Makaleler

Published on Haziran 5th, 2026

0

Dün tarih yazanlara bugün daha çok ihtiyaç bulunmaktadır | Aziz Tunç


Aynı konuda kısa aralıklarla birkaç yazı yazmak önemli bir handikaptır. Bunu göze almanın nedeni, zaten çok önemli olan devrimci mücadelenin öneminin çok daha fazla artmış olmasıdır. Dünyanın içinde bulunduğu durum ortadadır. Tarife gerek yok. Bilinen sloganda söylendiği gibi, “Bu pisliği devrim temizler” noktasındayız.

Ölüm yıldönümünü yaşadığımız Nazım Hikmet’in;

“Alçaklığın, hainliğin,
İkiyüzlülüğün, puştluğun,
Kısacası cümle kokuşmuşluğun
At oynattığı bir dönemde
Yaşamdan zevk alabilmek
Ancak zayıfların bahtiyarlığıdır.”

şeklindeki şiiri bilinmektedir.

Hiç tereddütsüz söyleyebiliriz ki bugünler, Nazım Hikmet’in tasvir ettiği o günlerden daha katlanılmazdır. Bu yetmezmiş gibi, ezilenler bir de karamsarlığa ve inançsızlığa mahkûm edilerek umutsuzlaştırılmak istenmektedir.

Elbette bu gidişi durdurmak için ideolojik, teorik, programatik ve pratik anlamda neler yapılacağı çok tartışılıyor; tartışılmalıdır da. Çünkü insanlık bu gidişe sürgit izin vermeyecek, bu kahredici düzen böyle gitmeyecektir. Şairin dediği gibi, “Boşuna çekilmedi bunca acılar.” Ve alkanlar içinde toprağa düşenler boşuna düşmediler.

Kadim tarihte Spartaküsler, Münzerler, Karmatiler, Hallac-ı Mansurlar, Babekler, Şeyh Bedrettinler, Pir Sultanlar ve daha sayısız önderler; yani canları pahasına “göğü fethetmek için” direnenler, bize bu dünyayı emanet etmişlerdir.

Toplumun ve evrenin geleceğini korumaya çalışan insanlık, tarihi boyunca doğayı ve yaşamı yok etme pahasına kendi sömürücü sistemlerini sürdürmek isteyen zorbalara karşı mücadele ederek varlığını korumuş ve sürdürmüştür.

İnsanlığın kesintisiz devam eden bu kavgası, 1871 Paris Komünü ve 1917 Ekim Devrimi ile yeni bir evreye geçmiştir. Belirtilen dönemde işçiler ve emekçiler dünyayı yönetmeyi teorize etmişler ve bunun için ayağa kalkmışlar, zorbaları ve sömürücüleri alt ederek kendi iktidarlarını kurmuşlardır. Yoksul yığınlar böylece yönetebileceklerini görmüş, göstermiş ve ayrıca yönetme yeteneklerini ve tecrübelerini geliştirmişlerdir.

Bu gerçeğin somut kazanıma dönüşmesi ikili bir sonuç yaratmıştır. Bir yanda egemenlerin korkmasına, aynı zamanda söz konusu haramilerin emekçilere karşı düşmanlığını ve saldırganlığını artırmasına yol açmıştır. Öte yanda aynı gelişme, emekçilerin kendilerine olan güvenini artırmış ve iktidar mücadelesinin asli öznesi olarak dünya çapında örgütlenmesini ve mücadele etmesini sağlamıştır.

Bizim coğrafyamızda da ezilenlerin bu insanlık mücadelesi yaşanmıştır. Bu topraklarda, 1915’te Ermeniler başta olmak üzere bütün Hristiyan halklara karşı sürdürülen soykırımlar ve bu soykırımlara karşı özellikle Hınçak Partili Ermeni devrimcilerin destansı direnişleri unutulmadı.

Türk devletinin kuruluşuna giden sürecin başlangıcı olarak kabul edilen ve törenlerle kutlanan 19 Mayıs 1919’da Pontus Rum halkına, 1920’de Kürt-Alevi Koçgiri halkına yapılan soykırımlar; Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katledilmesi, 1925 Şeyh Sait, Ağrı, Zilan, 1937-1938 Dersim soykırımları ve bu soykırımlara karşı yapılan direnişler, ezilenlerin hafızasından silinebilir mi?

Daha sonraki karanlık yıllarda Hristiyan halklara yönelik 6-7 Eylül saldırıları, 1967’de Elbistan’da Alevilere yönelik yok edici saldırılar ve Sabahattin Ali’nin faili meçhule kurban edilmesi ilk akla gelen saldırılardır.

1968 ve sonrası yıllar, Türkiye devrimci siyasal tarihinin önemli bir dönemi olarak tarihe geçmiştir. Bu yılın temmuz ayında Vedat Demircioğlu dönemin ilk şehidi olmuştur.

1971’de Kırıkhan’da Aleviler katledilmiş, aynı yıl yapılan darbeyle halklara insanlık dışı her türlü baskı uygulanmıştır.

Bu tarihlerde ülkenin devrimcileri, ezilen ve sömürülenlerin çıkarları için ezenlere karşı başkaldırmışlar, kararlı ve yaygın bir çalışmayla mücadeleyi kitleselleştirmişlerdir. Devrimi ve sosyalizmi amaçlayan bu örgütlü ve tarihî mücadeleyi yaratan gençler, söz konusu dönemi özel ve anlamlı kılmışlardır. Aynı mücadele, Kürt halkının örgütlü yapısı PKK tarafından 1978’den başlayarak bugüne kadar, 52 yıl boyunca sürdürülmüştür.

İnsanlık düşmanı egemen güçler, bu gelişmeleri engellemek için harekete geçmekte gecikmemiştir. Bu uğursuz amaçları için devrimcilerin ve halkın oluk oluk kanını akıtmışlardır. 1971, 1972 ve 1973 yılları; Denizlerin, İbrahimlerin, Mahirlerin, Sinanların, Cevahirlerin ve daha birçok devrimcinin katledildiği yıllar olarak tarihe geçmiştir.

1977 1 Mayıs’ında işçiler, 18 Mayıs 1978’de Haki Karer katledilmiştir. 1978’de Sivas, Malatya, Maraş ve 1980’de Çorum soykırım saldırıları gerçekleştirilmiştir. Yine Diyarbakır Zindanı’nda, 18 Mayıs 1984’te PKK militanları zulme karşı direnişin sembolü olarak kendilerini yakmışlardır. On binlerce insanın katledildiği, her türlü insanlık dışı işkencenin uygulandığı bu dönemde Kürt halkı tarihî bir direnişle varlığını korumuştur.

Belirtilen dönemde ve bölgelerde insani ve devrimci değerlere bağlılık daha etkili ve güçlüydü ve bu değerler kitleler tarafından sahiplenilmişti. O nedenle yaratılan toplumsal-siyasal atmosfer daha az kirliydi.

Böyle olduğu için asalakların hâkim olduğu koşullarda yapılan binbir çeşit alçaklık, çocuklara tecavüz, kadınlara ölüm, emekçilere sömürü ve soygun; devrimci değerlerin hâkim olduğu ortamlarda yapılamaz, akıllara bile getirilemezdi. Bilakis devrimci ortamlarda bu tür davranışlar en büyük suç olarak kabul edilmiş ve buna uygun bir pratik gerçekleştirilmiştir. Ayrıca toplumsal atmosfere hâkim olan bu insani değerler, halkların geleceğe umutla bakmasını sağlamıştır.

Devrimci değerlerin hâkim olduğu bu dönemin ayırt edici özelliği, devletin ve sistemin halkların düşmanı olduğu gerçeğinin daha kitlesel bir bilince dönüşmüş olmasıydı. Buna uygun olarak devrimci gençlik ezilenlerle birlikte ayağa kalkmıştır.

Ancak bu durum, 1980’lerden sonra hızla değişmiştir. Dünyada yaşanan neoliberal gelişmeler, ülkede yapılan 12 Eylül faşist darbesiyle birlikte belirtilen gelişmenin önünü kesmiştir. Böylece devrimci değerlerin toplumda etkili olduğu zeminin zayıflatılmasıyla, o günden bugüne dünya ve insanlık çok daha zor bir döneme girmiştir.

Bugün dünyamız ve sekiz milyar insan, vahşi kapitalizmin zulmü altında inim inim inlemektedir. Yoksulluk diz boyudur; en yaşamsal ihtiyaçlara ulaşmak, suya, ekmeğe ve insanca beslenmek için gerekli besin maddelerine erişmek neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Mevcut durumda bu sömürücüler ve kan emici vampirler pervasızca her istedikleri yere saldırmakta, savaşlar çıkarmakta, ahlaksızlığın her türünü yaşayarak dünyayı ve insanlığı kirletmektedirler. Dahası, bu soyguncu tayfası boş durmamakta; her yolu deneyerek ve her imkânı kullanarak kanlı ve kirli iktidarlarını tahkim etmeye çalışmaktadır.

Bunların zulmünden dolayı insanlık, zor nefes aldığı günlerden hızla hiç nefes alamayacağı günlere itilmektedir.

Ancak bilinsin ki dünyayı bu vampirlerden kurtarmak bütün ezilenlerin boynunun borcudur.

“Teslim olmadan,
Boyun eğmeden,
Sürünmeden,
El etek öpmeden,
İnsana yakışır şekilde ve onurlu yaşamak”

isteyen herkes güçlerini birleştirecek ve bu düzeni, bu kirli saltanatları yıkacaktır.

Bütün bu nedenlerden dolayı bugün gerek yaşadığımız coğrafyanın gerekse bütün dünyanın; devrimcilere, devrimlere, sosyalizme ve bu yönlü toplumsal çalışmalara ekmek kadar, su kadar, hava kadar ihtiyacı bulunmaktadır. Dünyanın ve insanlığın, dün olduğu gibi bugün de destan yazacak olan devrimcilere acil ihtiyacı bulunmaktadır.


Aziz Tunç – 05.06.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑