AP, Türkiye Raporu’nu onayladı, ‘süreç’ vurgusu yaptı
Avrupa Parlamentosu’nda onaylanan Türkiye Raporu’nda “süreç” vurgusu yapılarak, Türkiye’nin otoriter bir modele doğru hızla ilerlemeye devam ettiğine dikkat çekildi.
Avrupa Parlamentosu (AP), Türkiye’ye ilişkin yıllık raporu 381 oyla kabul etti. Raporda, AB’nin genişleme politikasının yeniden ivme kazandığı bir dönemde Türkiye’nin demokratik reform eksikliği nedeniyle bu fırsat penceresini değerlendiremediği belirtildi. 381 milletvekilinin destek verdiği, 107 milletvekilinin karşı çıktığı ve 171 milletvekilinin çekimser kaldığı raporda, Türkiye hükümetinin AB üyeliğine bağlılığını yineleyen açıklamalarına rağmen üyelik sürecini etkileyen temel sorunların çözülmediği ifade edildi.
Raporda, Türkiye’ye hukuk devleti, insan hakları, demokratik standartlar, basın özgürlüğü ve temel haklar alanındaki eksiklikleri gidermesi çağrısı yapıldı. Ayrıca Türkiye’nin iyi komşuluk ilişkilerine ve uluslararası hukuka saygı göstermesi gerektiği vurgulandı.
YUNANİSTAN VE KIBRIS’IN EGEMENLİK HAKLARI İHLAL EDİLİYOR
Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin Yunanistan ve Kıbrıs’ın egemenlik haklarını ihlal etmeyi sürdürdüğünü belirtirken, AB kurumları ile bazı üye devletlerin bu gelişmelere verdiği sınırlı tepkiyi de eleştirdi. Milletvekilleri, Avrupa Birliği’ni Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletinin korunması konusunda daha güçlü bir tutum almaya çağırdı.
Raporda, Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinin 2018 yılından bu yana fiilen durmuş durumda olduğu belirtilirken, buna rağmen Türkiye’nin stratejik ve jeopolitik önemini koruduğu ve NATO müttefiki olmaya devam ettiği kaydedildi.
HUKUK DEVLETİ
AB’nin, 2025 tarihli Komisyon raporunda da yinelenen, demokratik standartların, hukukun üstünlüğünün, yargının bağımsızlığının ve temel haklara saygının sürekli olarak bozulmasına ilişkin ciddi endişeleri, Türk hükümeti tarafından dikkate alınmadığı ifade edildi. Daha yakın zamanda, 36. Ankara Temyiz Mahkemesi’nin ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) olağan ve olağanüstü kongrelerini iptal etme kararı, olağan ve olağanüstü kongrelerini iptal etme kararı ile daha önce İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da dahil olmak üzere muhalefet mensupları ve seçilmiş yetkililere yönelik suçlamalar, tutuklamalar, kovuşturmalar ve görevden almaların, hukukun üstünlüğü ve temel haklar konusunda soru işaretleri yarattığı kaydediliyor.
AMOR: OTORİTER MODELE HIZLA İLERLİYOR
Sosyalist ve Demokratlar Grubu’ndan İspanyalı raportör Sancho Nachez Amor şunları ifade etti: “Türkiye, tamamen otoriter bir modele doğru hızla ilerlemeye devam ediyor. Ana muhalefet partisi CHP’yi ve meşru liderliğini hedef alan son olay, demokratik çoğulculuğun ve hukukun üstünlüğünün daha geniş çapta aşınmasının en son örneğidir ve siyasi amaçlar için bir silaha dönüştürülen yargının rolünü ortaya koymaktadır. Böylesine ciddi bir durum karşısında, Türkiye’de devam eden demokrasinin yıkımına göz yuman Komisyon, Avrupa Dışişleri Servisi (EEAS) ve üye devletlerin sessiz kalmasından derin endişe duyuyoruz. Bu sessizlik, AB’nin imajını ve güvenilirliğini zedeliyor ve Türk toplumunun en Avrupa yanlısı ve demokrasi yanlısı kesimlerini daha da uzaklaştırıyor; bunun tersine çevrilmesi yıllar sürebilecek sonuçlar doğurabilir.”
‘HÜKÜMETİN ADIM ATMAMASI SÜRECİ KIRILGAN HALE GETİRİYOR’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamındaki çabalarından dolayı devlet yetkilileri ve siyasi partilerin takdir edildiği raporda, bu girişimle PKK’nin feshedildiğinin açıklanmasıyla kayda değer gelişmelerin önünün açıldığı ifade edili. Raporda, “Bununla birlikte Türk Hükûmeti’nin sürecin sonraki aşamalarına ilişkin zamanında ve kararlı adımlar atmamasından üzüntü duyar. Hükümetin oyalayıcı taktikleri ve sürecin sonraki aşamalarına yönelik tutumunun, süreci daha kırılgan ve dış gelişmelere karşı daha savunmasız hale getirirken, aynı zamanda daha fazla kutuplaşmaya alan açtığını belirtir; terörle mücadele mevzuatının geniş biçimde uygulanmasının meşru siyasi faaliyetleri, barışçıl muhalefeti, sivil toplum çalışmalarını ve bağımsız medyayı kısıtlamak amacıyla kullanılmasının önlenmesi gerektiğinin altını çizer. Girişimin, baskı ortamı ve demokratik yerel yönetimlerin yetkilerinin sınırlandırılmasıyla birlikte yürütülmesini üzüntüyle karşılar. Kürt vatandaşların maruz kaldığı devam eden siyasi baskıları, yargısal tacizi ve kültürel ile dilsel haklarına yönelik kısıtlamaları üzüntüyle karşılar. Bunların demokratik ilkeleri ve toplumsal uyumu zayıflattığını belirtir; Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun nihai raporunu not eder; sürecin, Türk Parlamentosu’nun belirgin bir rol üstlenmesiyle ilerlemeye devam etmesini ve Kürt meselesinin siyasi, toplumsal, demokratik ve güvenlikle ilgili boyutlarına barışçıl ve sürdürülebilir bir çözüm sunacak, Kürt haklarına ilişkin yasal reformları hayata geçirecek ve Türk toplumundaki farklı kesimler arasında uzlaşmayı sağlayacak bir noktaya ulaşmasını umut ettiğini ifade eder” denildi.
‘SÜRECİN BİR FIRSAT OLMASI GEREKİR’
Sürecin, uzun süredir devam eden insan hakları sorunlarını ele almak ve demokratik kurumları güçlendirmek için bir fırsat olması gerektiği vurgulanan raporda, “Başta Türk Hükümeti olmak üzere tüm tarafları, AB ile iş birliğinin önemli alanlarından biri olmaya devam eden terörle mücadele mevzuatı ve diğer mevzuatı ile bunların uygulanmasını AB ve Avrupa Konseyi insan hakları standartlarıyla uyumlu hâle getirmek ve son on yıldır hakim olan güvenlik odaklı yaklaşımı geride bırakmak suretiyle reformları ilerletmek ve insan haklarının korunmasını güçlendirmek amacıyla bu süreci tam olarak değerlendirmeye teşvik eder, ancak, kayyım uygulamasının devam etmesi veya Selahattin Demirtaş, avukatı Ramazan Demir ve İstanbul’un Esenyurt ilçesi belediye başkanı Ahmet Özer hakkında verilen yeni mahkumiyet kararları gibi bazı son gelişmeleri çelişkili ve kaygı verici işaretler olarak değerlendirir” ifadelerine yer verildi. (MA)
























































