Makaleler

Published on Ekim 30th, 2026

0

65. yılında göçmenlik ve emeğin katmerli sömürüsü | Ali Çarman


Türkiye ile Almanya arasında imzalanan İş Gücü Anlaşması’nın 65. yılında, göçmen işçilerin ekonomik ve toplumsal yaşama katkıları kadar, karşı karşıya kaldıkları ayrımcılık, ırkçılık ve katmerli sömürü de gündemdeki yerini koruyor. Aradan geçen 65 yıla rağmen göçmenler hâlâ ekonomik ve politik sorunların sorumlusu olarak gösterilirken, eşit haklar ve ortak sınıf mücadelesinin önemi devam ediyor.

Almanya, 1955’te İtalya, 1960’ta İspanya ve Yunanistan ile iş gücü anlaşmaları yapmış, getirilen işçiler ihtiyacı karşılamayınca gözler bu defa ucuz iş gücü cenneti olarak bilinen Türkiye üzerinde yoğunlaşmıştı. Bu yıl, Almanya ile Türkiye arasında İş Gücü Anlaşması’nın imzalanmasının 65. yılı. Az buz değil, sorunlar ve güzelliklerle dolu koca 65 yıl. Göçmen işçiler ve emekçiler açısından bunca yıl geçmiş olmasına rağmen ne yazık ki göçmenler, özellikle her seçim döneminde ve genel olarak ekonomik ve politik sorunların sorumlusu olarak gösterilmekte.

Her göç sürecinin bir başlangıcı, zorlukları, belirsizlikleri ve gelişim aşamaları var. Alman toplumunun ayrılmaz bir parçası olarak görülmesi ve dil öğrenmelerine olanak sunulması gereken göçmenler, sürekli ayrımcı ve dışlayıcı politikalarla karşı karşıya bırakılarak aslında “uyum” sürecinden uzaklaştırıldılar. Birinci kuşak işçiler, üzerlerine düşeni Alman işçilerle birlikte fazlasıyla yerine getirdiler. Bunun için günümüzde medyada boy gösterenler, göçmenlikten söz edildiğinde “Ben de işçi çocuğuyum” demekte. İşçilik bu noktada bir gurur kaynağı olarak vurgulanmakta ki bu da hayatın ve yaratıcılığın güzelliği olsa gerek.

Artmaya devam eden ırkçılık tehlikesi

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, 23 Mayıs 1949’da kuruluşu ilan edilen Federal Almanya Cumhuriyeti’nde ırkçılık, ırkçı saldırılar ve cinayetler zaman zaman azalsa da hiç bitmedi. Ancak kimi dönemlerde ırkçı söylemler daha açık biçimde dile getirildi.

17 Haziran 1981’de ilan edilen ve 15 akademisyenin imzaladığı Heidelberg Açıklaması ile “Yabancılar dışarı!” söylemleri birer dönüm noktası oldu. 26 Aralık 1985’te Ramazan Avcı’nın katledilmesi, 1992 Mölln ve 1993 Solingen saldırıları, ardından NSU cinayetleri ve Hanau katliamı hafızalara kazındı. Yapılan bir araştırmaya göre bugüne değin 300’den fazla kişi ırkçı cinayetlere kurban gitti.

Sendikalar, göçmenler ve sınıf mücadelesi

Alman Sendikalar Birliği (DGB), 1955 yılında Federal Hükümet ile görüşerek yabancı (göçmen) işçilerin toplu iş sözleşmeleri, iş hukuku ve sosyal hukuk açısından Alman işçilerle eşit haklara sahip olmalarını sağladı. İşçi sınıfının mücadelesinde din, dil ve ırk ayrımı yapmaksızın birlikte hareket edilmesini sağlamak, sendikaların öncelikli görevleri arasındadır. Nitekim bunun gerçekleştiği her grev, her eylem başarıyla sonuçlanmıştır.

Bir yanıyla demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin, barışın bekçisi olan sendikalar, göçmenler konusunda önemli gelişmelere imza attılar. Bunda göçmen işçilerin kararlı bir şekilde eylemlere katılmasının rolü az olmadı.

Günümüzde sendikaların bütün yönetim kademelerinde göçmenleri görmek mümkün. Aynı şekilde Sindelfingen’deki Mercedes ve Porsche gibi dev fabrikaların işyeri işçi temsilciliği başkanları da Türkiyeli.

Almanya’da doğan kuşaklar

Mevcut politikalar, ilk gelenleri “Gastarbeiter – Misafir İşçi” olarak tanımlayarak sürekli ayrımcılığa tabi tuttu. Gel gör ki hayat, dayatılan bütün zorluk ve engelleri aşarak tüm hesapları altüst etti. Almanya’da doğmuş, Almancayı ana dili gibi konuşan, hayatın bütün alanlarında emeğiyle ve çabasıyla kendini gösteren genç nesiller var. Üçüncü kuşak olarak adlandırılan bu gençlere “göçmen kökenli” demek ne kadar doğru olur acaba!

Gündelik hayatta ve birçok alanda dışlanma, eskisi kadar olmasa da devam ediyor. Buna rağmen burada doğmuş, burada kişiliğini ve kimliğini şekillendirmeye çalışan gençler, kendi geleceklerinin Alman gençliğinin geleceğiyle ortak olduğunu görmeye başlamış durumda. Bunu da her fırsatta sosyal bilimlerle uğraşanlara pratikte hatırlatıyorlar.

Almanya’da Türkiyeli nüfus 3 milyondan biraz fazladır. Göçmen topluluklar arasında en büyük grubu oluşturan Türkiyeliler, emekleri ve başarılarıyla sık sık gündeme gelmekteler.

Sonuç itibarıyla ilk gelenler bizlere inanılmaz deneyimler, tecrübeler ve birikimler bıraktılar. Onların yaşadıklarına bugünün kuşakları katlanabilir miydi? Göçmenlik, nedeni ne olursa olsun evrensel bir boyut kazanmıştır. Göçmenlerle birlikte Almanya’nın toplumsal dokusu zenginleşti. Bu onur, bir yıl dönümünden daha fazlasıdır; umut ve sürekliliğin işaretidir.

Hayatın bütün alanlarında sosyal kısıtlamalar, işten atmalar, eğitim, sağlık ve çığ gibi büyüyen konut sorunu, Almanya’da yaşayan bütün insanları ilgilendiriyor. Alman, İtalyan, Türk, Kürt demeden işçileri birleştiren değerler için, daha güzel bir hayat için kutlayalım, geçmiş kuşakları hatırlayalım. Mücadeleye atıldığımızda sorunlarımızın çözümü için ilk adımı da atmış oluruz. Göç ve göçmenlik olgusunu bu gerçekliği dikkate alarak değerlendirmeliyiz.


Ali Çarman – 30.10.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑