalardan yükselen protesto hareketlerinden hiç birini) salt “gençlik/öğrenci hareketi,” hatta “sosyal hareket” olarak tanımlamak doğru değil: hele ki “Vandalizm” olarak nitelemek, hiç… Fransa’da lise öğrencisinden emeklisine, moto kuryeden konumunu hızla yitiren küçük esnafa, itfaiyeciden fabrika işçisine, kaçak göçmen işçiden beyaz yakalıya, yoksul banliyölerden kentlerin merkezine, çiftçilerden ev kadınlarına, emekçi sınıf(lar)la, yani geçimini sağlamak için çalışmak zorunda olanlarla onların ürettiği artı değere konan asalak oligarklar arasındaki amansız sınıf çatışmasının bir enstantanesi, Ekim 2026… Çünkü bugün çatısı akan tıklım tıklım sınıflarda ders dinleyip, ne kadar çalışkan olursa olsun, “fırıncı, fayansçı, alçıpancı” olmaktan (o da iş bulacak kadar şanslıysa!) öteye geçemeyeceğini bilen liseli, emeklilik yaşının 64’e çıkmasına karşı direnen eklemleri iltihaplı tornacının torunudur. Genç kız ya da delikanlı öğretmensizlikten boş geçen derslerin ardından aç midesini bisküviyle bastırmaya çalışırken anne-baba asgari ücretle ayın sonunu nasıl getireceklerini kara kara düşünmekte, dede hastane kapılarından “yatak yok” diye yüzgeri edilmektedir. Yani sorunlar “kuşaksal” değil, “sınıfsal”dır…
Servetlerini her yıl katlayan oligarklar ve onların aparatı olan hükümet, bunun gayet iyi farkında. Polisin gösterilerin başladığı günden itibaren liselilerin üzerine emsalsiz, orantısız bir şiddetle saldırtılmasının, kırılan çene kemiklerinin, kopan ellerin, iki gün önce yasaklanan bombaların kullanımının iki gün sonra serbest bırakılmasının[15] nedeni tam da bu. 17 Ekim gösterileri için Marsilya’da devreye sokulan makineli tüfek donanımlı askeri araçların, Paris sokaklarına salınan özel timlerin, mağazalara Molotof kokteyli atarken, dükkânları yağmalarken kameralara yakalanan yüzü maskeli polislerin de… “Büyük eylemlilik günü” ilan edilen 24 Ekim 2026 için ilan edilen yasaklar da oligarkların “sınıf bilinci ve sınıf tavrı”nın tanığı. Ne mi bu yasaklar?
“-Paris’te sendikalara izin verilen alanlar hariç gösteri/ yürüyüş yasağı. Sokaklarda çöp konteynırı bulundurma yasağı. Akşam 23, sabah 6 arası belirli meydanlarda sokağa çıkma yasağı;
-Marsilya’da şehrin tümünde gösteri yasağı ve toplu ulaşımın tamamen durdurulması, gece 11’den sonra sokağa çıkma yasağı;
-Montpellier’de 18 yaşın altındakilerin refakatsiz sokağa çıkma yasağı, tüm şehirde gösteri ve toplu ulaşım yasağı;
-Le Havre, Le Mans, Toulon, St. Etienne gibi görece büyük şehirlerde tüm gösteriler ve yürüyüşlere yasak, yüz koruyucu-tıbbi maske gibi bazı eşyaların taşınmasının yasaklanması…”
Ve “olası yeni yasaklar: şehirlerin tamamında sokağa çıkma yasağı, OHAL, sosyal medya yasağı, yağmacıların bazı vatandaşlık haklarının ellerinden alınması (oy verme vb.)”[16]
Ama yalnız oligarklar değil… İşçisiyle, esnafıyla, emeklisiyle, Sarı Yeleklisiyle, göçmeniyle yüz binlerle sokaklara dökülen Fransa emekçileri de bunun bir sınıf savaşımı olduğunun bilincinde. Bu nedenledir ki işçi sendikaları, öğretmen, memur sendikaları, veli dernekleri, meslek örgütleri ilk günden itibaren öğrencilerin taleplerini sahiplenip, onlarla birlikte barikatlara çıktı. Bu nedenledir ki liselerde başlayan hareket, kısa sürede tüm emekçi kesimlerine yayıldı. Bu nedenledir ki Fransa bir ayı aşkın süredir ayakta… Bu nedenledir ki bugün bir ülkede başlayan direniş(ler), bir salgın gibi kısa sürede yeryüzünün pek çok köşesine yayılıyor: Belçika, İspanya, Almanya, Yunanistan, Arnavutluk, Sırbistan, Hindistan…
Ve bu nedenledir ki dünyanın dört bucağında protestocular, Filistin kefiyeleriyle, Filistin bayraklarıyla süslüyorlar direnişlerini… Küresel sınıf savaşımının yüreğinde olduklarının bilinciyle…
23 Ekim 2026 20:37:06, Muğla.
N O T L A R
[*] Kaldıraç Dergisi, No:304, Kasım 2026…
[1] Thomas Sankara
[2] “Fransa’da Gençliğin İsyanı Örgütlü İşçi Sınıfıyla Buluşuyor”, Gerçek, 17 Ekim 2026, https://gercekgazetesi1.net/uluslararasi/fransada-gencligin-isyani-orgutlu-isci-sinifiyla-bulusuyor
[3] https://x.com/JLMelenchon/status/2109302171539816782
[4] 2015-2022 yılları arasında kadrolu öğretmen sayısı yüzde 2,5 azalırken, sözleşmeli öğretmen sayısı yüzde 12.5 oranında artış kaydetti. (Gülhan Dildar, “Fransa’da Liseliler İsyanda!” 5 Ekim 2026, https://gelecekbizim.net/fransada-liseliler-isyanda/)
[5] Rositsa Kratunkova, “The Protests in France: ‘Those Who Sow Misery Reap Anger’”, https://www.redthreads.media/p/the-protests-in-france-those-who
[6] “Reflections on the Ongoing High School Movement”, https://www.endnotes.org.uk/palabre/leaving-the-contemporary-era
[7] Sabahın sekizinde başlayıp akşamın altısında sona eren ders saatleriyle Fransa, uzun ders süresi açısından OECD şampiyonu…
[8] Fransa’da 51 dolar milyarderinin toplam serveti 624.800 milyon USD’yi buluyor. Bu tutar, ülkenin 2025 yılında 3366.32 milyar dolar olan GSYH’sının yaklaşık beşte biri…
[9] Gülhan Dildar, “Fransa’da Liseliler İsyanda!” 5 Ekim 2026, https://gelecekbizim.net/fransada-liseliler-isyanda/
[10] Rositsa Kratunkova, “The Protests in France: ‘Those Who Sow Misery Reap Anger’”, https://www.redthreads.media/p/the-protests-in-france-those-who
[11] Frédéric Lordon, “The French Uprising”, 30 Mart 2023, https://newleftreview.org/sidecar/posts/the-french-uprising
[12] https://tr.tradingeconomics.com/france/government-budget
[13] Fatih Yaşlı, “Dünyanın Krizi, Fransa’nın Krizi, Büyük İnsanlık”, 14 Ekim 2026, https://haber.sol.org.tr/yazarlar/fatih-yasli/dunyanin-krizi-fransanin-krizi-buyuk-insanlik-414937
[14] Bkz. Yaşlı, q.y.
[15] “Fransa hükümeti, polislerin şok bombası kullanma yasağını kaldırdı”, Birgün, 16.10.2026, https://www.birgun.net/haber/fransa-hukumeti-polislerin-sok-bombasi-kullanma-yasagini-kaldirdi-740702
[16] orkun e. @orkunpomme, 23 Ekim 2026… https://x.com/orkunpomme/status/2113547730094100637?s=43

























































