İnsan(lık)ın “yabancılaşma”sına dair (Cengiz Gündoğdu’nun izinde bir yaklaşım) | Sibel Özbudun – Temel Demirer
“Ölemeyecek kadar canlı ve
yaşayamayacak kadar ölüyüz.”[1]
Arttığı “iddia” edilen bilgi(sizlik) ile azalan anlam dünyasında felsefeye her zamankinden de çok muhtaç olduğumuzun altını ısrarla çizenlerin başında gelirdi Cengiz Gündoğdu Hoca(mız); “En sonunda insanın ayrılmaz parçası olan her şeyin alışveriş ve pazarlık konusu olduğu zaman gelip çattı. Bu, o zamana kadar el değiştiren, fakat ticaret konusu olmayan erdem, duygu, kanaat, bilgi ve bilinç gibi şeylerin de ticaret konusu olduğu bir zamandır…” diye Karl Marx’ın hatırlattığı üzere.
Onun için sadece mücadele edilerek hayata geçirilen felsefi düşünceler değerliydi.
O, felsefeye bile düşman insan(lık)ın, başkasına dost olması umuduyla, “Yapılacak en iyi şeyin ne olduğunu gerçekten bilen insan, iyiden başkasını yapmazdı ve tüm yanlış eylemler cehaletin ürünüydü,”[2] diyen bir aydınlanma militanıydı.
Onun için felsefe yapmanın koşullarından biri soruyu dile getirme cesareti; ikincisi ise, herkesçe doğal kabul edilen şeylere soru(n) muamelesi yapma cüreti, itirazıydı.
“Uğraşların zahmetlerinden kaçınırsan, umursamazlığın felaketleriyle karşılaşacaksın,”[3] düsturunu benimseyen O, Plekhanov’umuz idi; V. İ. Lenin’in, “Plekhanov’un felsefe üzerine yazdığı her şeyi incelemeden -ve gerçekten incelemeden- bilinçli, gerçek bir komünist olunamaz; çünkü bu eserler tüm uluslararası Marksist literatürün en iyisidir,” tanımındaki üzere.
Felsefeci olmak isteyen herkese, saçmalılıklardan korkmamayı, karşı çıkmayı, itiraz etmeyi va’zeden O, “Felsefede komünist olmak, Marksist-Leninist felsefenin militanı ve işçisi olmaktır. Bu kolay değildir”;[4] “Marksist diyalektik materyalizm felsefesinin iki belirgin özelliği vardır. Bunlardan biri sınıfsal niteliğidir: Diyalektik materyalizm, proletaryanın hizmetinde olduğunu açıkça ilan eder”;[5] “Dünyanın birliği, felsefe ve doğal bilimlerin uzun ve çileli gelişmesinin de kanıtladığı gibi, onun var oluşunda değil, maddiliğindedir,”[6] diyenlerin cenahındaydı.
Felsefenin ilkeler ya da ilk nedenler olması ile “peri masalları”nın zıddı olduğunu anlatır ve onun, insanın kendini aptallaştırmasına izin vermemek için olduğuna dikkat çekip Platon’la birlikte seslenirdi: “Cehaletin bataklığından ancak felsefe ile çıkılır; çünkü felsefe, ruhu karanlıktan hakikâtin ışığına taşır.”[7]
“Felsefe Devlete ya da Kilise’ye hizmet etmez, onların başka kaygıları vardır. Hiçbir yerleşik güce hizmet etmez. Felsefenin kullanımı hüzünlendirmektir. Kimseyi hüzünlendirmeyen, kimseyi rahatsız etmeyen bir felsefe, felsefe değildir.”[8]
“Tüm insanlar doğaları gereği bilmeyi arzularlar… O halde filozof olmayan insan var mıdır? O halde felsefe dünyadaki her şeyden daha gerekli hale gelmez mi?”[9]
Evet, Louis Althusser’in, “Felsefe halkın teori alanındaki sınıf mücadelesini temsil eder,” dediği şeydi felsefe Onun için…
Çok şeyi; insan olmak ve kalmayı, dik durmak ve diklenmeyi ondan öğrendik.
* * * * *
Thukydides’in, “Güçlüler istediklerini yaparlar; zayıflar katlanmak zorunda olduklarını çekerler”; Theodor W. Adorno’nun, “Gerçeğin yalan, yalanın da gerçek gibi göründüğü bir dönemeçteyiz şimdi,” diye betimledikleri bir cehennemde yaşıyoruz. Bir şeylerin değişmesi için bu zulmün bitmesi gerekiyor ki, daha güzel şey başlayabilsin…
Buna şiddetle muhtacız. Çünkü Nâzım Hikmet’in, “İnsandan çok eşyaya benziyorlardı”; Edip Cansever’in, “Bu düzen size insanlığınızı unutturacak,” diye tarif ettiği kapitalist yabancılaşma karanlığında ‘The Lancet’in araştırmasına göre, dünya genelinde ruh sağlığı bozukluğu yaşayan kişi sayısı 1990’daki 599 milyondan 2023’te 1.17 milyara yükseldi… 12 ruhsal bozukluktan anksiyete bozuklukları ve majör depresif bozukluklar en yaygın olanları… Ruhsal bozuklukların 15-19 yaş arası gençler arasında zirveye ulaşmış durumda.[10]
Lee Kuan Yew’in, “Hayat sadece yemek, içmek, televizyon ve sinema değildir,” notunu düştüğü bu kapitalist yıkım tablosunda insan(lık) yok.
Bunun nedeni insan(lar)ı eşitsiz kılan sömürü sistemi.
Tiranlık insan(lık)ın gelişiminin ayak bağıyken; insan(lık) soru(n)lara meydan okuyarak tarihini yapar. Ve insan(lar) dünyadan göçüp gitse de, yaptığı iyi şeyler kalır.
Çözüm özgürleştirici insan(lar)ın kolektif müdahalesinden geçer. Unutulmalı: Özgür insan(lık) olduğundan çok daha fazlasıdır; ve zamanın uzun akışında bu konuda bir çok örnek vardır.
Bu kolektif müdahale zorunludur. Çünkü sınıflı-sömürücü zorbalıkla insan olmaktan kaynaklanan haklar dahi insan(lık)dan uzaklaşalı çok oldu.
Sömürücü sistemde çoğu insan 20’li yaşlarında “ölür”, ancak 80’li yaşlarında gömülürken; insan(lık)ın boynuna ip geçiren kapitalizm koşullarında ona sağlığını sormak abesle iştigaldir!
Evet, insan(lar)ın çoğu, yaşanmamış bir hayattan ölüyorsa da; “Anne bak kral çıplak,” diye haykıran çocuk(luk), insan(lık) için umut ve vaattir. Çünkü insan(lık) sadece olduğu değil, olabileceğidir de…
“Nasıl” mı?
Sadece aklının zincirlerini parçalayanlar gerçek insan(lar)dır; bu nedenledir ki insan(lık)ın umudu asla yok olmaz. Beyni ve yüreği olan insan(lar) yaşayanlardır.
İnsan(lık)ı biçimlendiren dinamiklerden biri de iradesidir; unutulmasın ki yaratıcı insan “Benim/ Biziz” diyen insan(lar)dır.
Tam da bunun için Karl Marx’ın, “Metalar dünyası büyüdükçe insanlar dünyası küçülür”… “Lanetlenmeyi göze almayan bir insan hiçbir şey yapamaz”…
Che Guevara’nın, “İnsanlar her gün saçını düzeltiyor da, kendini neden düzeltmiyor?”…
Albert Camus’nün, “İnsanı savunuyorum, çünkü düştüğünü gördüm”…
Viktor Frankl’in, “İnsan, onurunu bir toplama kampında bile koruyabilir”…
Paul Valéry’nin, “İnsan, kendisini yalnızca seçtiği şeylerle değil, reddettiği şeylerle de kurar”…
Sokrates’in, “Dürüst bir insan daima çocuk kalır”…
Nikos Kazantzakis’in, “İnsan uçurumun kenarına varmadan kanatlanmaz”… “Gerçek insan, insanı aşmış olandır”…
Elbert Hubbard’ın, “Sıra dışı bir insanın yapabileceği işi hiçbir makine yapamaz,” sözleri unutulmamalı…
Çünkü kapitalizmde imrenilecek çok az insan vardır. İnsan olmak, çok büyük şeydir. Ve de dünyada çok şey kolay da, insan olmak çok zordur.
Böylesi bir tabloda yaşamın bizlere sunduğu en büyük olanak insan olmaktır.
“Neden” mi?
İnsan(lık) XXI. yüzyılın ilk çeyreğinde tarihin en zor dönüşümünü yaşıyorken; hâla insan kalabilmiş hangi aklı başında biri bu dünyada “yaşar”(?) da delirmez ki?
Görülmeli; ücretli kölelik sistemi insan(lık)ı öldürüyor. Yaşadığımız, Ahmed Arif’in, “Çiçek gibi insanların kalbini kırdınız,/ Bahçeleriniz bahar görmesin,” dizeleriyle betimlediği, hal-i hazırdaki can çekişmenin tanığı süreç!
Yani Claude Lévi Strauss’un, “Dünya insansız başladı ve insansız son bulacak,” saptaması!
Federico García Lorca’nın, “Özgür olmayan insan nedir?” sorusu!
İmam Gazali’nin, “Ahir zaman insanları görünüşte dost, hakikâtte düşmandırlar,” betimlemesiyle müsemma bir tablo!
* * * * *
Bunun adı, kapitalist çürüme ve çöküşün ürünü olarak, Epikür’ün, “Mühür balmumunda nasıl iz bırakırsa, eşya da insanda öyle iz bırakır,” tarifindeki yabancılaşmadır!
“Felsefenin görevi (…) kutsal olmayan biçimlerdeki kendine yabancılaşmayı açığa vurmaktır. Böylece, göğün eleştirisi yeryüzünün eleştirisine, dinin eleştirisi hukukun eleştirisine ve teolojinin eleştirisi siyasetin eleştirisine dönüşür,” diyen Karl Marx, “İnsan, ne üretirse ona yabancılaşır,” tanımına şunları da ekler:
“Komünizm, insanın kendine yabancılaşmasının olumlu olarak ortadan kaldırılmasıdır; insan özünün insan tarafından ve insan için gerçek anlamda sahiplenilmesidir. Bu nedenle komünizm, insanın toplumsal, yani insani bir varlık olarak kendisine tam ve bilinçli dönüşüdür.”[11]
İlaveten konuya ilişkin olarak yine Karl Marx “Yabancılaşmanın tamamı ile para sistemi arasındaki bağlantı” notuna şu satırlarla devam eder:
“Eğer para beni insan yaşamına bağlayan, toplumu bana bağlayan, beni doğaya ve insana bağlayan bağ ise, para tüm bağların bağı değil midir? Tüm bağları çözemez ve yeniden kuramaz mı? Bu nedenle aynı zamanda evrensel ayrıştırma aracı değil midir?”
“İşçi hayatını nesneye adar; ama artık hayatı kendisine değil, nesneye aittir. Dolayısıyla, bu faaliyet ne kadar büyük olursa, işçinin nesne eksikliği de o kadar artar. Emek ürünü ne olursa olsun, kendisi değildir. Bu nedenle, bu ürün ne kadar büyük olursa, kendisi de o kadar azalır.”
“İşçinin ürettiği ürünle yabancılaşması, emeğinin sadece bir nesneye, dışsal bir varlığa dönüşmesi anlamına gelmez; aynı zamanda onun dışında, bağımsız olarak, ona yabancı bir şey olarak var olması ve kendi başına, onunla karşı karşıya gelen bir güç hâline gelmesi anlamına da gelir. Bu, onun nesneye bahşettiği yaşamın, ona düşmanca ve yabancı bir şey olarak göründüğü anlamına gelir.”
“Bedenimi satışa sunarak para elde edersem ekonomik yasalara uymuş olur muyum?
-O zaman politik ekonomist bana cevap verir: Sen benim yasalarımı çiğnemiyorsun; ama bak bakalım Kuzen Etik ve Kuzen Din bu konuda ne diyecek. Benim ekonomi politik etiğimin ve dinimin seni suçlayacak hiçbir şeyi yok, ama
-Ama şimdi kime inanacağım, ekonomi politiğe mi, etiğe mi?
-Ekonomi politiğin etiği kazanma, çalışma, tasarruf, itidaldir – ama ekonomi politik benim ihtiyaçlarımı karşılamayı vaat ediyor… Her alanın bana farklı ve zıt bir kıstas uygulaması yabancılaşmanın doğasından kaynaklanır – etik biri, ekonomi politik bir diğeri; çünkü her biri insanın belirli bir yabancılaşmasıdır ve dikkati yabancılaşmış temel faaliyetin belirli bir alanına odaklar ve her biri diğeriyle yabancılaşmış bir ilişki içinde durur.” [12]
Özetin özeti: Yabancılaşma, hepimize düşünmekten, acımaktan ve insan olmaktan korkulmasını enjekte ederken; onun bizlere dayattığı hâl kendi dünyasına çekilen insan(lık)ın otizmini andırır.
Açık açık ifade edilmelidir: İnsan(lar)ın “kader” dedikleri şey, kendi aptallıklarıdır.
Sadece fiyatı bilip, değerden habersiz insan(lar)ın devletçe sürüleştirildiği tabloda onlardan akıllı olmalarını bekleyemezsiniz.
İktidar, tüm insanlara cebirle öğretirken (çünkü iktidar “öğretmekle” yükümlüdür!); kapitalizm de insan(lık) kendi içindeki çocuğu katletmekle meşguldür.
Tam da burada kapitalistlerin zulmünden çok, ezilenlerin sessizliği korkutur insanı!
Ancak bu böyle olsa da gerçekler, görmezden gelinse de var olmaktan vazgeçmezler, vardırlar.
“O hâlde ne yapmalı mı”?
Karl Marx’ın, “İnsan kalmanın tek yolu, insanlık dışı bu sisteme karşı savaşmaktır” ve José Saramago’nun “Kimse kendisine acımamalıdır. İnsana saygının ilk koşulu budur,” uyarılarını Cengiz Gündoğdu’nun yol göstericiliğiyle kavrayıp, “11. Tez” ile hayata geçirmelidir.
Öyleyse satırlarımızı Cengiz Hoca(mız) ile arasında müthiş paralellikler olan José Saramago’nun satırlarıyla noktalayalım:
“İnsanlar gözlerini kaybettiklerinde değil, vicdanlarını kaybettiklerinde körleşir. Körlüğün en tehlikeli biçimi, ‘görmek istememektir’. Bu körlük, toplumları felâkete sürükler; çünkü görmeyen gözden çok, duymayan vicdan felâkettir.”[13]
“İnsanın gerçek doğum yeri, onun kendisine ilk kez aklıyla baktığı yerdir.”[14]
25 Ağustos 2026 16:39:41, Muğla.
N O T L A R
[*] İnsancıl Dergisi, No: 435, Ekim 2026…
[1] Byung-Chul Han, Palyatif Toplum: Günümüzde Acı, çev:Haluk Barışcan, Metis Yay., 2022.
[2] Sokrates, Anthony Kenny, Antik Felsefe, Cilt:1, çev: Serdar Uslu, Küre Yay., 2022.
[3] Antisthenes, Kinik Felsefe Fragmanları, çev: C. Cengiz Çevik, İş Bankası Kültür Yay., 2020.
[4] Louis Althusser, “Devrim Silahı Olarak Felsefe”… https://www.marxists.org/reference/archive/althusser/1968/philosophy-as-weapon.htm
[5] Mao Zedung, “Pratik Üzerine, 1937”… http://anadolusanat.org/kc/mao/pratik.html
[6] V. İ. Lenin, Karl Marx ve Marksizm Üzerine, çev: Mazlum Beyhan, Yordam Kitap, 2013.
[7] Platon, Devlet, çev: Sabahattin Eyüboğlu & M. Ali Cimcoz, İş Bankası Yay., 1999.
[8] Gilles Deleuze, Nietzsche ve Felsefe, çev: Ferhat Yalçın, Norgunk Yay., 2016.
[9] Michel Foucault, Bilme İstenci Üzerine Dersler: Collége de France Dersleri (1970-1971), çev: Kerem Eksen, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay., 2020.
[10] Updated trends in the global prevalence and burden of mental disorders, 1990-2023: a systematic analysis for the Global Burden of Disease Study 2023, The Lancet, 23 Mayıs 2026.
[11] Karl Marx, 1844 El Yazmaları: Ekonomi Politik ve Felsefe, çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1993.
[12] Karl Marx, 1844 El Yazmaları: Ekonomi Politik ve Felsefe, çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1993.
[13] José Saramago, Körlük, çev: Işık Ergüden, Kırmızı Kedi Yay., 2022.
[14] José Saramago, Ressamın Elkitabı, çev: Şemsa Yeğin, Can Yay., 2001.























































