Fransa’da neo-Nazi saldırganlığı ve 14 Mart’ta antifaşist seferberlik | Nazlı Top
Neo-Nazi grupların planlı provokasyonları ve sokak saldırıları Fransa’da gerilimi tırmandırırken, sol ve sendikal hareket 14 Mart’ta birleşik antifaşist mücadele için alanlara çıkmaya hazırlanıyor.
Fransa’da son haftalarda faşist saldırılar ile sol partilere ve sendikalara yönelik tehditler gündemdeki yerini koruyor. Politik arenada ise sağcı ve faşist vekiller ile partiler, antifaşist seçilmişlere dönük yıpratma kampanyalarıyla bu sürece siyasi zemin kazandırmayı sürdürüyor.
Başta Lyon olmak üzere birçok kentte yaşanan saldırılar ve gösteriler, sendikalar ve ilerici çevreler tarafından “örgütlü bir gözdağı ve sokakta güç gösterisi” olarak değerlendiriliyor. Artan bu faşist saldırganlığa karşı ise ülke genelinde 14 Mart için antifaşist gösteri çağrıları yükseliyor.
Faşist saldırıların hedefinde olan CGT Ville de Lyon’un yerel binası, e-posta yoluyla bombalı saldırı tehdidi aldı. İlçe belediyelerine de gönderilen mesajda neo-faşist gruplar, CGT binasına bomba yerleştirdiklerini iddia ederken açıkça ırkçı ve nefret içerikli ifadeler kullandı.
CGT yaptığı açıklamada tehdidi sert biçimde kınadı. Sendika, sosyal adalet, eşitlik ve emekçiler arası dayanışma mücadelesinin tehditlerle bastırılamayacağını vurguladı. Açıklamada ayrıca güçlü ve köklü bir anti-ırkçı ve antifaşist sendikacılığın gerekliliğinin altı çizilerek tüm sendikal örgütler ve demokratik kamuoyu, nefret söyleminin sıradanlaştırılmasına karşı teyakkuzda olmaya çağrıldı.
Faşistler daha önce Solidaires sendikasının yerel binasını, Koba Camii’ni ve komünist kitapçı La Plume Noire’ı hedef aldı.
Albert Camus İlkokulu’nun duvarlarına neo-Nazi sloganlar yazıldı. Geçen hafta ise La France insoumise genel merkezine bomba ihbarı yapıldı; çeşitli kentlerde parti büroları tahrip edildi. Toulouse’da silahlı neo-faşistlerin bir bara düzenlediği saldırı sonucu üç kişi yaralandı.
Fransa’da yayımlanan L’Humanité gazetesi, faşist Némésis üyeleri ile neo-faşist militanlar arasında geçtiği belirtilen yazışmaları gündeme taşıdı. Habere göre antifaşist aktivistleri pusuya düşürmeye yönelik planlı girişimlerde bulunuldu.
“Yem olarak gidelim”
L’Humanité gazetesinin ulaştığı bir Telegram grubundaki yazışmalara göre, Némésis yöneticilerinin Lyon merkezli neo-faşist grup Audace Lyon ile temas hâlinde olduğu öne sürüldü.
İddiaya göre süreç, Némésis’in Lyon’daki Carnot Kampüsü’nde bildiri dağıtma planıyla başladı. Sol görüşlü öğrencilerin etkinlikten haberdar olması üzerine Audace Lyon çevresinden Calixte Guy’ın, bölgede neo-faşist bir grubun “solcuları yakalamak” üzere hazır bulunmasını önerdiği aktarıldı.
Karşı grubun gelmeme ihtimaline karşı ise bir Némésis üyesinin şu teklifi yaptığı belirtildi: “İki-üç kız olarak, onları yakalamak istediğiniz yere gidip bildiri dağıtabiliriz. Biraz yem olmak için… ve Némésis adını kullanmayız.” Plan kapsamında grubun, neo-faşistlerin yönlendirmesiyle çevrede propaganda çıkartmaları yaparak beklediği; ancak o gün herhangi bir çatışma yaşanmadığı ve girişimin sonuçsuz kaldığı ifade edildi.
Şiddet geçmişi ve silahlar
Haberde adı geçen Calixte Guy’ın, Şubat 2025’te Paris’te Young Struggle tarafından düzenlenen bir etkinliğe yönelik saldırıya katıldığı da hatırlatıldı. Saldırıda bir CGT üyesinin yaklaşık 20 kişi tarafından darbedildiği; kask ve tekmelerle başına vurulduğu ve cam parçalarıyla yaralandığı belirtildi. Saldırganların “Paris Nazi, Lyon da Nazi!” sloganı attıkları aktarıldı.
Ayrıca yapılan aramalarda 13 bıçak, bir balta, gaz spreyleri ve teleskopik cop ele geçirildiği bildirildi.
Bu ifşalar, faşist grupların yalnızca sokak gösterileriyle değil, planlı provokasyonlarla da gerilimi tırmandırdığı yönündeki kaygıları güçlendirdi.
Sokakta Nazi selamları
Tüm bu gelişmeler, faşist Quentin Deranque’ın ölümü üzerinden yürütülen siyasi tartışmaların gölgesinde yaşanıyor. Lyon’da düzenlenen cenaze töreni, Nazi selamlarının verildiği bir gösteriye dönüştü. Taşınan bir pankartta “Solculara ölüm” ifadesi yer alırken açıkça ırkçı sloganlar atıldı. Bu görüntüler, ülke genelinde neo-Nazi çevrelerin daha görünür hâle geldiğini ve daha saldırgan bir çizgi izlediğini gözler önüne serdi.
Deranque, 12 Şubat’ta Lyon’da, La France insoumise (LFI) milletvekili Rima Hassan’ın katılımıyla üniversitede düzenlenmesi planlanan bir konferans öncesinde faşist ve antifaşist grupların sokakta karşı karşıya gelmesiyle başlayan çatışmada ağır yaralanmış ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmişti. Olay yargı sürecindeyken sağ ve faşist çevreler bu ölümü geniş çaplı bir “sol şiddeti” kampanyasının merkezine yerleştirdi.
Özellikle La France insoumise hedef gösterildi; Ulusal Meclis’te neo-faşist bir militan için saygı duruşunda bulunulması ve Auvergne-Rhône-Alpes Bölge Konseyi binasında fotoğrafının sergilenmesi yönündeki girişimler kamuoyunda yoğun tartışmalara yol açtı.
Bugün Fransa’da yaşananları yalnızca burjuva kalemşörleri ve politikacılar tarafından lanse edilen “iki uç arasındaki çatışma” olarak okumak eksik olur. Ekonomik kriz, sosyal hakların budanması ve siyasal temsil krizinin derinleşmesi, ırkçı ve faşist hareketlerin toplumsal zeminini genişletiyor. Neo-Nazi grupların sokakta güç gösterisi yapması, parlamentodaki sağ popülizmin yıllardır normalleştirilen söylemiyle birlikte ele alınmalıdır.
Faşist hareketler tarihsel olarak kriz dönemlerinde güç kazanır. Amaçları yalnızca göçmenleri ya da solcuları hedef almak değildir; aynı zamanda işçi sınıfının örgütlü yapısını dağıtmak, sendikal direnci kırmak ve toplumsal muhalefeti sindirmektir. Bu nedenle sendikaların ve kitlelere önderlik edebilecek potansiyele sahip parti, kurum ve oluşumların hedefte olması tesadüf değildir.
14 Mart için yapılan çağrılar bu açıdan kritik bir eşik olabilir. Paris, Lyon, Marsilya ve Nantes’ta yükselen ve ülke geneline yayılan “ırkçılığa, faşizme ve devlet şiddetine karşı birleşik mücadele” vurgusu, savunmacı bir tepkinin ötesine geçip geçemeyeceği sorusunu da gündeme getiriyor. Uluslararası ağlardan World Against Racism and Fascism’in yaptığı çağrı da bu mücadelenin sınır aşan bir boyut kazanması açısından önem taşımaktadır.
Önümüzdeki günlerde yapılacak eylemler, Fransa’daki mevcut siyasal atmosfer açısından önemli bir gösterge olacaktır.
Mesele yalnızca neo-Nazi saldırganlığının püskürtülüp püskürtülemeyeceği değildir; aynı zamanda emekçi sınıfların ve demokratik güçlerin bu kriz momentinde nasıl bir siyasal hat öreceği ve bu süreçten güçlenerek çıkıp çıkamayacağıdır.
Özellikle yerel seçimler arifesinde yükselen bu faşist dalga, solu yıpratma ve toplumsal muhalefeti savunma pozisyonuna sıkıştırma manevrası olarak da okunabilir. Ayrıca 15 Mart’ta yapılacak belediye seçimlerinde sağ liberal partilerin solu ekarte ederek büyük şehirleri (Lyon, Marsilya ve Paris) kazanma hamlelerine karşı bir güç gösterisi niteliği de taşıyacaktır.
Sol çevrelerin faşist Némésis grubunun resmî olarak yasaklanması talebiyle başlattığı imza kampanyası sürmektedir. Ancak antifaşist mücadele yalnızca sokakta örgütlenen neo-Nazi yapılara karşı geliştirilen anlık tepkilerle sınırlı görülemez. Bu mücadele, faşizmin zeminini oluşturan toplumsal eşitsizliklere, onu yeniden üreten siyasal iklime ve kriz dönemlerinde güçlendiren ekonomik düzene karşı bütünlüklü ve örgütlü bir karşı duruşu da gerektirir.
Nazlı Top – 27.02.2026






















































