DİDF: 65 yıldır eşit haklar mücadelesi devam ediyor
Türkiye’den Almanya’ya işçi göçünün 65. yıl dönümü dolayısıyla açıklama yapan DİDF, göçmenlerin Almanya’nın ekonomik ve toplumsal gelişiminde önemli rol oynadığını, ancak eşit haklar mücadelesinin henüz hedefine ulaşmadığını belirtti. Irkçılığa, ayrımcılığa ve göçmen karşıtı politikalara dikkat çeken federasyon, işçi sınıfının köken temelinde bölünmesine karşı ortak mücadele ve dayanışma çağrısında bulundu.
Avrupa Demokrat Haber Merkezi
Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF), Federal Almanya Cumhuriyeti ile Türkiye arasında 30 Ekim 1961’de imzalanan İş Gücü Alım Anlaşması’nın 65. yıl dönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Başta Türkiye kökenliler olmak üzere göçmenlerin ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı onlarca yıldır eşit haklar mücadelesi verdiğini hatırlatan DİDF, aradan geçen 65 yıla rağmen bu taleplerin karşılanmaktan hâlâ uzak olduğunu vurguladı.
Toplumu bölmeye yönelik girişimlerin arttığına dikkat çekilen açıklamada, göçmenlerle Alman emekçiler arasındaki dayanışmanın ve ortak mücadelenin her zamankinden daha fazla önem taşıdığı belirtildi.
Göçmen işçiler ağır koşullarda çalıştırıldı
1961 yılında Türkiye’den ve diğer ülkelerden gelen ilk işçi göçmenlerin büyük yoksunluklarla karşılaştığı hatırlatılan açıklamada, o dönemde sosyal hakların, toplumsal yaşama katılımın ve siyasi karar süreçlerinde söz sahibi olmanın göçmenler açısından neredeyse mümkün olmadığı ifade edildi.
Federal Almanya’nın o dönemdeki politikasının göçmenleri en ağır koşullarda ve en düşük ücretlerle çalıştırdıktan sonra ülkelerine geri göndermek üzerine kurulu olduğu belirtildi. Almanya’nın 2000’li yıllara kadar kendisini bir göç ülkesi olarak tanımlamayı reddettiğine dikkat çekilerek, bunun toplumsal gerçeklikle bağdaşmayan siyasi bir yaklaşım olduğu kaydedildi.
İşçi sınıfının en alt basamağında yer alan göçmenlerin, Alman emekçilerin dayanışması ve desteğiyle pek çok hakkı mücadele ederek kazandığı vurgulandı.
Ford ve Pierburg grevleri unutulmadı
Açıklamada, göçmen işçilerin hak mücadelelerinin önemli örnekleri olarak Köln’deki Ford fabrikasında gerçekleştirilen büyük grev ile Neuss’taki Pierburg fabrikasında kadın işçilerin yürüttüğü başarılı mücadele gösterildi.
Ford işçilerinin sendikanın karşı çıkmasına rağmen greve gittiği, Pierburg fabrikasında ise kadın işçilerin haklarını kazanmak için önemli bir mücadele yürüttüğü hatırlatıldı.
Bu mücadelelerin yalnızca göçmen işçilerin çalışma koşullarını iyileştirmekle sınırlı kalmadığı, aynı zamanda Almanya’daki işçi sınıfının ortak mücadelesinin önemli bir parçası olduğu ifade edildi.
Geri dönüş politikaları ve ırkçı katliamlar göç gerçeğini değiştiremedi
DİDF, federal hükümetin 1980’lerden itibaren uygulamaya çalıştığı geri dönüş politikalarına ve 1990’larda Mölln ile Solingen’de yaşanan ırkçı katliamlara rağmen Türkiye kökenli göçmenlerin Alman toplumunun aktif ve şekillendirici bir parçası haline geldiğini belirtti.
Ancak bu durumun yalnızca Alman siyasetindeki bazı kesimler tarafından değil, Türkiye siyasetindeki güçler tarafından da değiştirilmek istendiğine dikkat çekildi.
Almanya’daki birlikte yaşama kültürünü zayıflatmaya çalışan ve Türk devletinin çıkarlarını gözeten gerici grupların faaliyetlerine işaret edilen açıklamada, özellikle Türkiye’de yapılan seçimler için Almanya’da sandıkların kurulmasının, hem Türkiye kökenliler ile toplumun diğer kesimleri arasında hem de Türkiye kökenlilerin kendi içlerinde derin ayrışmalara yol açtığı belirtildi.
65 yıl sonra eşitsizlikler hâlâ sürüyor
Göçün üzerinden geçen 65 yılda önemli toplumsal değişimler yaşandığına dikkat çekilen açıklamada, Türkiye kökenlilerin önemli bir bölümünün artık Almanya’da doğup büyüdüğü, Almancayı Türkçeden daha iyi konuştuğu ve Türkiye’yi çoğunlukla akrabaların yaşadığı ya da tatil için gidilen bir ülke olarak gördüğü ifade edildi.
Ancak bu gelişmelerin Türkiye kökenlilerin tamamının eşit koşullarda yaşadığı anlamına gelmediği vurgulandı.
Türkiye kökenlilerin homojen bir topluluk olmadığı belirtilerek, Cem Özdemir’in bir eyalette bakanlık görevine gelen ilk Türkiye kökenli isim olması ya da Uğur Şahin ile Özlem Türeci’nin milyarderler arasına katılmasının, göçmenlerin büyük çoğunluğunun yaşadığı sorunları ortadan kaldırmadığı kaydedildi.
Açıklamada, Türkiye kökenlilerin hâlâ orantısız biçimde güvencesiz işlerde çalıştığı, yükseköğrenime katılımda geride kaldığı ve konut ile iş piyasasında ırkçı ayrımcılıkla karşı karşıya olduğu belirtildi. Göçmenlerin bugün de siyasi tartışmaların hedefi haline getirilmeye devam edildiğine dikkat çekildi.
Merz’in göçmen karşıtı politikalarına tepki
DİDF açıklamasında, Federal Şansölye Friedrich Merz’in göçmenlere yönelik söylemleri ve hükümetin göç politikaları da eleştirildi.
İş gücü göçünün 65. yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen törende Merz’in Türkiye kökenlilerin Almanya’nın refahının inşasına önemli katkılarda bulunduğunu kabul ettiği, ancak aynı konuşmada kaynakların güvence altına alınması gerekçesiyle “düzensiz göçün” sınırlandırılması gerektiğini savunduğu hatırlatıldı.
Merz’in aylardır göçmenleri sistematik biçimde kriminalize eden ve damgalayan bir politika izlediği belirtilerek, “şehir manzaraları” ve “küçük paşalar” gibi ifadelerle toplumsal iklimi zehirlediği vurgulandı.
Özellikle korunmaya ihtiyaç duyan insanların hedef haline getirildiği ve toplumdaki göçmen karşıtı eğilimlerin körüklendiği ifade edildi.
Göçmenler ucuz iş gücü ve siyasi araç olarak kullanılıyor
Açıklamada, mevcut ekonomik ve siyasi sistemde göçmenlerin ihtiyaç duyulan iş gücü olarak değerlendirildiği belirtildi.
İş gücüne ihtiyaç duyulduğunda göçmenlerin ülkeye kabul edildiğine, ihtiyaç duyulmayanların ise korunmaya muhtaç olup olmadıklarına bakılmaksızın sınır dışı edilmek istendiğine dikkat çekildi.
DİDF, göçmenlerden yalnızca ekonomik açıdan yararlanılmadığını, aynı zamanda ücretleri baskı altında tutmak ve işçi sınıfını köken temelinde bölmek amacıyla da yararlanıldığını belirtti.
Göçmenlerin siyasi bir koz olarak kullanılmasına karşı çıkılan açıklamada, emekçilerin milliyetlerine ve kökenlerine göre ayrıştırılmasının ortak mücadeleyi zayıflatmayı hedeflediği vurgulandı.
“Ancak ortak mücadeleyle bir şeyleri değiştirebiliriz”
DİDF, göçmenlerin yaşadığı sorunların siyasi liderlerden beklenti içine girilerek çözülemeyeceğini belirtti.
Açıklamada, “Ne Friedrich Merz, ne Cem Özdemir, ne de Recep Tayyip Erdoğan Almanya’daki göçmenlerin durumunu iyileştirebilir” denilerek, gerçek değişimin toplumsal hareketlere katılmak ve ilerici mücadelelerin bir parçası olmakla mümkün olacağı vurgulandı.
İş arkadaşlarıyla, komşularla ve sınıf arkadaşlarıyla birlikte eşit haklar ve yaşanabilir bir gelecek için mücadele edilmesi gerektiği belirtilen açıklamada, 65 yıllık göç tarihinin yalnızca çalışma ve yaşam mücadelesinden ibaret olmadığı, aynı zamanda öğrenmenin, karşılaşmaların ve dayanışmanın tarihi olduğu ifade edildi.
DİDF, açıklamasını “Ancak dayanışma ile bir fark yaratabiliriz” sözleriyle tamamladı.
























































