Makaleler

Published on Mayıs 29th, 2026

0

Katliamın 46. yılında hafıza, direniş ve yüzleşme | Hasan Aygün


46 yıl geçti…

Ama bazı acılar zamanla eksilmiyor.

Bazı yaralar kapanmıyor.

Bazı çığlıklar yıllar geçse de insanın kulağından gitmiyor.

Çorum’da yakılan evlerin dumanı, katledilen insanların acısı, korkuyla büyüyen çocukların hafızası hâlâ bu ülkenin vicdanında yaşamaya devam ediyor.

1980 Mayıs’ında başlayıp Temmuz sonuna kadar süren Çorum Katliamı; sıradan bir “olay”, karşılıklı gelişen bir “çatışma” ya da kendiliğinden ortaya çıkan bir “toplumsal gerilim” değildi. Çorum’da yaşananlar; aylar öncesinden planlanan, mezhepçi kışkırtmalarla büyütülen, organize edilen ve devlet içindeki karanlık güçlerin gölgesinde geliştirilen sistematik bir katliam girişimiydi.

Daha olaylar başlamadan önce Çorum’un çeşitli mahallelerinde imzasız bildiriler dağıtıldı. “Aleviler camileri yakacak”, “Komünistler saldıracak” yalanları bilinçli şekilde yayıldı. İnsanlar korku ve nefret üzerinden birbirine düşürülmek istendi.

Ardından MHP’li Gün Sazak’ın öldürülmesi bahane edilerek Çorum’da saldırılar başlatıldı. Ülkücü sivil faşist gruplar ile resmi güçlerin birlikte hareket ettiği bu süreçte; Alevilere, sosyalistlere ve devrimcilere yönelik sistematik saldırılar organize edildi. Mahalleler kuşatıldı. Evler işaretlendi. Kahvehaneler tarandı. İnsanlar sokak ortasında, yollarda ve köy girişlerinde katledildi.

Camilerin yakıldığı yönündeki yalanlar bilinçli biçimde yayılarak halk galeyana getirildi. Mezhepçilik üzerinden yaratılan bu provokasyon ortamı, günler öncesinden hazırlanan saldırı planlarının uygulanmasına dönüştürüldü.

Ama Çorum’da yalnızca katliam yoktu.

Direniş de vardı.

Ve bugün Çorum denildiğinde yalnızca acıyı değil; direnen bir halkın onurunu da hatırlamak gerekiyor.

Milönü’nde, Bahçelievler’de, Kale Mahallesi’nde, Nadık’ta, Terlemez Evleri’nde halk kendi yaşam alanlarını savunmak için barikatlar kurdu. O dönem Çorum’daki genç sosyalistler, devrimciler, demokratlar ve Alevi halk omuz omuza vererek büyük bir dayanışma örneği gösterdi.

Çorum’un emekçi çocukları yalnızca kendi mahallelerini savunmuyordu.

Onlar aynı zamanda halkların birlikte yaşama umudunu, kardeşliği, eşitliği ve insanlık onurunu savunuyordu.

Faşist saldırılar karşısında korkuya teslim olmadılar.

İşte bu direnişin en önemli örgütlü gücü ise mahallelerde kurulan Halk Komiteleri oldu.

29 Mayıs’tan başlayarak Temmuz sonuna, hatta 12 Eylül askeri darbesine kadar etkisini sürdüren bu komiteler; yalnızca güvenlik amaçlı oluşturulmuş yapılar değildi. Adeta halkın kendi öz örgütlenmesi, kendi komünü haline gelmişti.

Mahalle muhtarları, bekçiler, halkın saygı duyduğu ileri gelen kişiler, devrimci-demokrat örgütler, gençlik örgütleri ve halk birlikte hareket ederek ortak bir direniş ağı kurdu.

Bu komiteler sayesinde mahallelerin güvenliği sağlandı, barikatlar organize edildi, nöbetler tutuldu, sağlık hizmetleri örgütlendi, yiyecek ve içecek dağıtımları yapıldı, barınma sorunu yaşayan ailelere destek verildi. Kadınların, çocukların ve yaşlıların güvenliği için ortak kararlar alındı. Mahalleler arası güvenli geçişler sağlandı.

En önemlisi ise halkın korkuya teslim olması engellendi.

Çünkü faşist saldırıların temel amacı yalnızca insan öldürmek değildi; halkı korkutmak, teslim almak, yalnızlaştırmak ve dağıtmaktı. Halk Komiteleri ise bu saldırılara karşı ortak yaşamı, dayanışmayı ve örgütlü direnci büyüttü.

Bugün geriye dönüp baktığımızda çok daha açık görüyoruz ki; eğer o gün Çorum’da bu örgütlü halk direnişi kurulmasaydı, eğer genç devrimciler bedenlerini halkın önüne siper etmeseydi, eğer mahallelerde barikatlar ve Halk Komiteleri oluşturulmasaydı; Çorum’da yaşanan katliam çok daha büyük boyutlara ulaşabilirdi.

Belki de Maraş’tan daha ağır bir katliam yaşanacaktı.

Bu nedenle Çorum direnişi yalnızca bir savunma değildir. Aynı zamanda Türkiye devrimci hareketinin, anti-faşist mücadelenin ve halk dayanışmasının en önemli örneklerinden biridir.

O dönem Çorum direnişinin en ön saflarında yer alanlardan biri de SGB’li, yani Sosyalist Gençlik Birliği’nin genç sosyalistleriydi.

Henüz çok genç yaşlarda olmalarına rağmen büyük bir kararlılık ve cesaret örneği gösterdiler. Gece gündüz demeden barikatlarda nöbet tuttular. En tehlikeli, en keskin çatışma bölgelerinde halkın güvenliği için bedenlerini ortaya koydular. Ölümü göze alarak direnişin en önünde yer aldılar.

Sosyalist Gençlik Birliği’nin genç sosyalistleri yalnızca bir mahallenin değil; halkın umudunun, kardeşliğin ve anti-faşist direnişin savunucuları oldular.

Faşist saldırılar karşısında geri çekilmediler.

Korkuya teslim olmadılar.

Halkı yalnız bırakmadılar.

Çorum direnişinin kahramanları arasında Sosyalist Gençlik Birliği’nin genç sosyalistlerinin yeri unutulamaz.

12 Eylül faşizmi sonrasında da bu mücadele geleneğini sürdürdüler. İşkencelerden, cezaevlerinden, baskılardan geçtiler ama teslim olmadılar. Çorum’da yakılan direniş ateşini söndürmediler. O gün kurulan barikatların ruhunu ve dayanışmasını sonraki kuşaklara taşımaya devam ettiler.

Birçoğu daha hayatlarının baharında büyük bedeller ödedi.

Kimileri cezaevlerine atıldı.

Kimileri sürgün edildi.

Kimileri işkencelerden geçti.

Kimileri yıllar içinde aramızdan ayrıldı.

Bugün onların birçoğu artık aramızda değil…

Ama onların cesareti, fedakârlığı ve mücadele mirası hâlâ yaşamaktadır.

Kurdukları barikatlarda, örgütledikleri Halk Komitelerinde, halkların kardeşliği için söyledikleri sözlerde ve bıraktıkları mücadele mirasında yaşamaya devam ediyorlar.

Bizler biliyoruz ki; Çorum yalnızca bir katliamın adı değildir.

Çorum aynı zamanda teslim olmamanın, birlikte direnmenin, halk dayanışmasının ve anti-faşist mücadelenin adıdır.

Bugün hâlâ aynı karanlık dil; mezhepçilikle, kutuplaştırmayla ve nefret siyasetiyle toplumu bölmeye çalışıyor. Bugün hâlâ halkların acıları üzerinden siyaset kuruluyor. Bugün hâlâ katliamlarla gerçek anlamda yüzleşilmiş değil.

Ama biz biliyoruz:

Unutulan her katliam, yenisinin zeminini hazırlar.

Bu yüzden hatırlamak bir vicdan meselesidir.

Hatırlamak adalet istemektir.

Hatırlamak mücadeleyi sürdürmektir.

Hatırlamak geleceğe karşı sorumluluktur.

Çorum’da katledilen 57 canımızı saygıyla anıyoruz…

Yaralananları, göç etmek zorunda bırakılan aileleri, yakılan evleri, dağılan hayatları unutmuyoruz.

Ve en önemlisi…

Barikatların arkasında korkuya teslim olmayanları,

karanlığa karşı direnenleri,

bedenlerini halkı için siper eden Sosyalist Gençlik Birliği’nin genç sosyalistlerini, devrimcileri, demokratları ve tüm yoldaşlarımızı saygıyla selamlıyoruz.

Selam olsun Çorum direnişinin genç sosyalistlerine…

Selam olsun bedenlerini halkı için siper edenlere…

Selam olsun o direniş ruhunu bugüne taşıyanlara…

Ve yaşamlarıyla, mücadeleleriyle o tarihi anıyı yaşatan tüm yoldaşlara…

Bugün aramızda olmayan tüm yoldaşlarımızın anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Onların mücadelesi bizim hafızamızda yaşamaya devam ediyor.

Direnişleri yolumuzu aydınlatıyor.

Dayanışmaları bize hâlâ umut veriyor.

Çorum Katliamı’nı unutmadık.

Unutturmayacağız.

Çünkü hafıza direniştir.

Ve direniş hâlâ sürüyor.

Yaşasın Çorum Anti-Faşist Halk Direnişi.


Hasan Aygün – 29 Mayıs 2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑