Makaleler

Published on Ağustos 1st, 2026

0

“Demokratik Entegrasyon” Lozan Antlaşması’nı meşrulaştırır | Halil Gündoğan


Sevr Antlaşmasının iptali karşılığında, yeni bir antlaşma olarak Lozan Antlaşması imzalanır. Bu antlaşma, özetle söylemek gerekirse, Kürt yurdunun dört devlete pay edilmesini onaylayan, keza Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bugünkü resmi sınırlarını belirleyip kabul eden, uluslararası emperyalist bir antlaşmadır. Tabii aynı zaman da Türklerin “yeminli” Misak-ı Milli Sınırları içinde saydıkları birçok yeri kaybettikleri, Boğazlar üzerindeki hakimiyetinde birtakım kısıtlamalar getirmiş bir antlaşmadır da. Bundan ötürü de hem Kürtler ve hem de Türklerin özellikle de milliyetçi ve Siyasal İslamist kesimlerinin ekseriyeti bu antlaşmaya, oldum olası karşıdır.

Lozan Antlaşması, UKKTH’nın zorbaca ihlalidir

Ulusal kurtuluşu davası güden siyasal Kürt oluşumlarının tamamı, doğal olarak bu emperyalist antlaşmanın dayattığı statükoyu tanımamayı, siyasal programlarının temel ilkesi olarak belirlemişlerdir. Bu antlaşmayı, Birleşmiş Milletlerin de kabul etmiş olduğu Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkının, zorbaca ihlali saymışlardır. Haliyle, buna karşı isyanı da meşru bir hak arama eylemi olarak tanımlamışlardır.

PKK de diğer pek çok Kürt ulusal hareketi gibi, programına, bunun bir ifadesi olarak; “Birleşik Bağımsız Kürdistan” devletini kurma hedefini koymuştu. Çünkü ancak bununla ellerinden alınmış olan kendi kaderlerini tayin hakkını, yani bağımsız bir devlet olarak kendilerini var etme hakkını geri alabilirlerdi. Ve bu, elbette ki meşru bir talepti. Tabii ki bu hak uğruna isyan etmeleri de aynı şekilde meşruydu. İsyan ve kalkışmaların her birinin akıbetlerinden bağımsız olarak, bu meşruiyet tartışmasız olarak doğrudur.

Kürt ulusal özgürlüğü davası edinmiş siyasal oluşumların ve hareketlerin bir kısmının süreç içerisinde egemen ulus devletle bir şekilde uzlaşarak geri çekilmeleri, Lozan Anlaşmasını meşru görüp, sonucunu kabullendikleri anlamına gelmiyor. UKKTH’yi belki bağımsız devlet kurmaktan federasyon veya özerklik vb. sistem içi bir siyasal statü pozisyonuna çekmişlerse de ama yine de ulusal haklarından asla tamamen vazgeçmemişlerdir. Yani bariz bir yeni İdris-i Bitlisi örneği yaşanmamıştır. Öyle ki Erdoğan’ın din kardeşi de olan, Cumhur İttifakı’nın küçük müttefiklerinden HÜDA PAR bile açıkça parti programına bir Kürt federasyonun kurulması hedefini koymuştur. Vs. vs.

PKK’nin 180 derecelik tornistanı

Fakat Kürt ulusal özgürlük davası savunucusu olarak ortaya çıkmış, dışındaki tüm oluşumları da sömürgeci devletle örneğin federasyon, özerklik vb. talepler zemininde bir şekilde uzlaşmak isteyen kesimleri “tırşikçiler” olarak damgalamıştır. Bu gerekçelerle, adeta tümüyle çatışmış, bir dünya dolusu “kardeş kanı” akıtmıştır. Keza kendi içindeki binlerce muhalifi, “devlet işbirlikçisi” gerekçesiyle acımasızca infaz etmiştir. Ve ama işte bu PKK, gerilemiş olduğu nokta itibariyle bugün, o çıkış noktasının tam olarak 180 derecelik reddiyle; Lozan Antlaşmasına karşı geliştirmiş olduğu o tarihi itiraz ve isyanı artık tümden geri çekmiş durumdadır.

180 derecelik bu tornistan, hedefe varmanın stratejisi olarak seçtikleri silahlı mücadele tarzını terk ettiklerini ilan etmelerinden ötürü değil elbet. Kürtlerin, bir ulus olmaktan kaynaklı kolektif haklarından, dört parçadaki egemen ulus devletler lehine, tek taraflı olarak vazgeçtiklerini beyan etmiş olmalarıyla bu tornistanı gerçekleştirmiş oluyorlar.

Apocu Kürt Siyasal Hareketinin ikilem ve açmazı

Tabii tüm bileşenleriyle Apocu Kürt Siyasal Hareketi buna; “hayır, biz ulusal haklarımızdan asla vaz geçmiş değiliz. Sadece mücadele stratejimizi değiştirdik; neden bunu anlamıyorsunuz?” diyerek, yüksek perdeden ve keza o alışıldık sekterlikleriyle itiraz etmekten de geri durmuyor. Hatta Lozan Antlaşması’nın yıl dönümü olan 23 Temmuz’da bu antlaşmayı çeşitli şekillerde protesto etme etkinliklerinde bulunmaya da devam ediyor.

Bu, Apocu Kürt Siyasal Hareketinin, iradesini ipotek olarak bıraktığı Öcalan tarafından bizzat içine sürüklendikleri büyük açmazıdır. Çünkü bir taraftan, iradelerini ipotek bıraktıkları Öcalan ne derse, bunu kutsal bir buyruk olarak kabul edip, gereğini harfiyen yerine getireceklerini söylüyor ve ama bir taraftan da bir üst paragraftaki söz ve tutumlarını devam ettirmeye çalışıyor. Oysa Öcalan (en yeni, yepyeni paradigmasıyla) buyuruyor ki: “Kültürel haklar dahil, ulus olarak Kürtler için her türlü siyasal statü talebi, mutlak surette reddedilmesi gereken, kapitalist modernitenin dayattığı milliyetçi bir yaklaşımdır. UKKTH, zaten çoktan terk edilmesi gereken ve hatta hiç bulaşılmaması gereken ideolojik bir sapma olarak, bir yol kazasıydı. Bunun yerine, ‘Demokratik Entegrasyon’ temelinde, dört parçadaki ulus devletlere katılarak, onları ‘Demokratik Cumhuriyetler’ olarak yeniden inşa ederek, güçlü devletlere dönüştürmeyi hedefleyeceğiz. Kürtleri, ‘kurtlar sofrasına’ dönmüş bölgede, emperyalistlerin birer aparatı olmaktan kurtaracak biricik yol budur.” (Mealen)

Meşrulaştırılarak kabulleniliyor

İşte bu “yepyeni” “Demokratik Entegrasyon” ve “Demokratik Cumhuriyet İnşası” paradigmasıyla Öcalan, Lozan Antlaşmasıyla Kürtlere dayatılan ve yüzyıldır aşılamamış olan o “dört parçalı sömürge statüyü”, en azından Apocu Kürt Siyasal Hareketi ve onun, milyonları bulan kitle tabanı nezdinde meşrulaştırmış oluyor. Keza, her bir parçadaki egemen ulusun yüz yıldır yapmak isteyip de ama bir türlü başaramadığı zorla asimilasyonu, bu kez Kürtlerin de aktif ve “gönüllü” desteğiyle tamamına erdirmenin yolunu açmış oluyor.

Bu ihanetin uzun ömürlü olma şansı yok

Fakat Öcalan böyle buyuruyor diye sınıfsal ve Kürt ulusal mücadelesinin dinamikleri buna riayet eğecek değil. Önderlikleri tarafından şu an “hipnoz” edilmiş durumda olan Apocu Kürt Siyasal Hareketinin bile, olgunun özüne aykırı bu “yepyeni” paradigma ihanetini uzun süre devam ettirmesi öyle çok da kolay olmayacaktır. Çünkü olgunun kendi iç dinamikleri tarafından kuşatılacak ve değişime zorlanacaklardır. “Önderliğe sadakat yeminine” bağlı kalmakta ısrar etmeleri halinde de (hele ki Öcalan bu diyardan göçüp gittikten sonra) acımasızca aşılacaklardır. Hayatın ve bir dava kavgasının olağan ritmi böyle işler çünkü.      


Seçtiklerimiz: Halil Gündoğan – 01.08.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑