Sosyalizme açılan halkçı demokratik bir cumhuriyet için | İbrahim Çiçek
Doğru, inkârcı sömürgecilik kuşkusuz Kürt ulusal sorununda kilitlenmiş bulunuyor. Fakat cumhuriyet bırakın Kürt ulusunun kolektif haklarını kabul etmeyi Kürt ulusunun varlığını kabul etmeyi dahi “beka sorunu” yani varlığına tehdit olarak görüyor. Bu düğüm uzlaşı ile çözülebilir mi?
Şu sıralar Kürt ulusal demokratik hareketinin sözcüleri “Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” veya “Cumhuriyetin Demokratikleştirilmesi” sorununu çokça tartışıyorlar. Tabii “demokratik anayasa” konusu bu tartışmaların doğal uzanımı, bütünleyicisi oluyor. Kürt ulusal demokratik hareketi devletle yani cumhuriyetle bir uzlaşı arayışında. Uzlaşı için nelere hazır olduğunu 27 Şubat 2025’de Abdullah Öcalan’ın “barış ve demokratik toplum” açıklamasıyla ilan etti, buna uygun düşen çok önemli adımlar da attı. Bu uzlaşı süreci ve genel olarak ulusal demokratik hareketin siyasi güç ve etkisi nedenleriyle “cumhuriyetin demokratik dönüşümü” tartışması için bir dereceye kadar zemin oluşturmaktadır. Fakat sosyalistler için cumhuriyetin demokratik dönüşümü ve demokratik anayasa tartışmasının elle tutulur bir yanı yoktur; açıkça reformist bir yönelimi yansıtmaktadır.
Bir de ulusal demokratik hareketin sözcülerinin cumhuriyetin demokratikleşmesi bahsinde konuşmaya, yazmaya başladıklarında projektörlerini cumhuriyetin tarihine çeviren, orada bir kısım referanslar arama tarzı var! Fuat Ali Rıza’nın da bu eğilime bağlı kaldığını görüyoruz. 3 Haziran 2026 tarihli “Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” başlıklı yazısında 13-14 Haziran günlerinde yapılacağını duyurulan konferansın “demokratik cumhuriyet” tartışmaları bakımından önemine dikkat çekiyor. Cumhuriyetin kuruluşunda önemli demokratik değerler bulunduğunu bildiren yazar, cumhuriyetin tarihinde “Örneğin halkların ve kültürlerin inkârı bulunmuyor” diyebiliyor.
Evet “diyebiliyor” ve biz bu savrukluk karşısında Rumların da Anadolu halkalarından olduğunu ya da Ermenilerin, Süryanilerin de Anadolu-Mezopotamya halklarından olduğunu, bu halkların bırakın inkar edilip edilmemesini soykırıma uğradığını, cumhuriyetin kuruluşu ile Rum Pontus halkının soykırımının zamandaşlığını burada hatırlatmak zorunda kalıyoruz! Cumhuriyetin kurucuları zaten suç ortağı oldukları soykırımlar ile yüklü bu kanlı mirası üstleniyorlar. Dersim Kürt Alevi Soykırımı, Zilan Soykırımı başta gelmek üzere Kürt halkına yönelik sistematik soykırımların dayandığı tarihsel temeldir, Hristiyan halkların soykırımdan geçirilmesi. Demokratikleşme tartışmasının nesnesi olan cumhuriyetin kodlarında halkların kolektif varlığını, kolektif varlığından doğan kolektif haklarını kabul etme yaklaşımı yoktur; kurucuları ve ardılları söylem olarak kabul eder göründüklerinde ise bütün örneklerde bunun sömürgeci Türk burjuvazisinin taktik manevralarından ibaret olduğu sabittir.
Dönüşümü tartışılan mevcut cumhuriyetin ulusal ve sınıfsal niteliği nedir; şimdi nasıl bir rejim biçiminde varolmaktadır? Siyasal, sınıfsal ve ideolojik olarak “demokratik” dönüşüm yetenek ve kapasitesi var mıdır? Ya da bizzat demokratikleşmesi söz konusu yapılan cumhuriyetin yani Türk işbirlikçi tekelci burjuvazisinin sömürdüğü, onun faşist şeflik rejimi altındaki egemenlik aygıtı devletin ezdiği toplumsal kesimlerin siyasal baskısı demokratik dönüşümü dayatacak seviyede midir? Ya da olası bir devrim tehlikesinden demokratikleşme reformizasyonuyla kurtulma yoluna gitmesini zorlayan yakın bir fırtınanın tehdidi altında mıdır? Ulusal demokratik hareketin temsilcileri bu soruları tartışma dışı bırakıyorlar. Tasfiyeci ideolojik duruş şu sıralar sınıfsal analizleri zaten bütünüyle dışlıyor.
Tarih ulusal demokratik hareketi sömürgeci işbirlikçi tekelci burjuvazinin egemenlik aygıtı devletle uzlaşı arayışına zorladı. Ulusal demokratik hareketin uzlaşı arayışı kuşkusuz meşru. Olabilirliğinden ayrı olarak keza cumhuriyetin demokratikleşmesi talebi de meşru. Bunlar için cumhuriyetin tarihinde, olmadı “Türk-Kürt ilişkileri tarihinde” referanslar aramak gerekli olmadığı gibi ikna edici de değil. Tarihte ne türden referanslar bulunursa bulunsun, işbirlikçi tekelci burjuvazinin, emperyalizm destekli, AKP-MHP ortaklı faşist rejimli cumhuriyeti, yani mevcut Türkiye Cumhuriyeti devletinin demokratikleşmesi olanaklı görünmüyor. Tarihsel olarak bakarsak demokratikleşmek, soykırımcı Tük burjuva devletinin “fıtratına” aykırı.
Sömürgeci Türk burjuva devletinin 40 yıldır süren gerilla savaşının baskısından kurtulmak için demokratikleşeceği varsayımı, kuşkusuz aşırı iyimserdir. Güncel olarak faşist şeflik rejimine demokratikleşmeyi dayatan ne var?! Evet ezilen toplumsal kesimlerde, işçi sınıfı ve yoksulların saflarında, toplumun alt sınıf ve tabakaları arasında, kadınlardan Alevilere, LGBTİ+’lardan gençlik yığınlarına toplumda muazzam bir özgürlük ve demokrasi özleminin biriktiği bir gerçektir. Bu özlem derinleşen yoksulluk kriziyle de birleşmekte, özgür ve onurlu insanca bir yaşam isteği her kesimde kendisini göstermektedir. Yine de faşist şeflik rejimine demokratikleşmeyi zorlayan bir kitle baskısı gerçekliğinden söz edemiyoruz, potansiyel var, ama maalesef realize olamıyor!
Cumhuriyetin demokratik dönüşümü egemen sınıfın iç çelişki ve çatışmasının sonucu gerçekleşebilir mi? Yani günümüzde örneğin burjuva muhalefetle faşist şeflik rejimi arasındaki çelişki ve mücadele “demokratik dönüşümü” sağlayabilir mi? Polisle ve devletle karşı karşıya gelmekten, hatta miting yapmaktan bile korkan bir burjuva muhalefet olduğu açık değil mi, görülmüyor mu?
Güncel bölgesel durum cumhuriyetin demokratikleşmesi arayış ve yönelimlerini destekliyor mu? Bölge ateşler içerisinde emperyalist siyonist saldırganlık savaş, kaos, belirsizlik ve devrim, bölgedeki durumun tanımlayıcı özellikleri. Demokratik dönüşümü murat edilen cumhuriyetin daha çok demokrasiye değil daha çok merkeziyetçiliğe ve militarizme; yürütme, yasama ve yargının, yürütmenin yetkilerinin genişletilmesi içinde bütünleştirilerek, olmadı saray cuntası ve diktatörün keyfiyetine dayalı tarzda birleştirilmesine ihtiyacı var.
Türkiye’nin ekonomik ve mali bağımlılık içerisinde olduğu ABD, AB ve onların uluslararası tekellerinin AKP-MHP ortaklı faşist şeflik rejimini desteklemeleri cumhuriyetin demokratik dönüşümünü hiç de gerekli görmediklerinin yeterli verisi değil mi?
Bütün ülkelerin egemen burjuvazileri yeni bir paylaşım savaşı için hazırlanırken demokrasiye değil merkeziyetçiliğe, merkezin kırılmaz gücüne ihtiyaç duyuyor; aynı zamanda etiketi ne olursa olsun burjuva hükümetler bu nedenle faşist gelişmeyi tolere ediyor, besliyor ve normalleştiriyorlar.
Ama yine de demokratikleşme olamaz mı? Yani politik bir devrim gerçekleşmeksizin faşist şeflik rejimli Türkiye Cumhuriyeti devletinin demokratik dönüşümü olanaklı değil midir? Bu soruya kestirmeden yanıt vermek gerekirse yeni bir cumhuriyetin gelmekte oluşunun korku ve baskısı olmaksızın, egemen işbirlikçi tekelci burjuvazi, asker, sivil bürokrasi ve Türk sömürgeciliğinin partileri zaten gönüllü olmayacakları gibi “demokrasiye” boyun da eğmeyeceklerdir.
Yeni bir Cumhuriyet işçi sınıfı ve bütün ulusal toplulukların, kadınların, gençlerin ve gadre uğrayan çeşitli inanç topluluklarının, bütün halkın politik özgürlüğü bayrağını taşıyan bir cumhuriyet olabilir.
Yeni bir cumhuriyet ulusların eşitliği ve özgür birliği üzerine kurulu bir cumhuriyet olabilir. Bütün ulusal topluluklar için ulusal hak eşitliği ve Kürt ulusu için kendi kaderini belirleme hakkına sahip bir cumhuriyet ancak “cumhuriyetler birliği” olabilir.
Yeni bir cumhuriyet ancak “kadınlar iktidarın eşit ve bağımsız ortağı” olacağı bir cumhuriyet olabilir.
Yeni bir cumhuriyet ancak NATO’suz, emperyalizme bağımlılık ilişkilerini tasfiye eden, dünya haklarının enternasyonalist yoldaşı bir cumhuriyet olabilir.
Yeni bir cumhuriyet ırkçılık, şovenizm ve faşizmle uzlaşmayan, faşist şeflik rejiminin yıkıntıları üzerine yükselebilir.
Yeni bir cumhuriyet ufku emperyalist dünyaya değil sosyalist geleceğe açılan halkçı demokratik bir cumhuriyet olabilir.
“Yeni bir cumhuriyet için” mücadele tabi ki iktidar mücadelesidir. Birleşik devrim mücadelesidir. Diğer yandan cumhuriyetin demokratikleştirilmesi de onun varlığını, egemenliğini kabul ederek iktidardan pay istemek demektir; 27 Şubat’tan günümüze süren uzlaşma arayışı ulusal demokratik hareket için bir bakıma iktidardan pay alma arayışı iken devlet için ulusal demokratik hareketi tasfiye etme fırsatı olarak algılanmaktadır.
Yeni bir cumhuriyet, Türkiye ve Kuzey Kürdistan Halk Cumhuriyetleri Birliği olabilir; Halk Cumhuriyetler Birliği meclisler temeli üzerinde örgütlenebilir. Türkiye ve Kuzey Kürdistan Halk Cumhuriyetleri Birliği; bu iki ulus ve eşit iki ulusun özgür ve gönüllü birliği demektir. Eğer cumhuriyetin demokratik dönüşümü olanaklı ise bu ancak Türkiye ve Kuzey Kürdistan Halk Cumhuriyetleri Birliği, yani yeni bir cumhuriyet için birleşik devrim mücadelesinin bir yan ürünü olabilir.
Doğru, inkârcı sömürgecilik kuşkusuz Kürt ulusal sorununda kilitlenmiş bulunuyor. Fakat cumhuriyet bırakın Kürt ulusunun kolektif haklarını kabul etmeyi Kürt ulusunun varlığını kabul etmeyi dahi “beka sorunu” yani varlığına tehdit olarak görüyor. Bu düğüm uzlaşı ile çözülebilir mi? Cumhuriyetin bunu kabul etmeyeceği belli. Halen yürürlükte bulunan uzlaşı sürecinde cumhuriyetin sözcülerinden Kürt ulusunun kolektif varlığı ve haklarını söz konusu yapan tek bir cümle bile duyulmuyor oluşunda tam da bu gerçek verilidir. Tıpkı İskender’in kılıcının gordion düğümünü çözmesi gibi, bu kilitlenmiş durumu ancak birleşik devrim çözebilir. Yeni bir cumhuriyet, Türkiye ve Kuzey Kürdistan Halk Cumhuriyetleri Birliği devrimin en önde dalgalanan bayrağıdır.
Seçtiklerimiz: İbrahim Çiçek – etha – 12.05.2026
























































