Kitap

Published on Haziran 30th, 2026

0

Bir ömrün dizeleri: Zamana düşülen şerh | Hilmi Toy


Bir ömrün acıları, umutları, mücadeleleri ve insan sevgisi, Veysel Akgül’ün dizelerinde yalnızca bireysel bir yaşamı değil, ortak bir belleği de geleceğe taşıyor…

Veysel Akgül, 1961 yılında Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Hasanali köyünde, Kürt-Alevi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Henüz 17-18 yaşlarındayken devrimci düşüncelerle tanıştı. TKP/ML Hareketi – Devrimci Halkın Birliği (DHB) davası kapsamında 12 Ocak 1982’de gözaltına alındı ve tutuklandı. Maraş Ringi’nde haftalar süren ağır işkenceli sorgulardan geçirildi.

Bu baskılar yalnızca kendisiyle sınırlı kalmadı. Anne ve babası başta olmak üzere ailesi de devlet baskısından payını aldı. Annesi de tutuklanarak yedi ay cezaevinde kaldı.

1984 yılında Adana 6. Kolordu Komutanlığı 2 No’lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde görülen TKP/ML Hareketi-DHB toplu davasında, örgüt üyeliği iddiasıyla 6 yıl 8 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 173/3. maddesi uyarınca 2 ay 20 gün daha hapis cezası aldı. Toplam 4 yıl 33 gün cezaevinde kaldıktan sonra 17 Şubat 1986’da tahliye edildi.

1988 yılında yurt dışına çıktı. Yaşamını göçmen ve politik bir işçi olarak sürdürürken devrimci faaliyetlerine de devam etti. Önceleri Devrimci Halkın Birliği saflarında yer aldı. Daha sonra Atılım gazetesi okuru ve dağıtımcısı olarak Frankfurt’ta mücadelesini sürdürdü. 1990’lı yılların sonlarında ise Ekim taraftarı, Kızıl Bayrak okuru ve dağıtımcısı olarak örgütlü devrimci yaşamını sürdürdü.

Veysel, cezaevi yıllarından başlayarak kültür ve sanata; şiirden tiyatroya, politik yazılardan gündelik yaşamın hemen her alanına uzanan geniş bir ilgi ve üretim dünyası kurdu. Elimize ulaşabilen şiirleri son otuz yılı kapsıyor. Daha önce yazdıklarına ise ulaşamadık. Politik sürgün ve göçmen bir işçi olarak sürdürdüğü yaşam boyunca şiirler ve politik yazılar kaleme aldı; tiyatro oyunları yazdı, bunların büyük bölümünü sahneye uyarladı ve “Ateşten Güneşe” tiyatro grubunu oluşturdu. Bütün bunlar, onun çok yönlü ve üretken kişiliğinin somut göstergeleridir.

“Bir Ömrün Dizeleri” adlı şiir kitabını USAR Yayınları’nda basıma gönderdikten sonra, ikinci kitabı olan “Ateşten Güneşe – Bir Siyasinin Harmonisi – Mesafesiz Hasretlere Uzaktan Mektuplar” üzerinde çalışmaya başladım. Tiyatro oyunları, yayımlanmış ve yayımlanmamış siyasal yazıları ile mektuplarından oluşan bu kitabı da son hazırlıkları tamamlandıktan sonra yine USAR Yayınları aracılığıyla okurla buluşturmayı amaçlıyorum.

Veysel’in 59 yıllık yaşam harmonisi, 24 Aralık 2020’de Covid-19 nedeniyle tedavi gördüğü Frankfurt Üniversite Hastanesi’nde yaşamını yitirmesiyle son buldu. Ancak geride bıraktığı üretimleri, dostluğu ve güzel anılarıyla yaşamaya devam ediyor.

Geçmişin yankısı, yarının umudu

Sevgili Veysel ile Hatay E Tipi Cezaevi’nde tanıştık. Aynı davadan yargılanıyorduk. Ben Adana Kapalı Cezaevi’nden, Veysel ise Maraş Kapalı Cezaevi’nden Hatay’a getirilmiştik. Ayrı koğuşlarda kalıyor, cezaevinin kendine özgü iletişim yöntemleriyle haberleşiyorduk. Nisan 1984’te cezaevi yerleşkesinde kurulan mahkeme salonunda yüz yüze tanıştık.

1986 Şubat’ında tahliye olduktan sonra yollarımız yurt dışında yeniden kesişti. Dostluğumuz ve yoldaşlığımız yıllarca sürdü. Zaman zaman bir araya geldik. Son kez, Temmuz 2019’da Stuttgart’ta ortak dostumuz Zeliha Recber’in uğurlanışında buluştuk. Yeniden görüşmek üzere sözleştik. Ne var ki pandemi günleri buna izin vermedi. O buluşma, son vedalaşmamız oldu.

“Bir Ömrün Dizeleri”ni oluşturan şiirler yalnızca şiir değildir. Bunlar, 1989’un puslu sürgün günlerinden 2019’un dingin baharına uzanan otuz yıllık bir yaşamın tanıklığıdır. Bir eşe duyulan sevgi, bir ideolojiye bağlılık, insanın kendi iç dünyasına yaptığı cesur yolculuk ve bütün bunların iç içe geçtiği yaşam felsefesi, bu dizelerde karşılık bulur.

Bu şiirler aynı zamanda otuz yıllık bir direnç günlüğüdür. Sesin kısıldığı yerde nefesin, duvarların yükseldiği yerde ise düş gücünün nasıl bir özgürlük alanı yaratabildiğinin tanıklığını yapar.

Şiirlerde amatör bir içtenlik, ilk dönemlerin arayışı ve şiir yolculuğunun doğal izleri görülür. Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Enver Gökçe ve Adnan Yücel gibi şairlerin etkisi hissedilir. Bu durum, Veysel’in kendi sesini ararken beslendiği kaynakları da göstermektedir.

Kitap dört ana bölümden oluşuyor.

1989-1990: Hasretin, ayrılığın ve baskının ortasında yaşamaya direnen genç bir yüreğin ilk sesleri.

2007-2009: Yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgide umuda tutunarak yeniden ayağa kalkışın vakur şiirleri.

2010-2012: Fırtınaların durulup olgunluğun öne çıktığı, onurlu yaşanmış günlerin muhasebesinin yapıldığı yıllar.

2013-2019: Bireysel duygulardan toplumsal mücadeleye, varoluşsal sorgulamalardan ideolojik ufuklara uzanan geniş bir şiir evreni.

Veysel, bu şiirleri yaşarken kitaplaştırmaya ömrü yetmedi. Şiir dosyasını hazırladı ancak yayımlayamadı. Ardından sevgili eşi ve çocukları, geriye kalan yazı ve şiirlerini yayıma hazırlamam için bana emanet ettiler.

Ben de hem onların güvenine layık olmaya hem de yılların dostluğuna ve mücadele arkadaşlığına vefa göstermeye çalıştım. Şiirleri tarihsel dönemlerine göre dört bölüme ayırdım; her bölüm için içeriksel açıklamalar hazırladım.

Bu kitap, yalnızca bir yayıma hazırlık çalışması değil, aynı zamanda bir dostluk ve emanet sorumluluğunun ürünüdür.

Bu şiirleri, “bir kaşık suda boğulmayı” reddedenlere, “ekmeği kırmızı çiçek” görenlere ve ne olursa olsun “dimdik duran bir başı” en büyük kazanç sayanlara armağan ederek okura emanet ediyoruz.

Dizelerin arasında dolaşırken duyacağınız ses, yalnızca bir şairin değil, zamanın ruhuna karşı onurunu korumuş bir insanın vicdan yankısıdır.

Otuz yıllık şiir yolculuğu

“Bir Ömrün Dizeleri”nde yer alan şiirler, kâğıt üzerine düşmüş mürekkep izlerinden ibaret değildir. 1989’un sürgün sabahlarından 2019’un dingin günlerine uzanan otuz yıllık bir vicdan haritasıdır. Yaşamın inişli çıkışlı yollarını, değişim ve dönüşümü, arayışı ve bizi biz yapan büyük sevdayı anlatır.

Bu seçki; hücrenin dar duvarları arasında yaşamaya direnen genç bir ruhun, yıllar içinde olgunlaşan bir bilince dönüşmesinin hikâyesidir. Hasret yüklü mektuplarla başlayan yolculuk; evlatlara bırakılan öğütlerle, eşe duyulan sarsılmaz sevgiyle ve işçi sınıfının nasırlı elleriyle birleşerek ömrün dizelerine dönüşür.

Üç on yıla yayılan bu şiir yolculuğu bize şunu fısıldıyor:

Dün: Hasretin yazgıya dönüştüğü, ama onurun hiç terk edilmediği yıllar.

Bugün: Kavganın ve sevdanın sokaklarda, fabrikalarda ve meydanlarda atan ritmi.

Yarın: Ölümle yaşamın iç içe olduğunu bilen; ama çocukların gülüşüne, doğanın uyanışına ve güneşli yarınlara inanmaktan vazgeçmeyen umut.

Bu şiirlerde bazen bir karıncanın yolunda saklı büyük dünyayı, bazen Sakarya işçisinin direnişini, bazen de bir ceviz ağacının yapraklarından süzülen hüznü bulacaksınız.

Şairin dediği gibi:

“Ödünçtür yaşamda her soluk, alınır verilmek üzere.”

İşte bu dizeler, ödünç alınan nefesin onurla, aşkla ve kavgayla nasıl geri verildiğinin tanıklığıdır.

Okuyacağınız her şiir, zamanın nabzını tutan bir pusuladır. Akıntıya karşı kürek çekmekten vazgeçmeyen, akıl tutulmalarına teslim olmayan ve her baharda yeniden çiçeklenmeyi bilen bütün yolculara selam olsun.

Gelecek güzel günlerin umuduyla…

İnançla, şiirle ve daima dimdik bir başla…


Hilmi Toy – 30.06.2026

Tags: , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑