Makaleler

Published on Nisan 27th, 2026

0

Ayşe Hür’ün “Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü” makalesine bir eleştiri ve katkı | Mustafa Yavuz


24 Nisan 1915 Anması vesilesiyle…

Sosyal medyada her yıl Ermeni soykırımının yıl dönümü nedeniyle çok sayıda makale ve kınama mesajı paylaşılıyor. Bu yıl da benzer paylaşımlar yapıldı. Bu paylaşımlara göz gezdirirken, tarihçi Ayşe Hür’ün 21 Nisan 2026 tarihinde bir makalesine rastladım. Bu makale ilk olarak 22 Nisan 2012’de Taraf Gazetesi’nde yayınlanmış. Aynı makale “Anatolian Armenians”ta önce 21 Nisan 2017’de ardından da 21 Nisan 2026’da yayınlandı. “Yüzleşme Atölyesi” de Anatolian Armenians’ın yayınladığı bu makaleyi aynı gün paylaştı.

Yeni yayımlanan “Şark Meselesi [Türkiye] ve Marksizm. İttihat Terakki Diktatörlüğü ve Hristiyan Milletlerin Eşit Vatandaşlık Tahayyülünün Trajik Sonu” adlı kitabımda Ermeni Soykırımı’nda Almanya İmparatorluğu’nun ve Alman Sosyaldemokrat Partisi’nin (SPD) rolünü ayrıntılı şekilde ele aldığım için, Ayşe Hür’ün makalesini araştırmamdaki tespitlerle karşılaştırmak amacıyla okuyunca, “Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü” makalesinin “Alman Sosyalist ve Komünistlerinin Tavrı” bölümünün ciddi hatalarla malûlolduğunu gördüm.

 Nisan 2012 gibi eski bir tarihte yayınlanmış bu makalede yapılan tespitlere ilişkin bir tepki verilip verilmediği öğrenmek amacıyla internette araştırma yaptım. Aramaların neticesinde sadece tarihçi Halil Berktay’ın, Hür’ün makalesinin “Alman Sosyalist ve Komünistlerinin Tavrı” bölümünde yaptığı tespitlere, 26.04.2012 tarihli Taraf Gazetesi’nde  yazdığı makalede  “hafif birkaç dost eleştirisi”  yapmış.

Ayşe Hür’ün bu eleştiriye nasıl tepki verdiğini bilmiyorum.

Halil Berktay’ın dışında bu makalenin Türk ve Kürt sosyalistleri tarafından bir eleştiriye tabi tutulup tutulmadığına ilişkin  bilgiye rastlamadım.

 “Anatolian Armenians” ve yine “Yüzleşme Atölyesi”, Ayşe Hür’ün bu makalesini tekrar tekrar yayınlayarak Ermeni soykırımında  “Alman Sosyalist ve Komünistlerinin Tavrı”na ilişkin yanlış bilgilerin yaygınlaştırılmasına farkında olmadan katkıda bulunmaktadırlar. Bu nedenle makalede yer alan yanlış bilgileri düzeltmek ve zikrettiğim sosyal medya gruplarını uyarmak amacıyla, Alman sosyaldemokrasisinin Ermeni meselesinde tutumuna dair bir takım elementer bilgileri aktarmayı gerekli gördüm.

Bilindiği gibi, Hristiyan soykırımları Türk solunun bazı kesimlerinin lügatinde, ancak 21. Yüzyılın başlarında yüzeysel de olsa yer almaya başladı. Türk ve Kürt sosyalizmi tarihi boyunca Osmanlı Hristiyan milletler meselesini görmezden gelen bir perspektifle, sosyalist kurtuluş mücadelesine ilişkin tezler ve programlar üretti. Ermeni aydınlarının da Hür’ün “Alman Sosyalist ve Komünistlerinin Tavrı”na ilişkin yaptığı tespitlere, bir tepki verip vermediklerine ilişkin bir bilgiye ulaşamadım.

Ayşe Hür, 1894-1896 Ermeni katliamlarının sorumlusu Sultan II. Abdülhamid’in Avrupa’da Kızıl Sultan olarak anıldığı dönemde, Kayzer Wilhelm II.’nin 1898’de çıktığı Şark gezisi üzerine, Alman gazetelerindeki tartışmalara dikkat çektikten sonra, “Revizyonist Sosyalist Parti ile komünist Liebknecht’in başını çektiği Spartakistlerin” de bu konuda tartışıp saflaştıklarını belirtmiş. Ayşe Hür, bu kısa bölümde şu saptamaları yapmış:

“Bu polemiklerin arkaplanında Bernstein ve Kautsky’nin liderliğini yaptığı Revizyonist Sosyalist Parti ile komünist Liebknecht’in başını çektiği Spartakistlerin çatışması vardı. İlginç biçimde, Revizyonistler Abdülhamid’in Ermeni politikalarını eleştirirken, Spartakistler 1853-1856 Kırım Savaşı’ndan beri, Çarlık Rusya’sına karşı Osmanlı İmparatorluğu’nu desteklemeyi doğru bulan Karl Marx ve Friedrich Engels’in politikalarını izliyorlardı. Liebknecht’in yoldaşlarına göre Balkanlar ve İstanbul’da Çar’ı görmektense Sultan’ı görmek evlaydı. Kayzer de böyle düşünüyor olmalıydı ki, Almanlar Birinci Dünya Savaşı’na girerken, Osmanlı İmparatorluğu’nu İtilaf Devletleri’nin eline bırakmamak için kesenin ağzını açmışlardı.”

Öncelikle hemen belirtmem gerekir ki 1853-1856 Kırım Savaşı’ndan beri, Çarlık Rusya’sına karşı Osmanlı İmparatorluğu’nu desteklemeyi doğru bulan Karl Marx ve Friedrich Engels’in politikalarını izleyenler, henüz bir grup olarak neşet etmemiş Spartakistler değil, Karl Liebknecht’in babası Wilhelm Liebknecht’in temsil ettiği Ortodoks Marksistlerdir.

Alman Sosyal Demokrat Partisi (Sozialdemokratische Partei Deutschlands -SPD)

Marx ve Engels, Kırım Harbi sürecinden itibaren Osmanlı Slavlarının Hellenlerin ve Ermenilerin millî-demokratik  mücadelelerini, Avrupa proletaryası ile gerici Çarlık arasındaki büyük tarihsel çatışma içinde gerici Çarlık rejiminin enstrümanları olan önemsiz halkların girişimleri olarak değerlendirdiler. Osmanlı Hristiyan milletlerinin kurtuluş hareketlerini, Rus altını ve Rus entrikalarıyla kışkırtılmış hareketler olarak nitelediler. Marx ve Engels’in bu Türkofil tutumları, Avrupa Sosyaldemokrasisini uzun yıllar etkiledi. Marksizmin kurucularının Şark siyaseti bağlamında geliştirdikleri siyaset, Alman Sosyaldemokrat Partisi’nin Osmanlı Hristiyan milletleri tarihsel özne olarak görmesini engelledi.

Sultan II. Abdülhamid’in 1894-1896 Ermeni katliamlarını dikkatle izleyen Giritliler, benzer katliamların Girit’te de yaşanacağı endişesiyle harekete geçince, 1896 Büyük Girit İhtilâli patlak verdi. Bu gelişmeler, Marx ve Engels’in, ezilen Osmanlı Hristiyan milletlerin kurtuluş mücadelelerine ilişkin olumsuz bakışından kaynaklanan tavrın, Alman Sosyal Demokrat Partisi içinde tartışmaya açılmasına neden oldu.  

Marx, 1866 senesinde Girit Adası’nda patlak veren ve üç sene boyunca dünya diplomasisini meşgul eden, Osmanlıların “İhtilâl-i Kebir” olarak niteledikleri demokratik ihtilâle dair, Marx 1867’de Auguste Vermorel’e yazdığı mektupta şöyle diyordu:

“Yayınladığınız gazetede Girit’teki sözde devrim hakkında Rus yalanlarını (ve Hellenlerin, çünkü onlar Rusların bir aracıdır) yankılıyorsunuz.”

Engels’in 1894 senesinde yazdığı bir mektupta da bu tutum açık bir şekilde sergilemekteydi.

“Engels bir Ermeni Sorunu olduğunu yadsımamakla birlikte, bunun Çarlığın Anadolu’daki yayılma emellerine hizmet edeceğinden endişe ediyor ve Anadolu’nun ezilen halklarının kaderinin, otokrasinin devrilmesiyle düzeltilebileceğini yazıyordu.”

Gelecekte Spartakist Birliği’nin kurucularından Rosa Luxemburg (5 mart 1871 – 15 Ocak 1919), Karl Kautsky (16 Ekim 1854 – 17 Ekim 1938), Eduard Bernstein (6. Ocak 1850 – 18. Aralık 1932), Hermann Wendel (8 Mart 1884  –  3 Ekim 1936) gibi önde gelen SPD üyeleri, kendini “Doğu uzmanı” olarak niteleyen ve Marksizmin kurucularının Ortodoks savunucusu Spartakist Karl Liebknecht’in babası Wilhelm Liebknecht’in (29 Mart 1826 – 7 Ağustos 1900) güçlü direnişine karşı, Doğu ve Güneydoğu Avrupa Slavlarının, Giritli Hellenlerin ve Ermenilerin ekonomik, siyasi koşullarına ve Osmanlı despotizmine karşı giriştikleri mücadelelere ilişkin yeni analizler yaptılar.

Rosa Luxemburg, “Olayları kemikleşmiş sloganlarımızın çerçevesine tıkıştırmak değil tersine sloganlarımızı canlı olaylara uyumlu kılmak gerekiyordu.” diyerek Marksistlerin Şark Meselesi hakkında, o güne kadar izledikleri siyaseti terk etmelerini savundu. Ekim 1896’da Sächsische Arbeiter-Zeitung’a yazdığı “Sosyal Demokrasi ve Türkiye’de Ulusal Savaşımlar” makalesinde de  bu konuyu ayrıntılı bir şekilde analiz etti. Luxemburg özetle şöyle diyordu:

“İmparatorluğun çözülüş süreci, var olan bir gerçek olarak kabul edilmeli ve bu sürecin durdurulabileceği ya da durdurulması gerektiği türünden bir saplantıya kapılınmamalıdır. Hristiyan ulusların bağımsızlık eğilimlerine tam destek sağlamalıyız.”

Kautsky de1896 senesinde Slavlar, Giritliler ve Ermenilerin kurtuluşu meselesine dair yaptığı analizde,  yeni durumun Rusya dışındaki Slavlar, Ermeniler ve Hellenlere yeni ufuklar açtığının altını çizer. Osmanlı Hristiyanlarına dair şunları söyler:

“Türkiye’ye gelince, roller zaten tamamen tersine dönmüş durumda. Rusya, Türk yöneticilerle tek yürek ve tek ruh olarak Ermeni ve Girit mezalimine kayıtsız kalırken, İngilizler, sadece liberaller değil muhafazakârlar da Türkiye’nin ezilen milletlerinin savunucuları olarak hareket etmekte ve sadece bir dünya savaşı korkusuyla kendilerini bu milletlere bağımsızlık için yardım etmekten alıkoyuyorlar.”

Marx zamanından beri geçerli olan Şark politikasının Ortodoks takipçisi Wilhelm Liebknecht, Ermeni isyanlarının desteklenmesini teklif eden Rosa Luxemburg’un makalelerinin parti yayın organı Vorwaerts’te yayınlanmasını yasakladı. Gözü Rus düşmanlığından başka bir şeyi görmeyen Wilhelm Liebknecht, Luxemburg’un Sächsische Arbeiter-Zeitung’ta çıkan makalelerine sert eleştiriler yöneltti. Wilhelm Liebknecht, Luxemburg’a verdiği cevaplarda mesnetsiz bir şekilde Giritlilerin “en ilkel kültürel düzeyde kaldıkları gibi, ekonomik olarak da adanın Müslümanlarından fersah fersah gerideler” derken, Ermeniler hakkında da günümüzde nefret suçu sayılacak tarzda “Gregoryenlerin zaten herkesin nefret ettiği berbat bir millet olduğunu (…) mevcut durumda Türkiye’deki herhangi bir ayaklanmanın sadece Rus Çarlığı’nın fetih politikasına yarayabileceği aslında besbellidir- çünkü bugün Ermenistan’da bir sosyalist hareket kumdan şatolara benzer” diyordu.

Alman Sosyaldemokrat Partisi, birinci emperyalist savaş sürecine kadar bölünmeden varlığını sürdürdü. Ayşe Hür’ün “Revizyonist Sosyalist Parti” ile komünist Liebknecht’in (hangi Liebknecht?) başını çektiği Spartakistlerin çatışmasının varlığından bahsetmesi dikkatsizce yapılmış bir tespittir. Yine büyük harflerle özel isim olarak “Revizyonist Sosyalist Parti” olarak tanımlanacak bir partiAlman sosyaldemokrat-sosyalist hareketinde hiçbir zaman var olmamıştır.Dolayısıyla Karl Kautsky’nin olmayan bir partinin liderliğini yapması mümkün değildir ve gelecekte  Spartakist Birliğini kuracak olan Rosa Luxemburg gibi sosyaldemokratlarla birlikte 1853-1856 Kırım Savaşı’ndan beri izlenen, Çarlık Rusya’sına karşı Osmanlı İmparatorluğu’nun desteklenmesi siyasetine karşı çıkmıştır.  

Kautsky, uzun süre tüm dünya Marksistlerinin  saygı duyduğu bir otorite olarak sosyalist teorinin gelişimine önemli katkılarda bulunmuş sosyaldemokrat siyasetçi ve teorisyendir. Marksizmi onun metinleri aracılığıyla öğrenen Balkan Slavlarının nezdinde “pek muhterem üstat ve yoldaş Karl Kautsky”dir.

Alman Sosyal Demokrat Parti basınında Rosa Luxemburg, Eduard Bernstein, Karl Kautsky gibi sosyaldemokrat liderlerin, Ermeni meselesine ve Doğu ve Güney Avrupa Slavlarına dair tezlerin gözden geçirilmesine dönük başlattıkları tartışma kısa zamanda meyvelerini vermiştir.

Bu bağlamda 1900’de Paris’te toplanan Uluslararası Sosyalist Kongre, Ermenilere yönelik zulmü bir kararla kınadı ve Avrupa hükûmetlerinin eylemsizliğini eleştirdi. Brüksel’deki Uluslararası Sosyalist Büro, tüm ülkelerin sosyalistlerini ezilen Ermeniler için etkili bir şekilde karşı çıkmaya çağırdı. “3 Mart 1902’de Georg Gradnauer (SPD), Meclisin tutum almasını ve endişe verici olayları hükûmete bırakmamasını talep etti.”  (…) Eduard Bernstein, 26 Haziran 1902’de Berlin’de bir halk toplantısında ‘Ermeni Halkının Acıları ve Avrupa’nın Görevleri’ hakkında konuşmada: “Ermenilerin çok kötü bir koruyucusu olduğu kanıtlanmış olan Almanya’nın sorumluluğu konusunda acil uyarıda bulundu. Hayır, Ermeni halkı Alman sermayesinin şu anda Küçük Asya’da çıkarları olduğu gerçeği yüzünden şimdi ve asla mahvolmamalıdır” dedi. 17-19 Temmuz 1902 tarihlerinde Brüksel’de toplanan ve ‘Ermenistan Dostları Kongresi’ olarak tarihe geçen uluslararası kongre, mazlum Ermenilere nihayet sahip çıkma amacına hizmet etti. Birçok ülkeden çeşitli partilere mensup iki binden fazla temsilcinin onayını aldı; katılımcılar arasında birçok ünlü, Jean Jaurès ve Bertha von Suttner vardı. Kongrede bulunmamalarına rağmen, August Bebel ve Eduard Bernstein da nihayet adı geçen komiteye seçildi.”

1890’lı senelerden beri Alman kamuoyunda Ermeniler için aracılık yapan Protestan din adamı ünlü Alman aktivist Johannes Lepsius Almanya’nın müttefiki bir ülkede Ermenileri imha etme siyasetinin gözden geçirilmesini rica etmek için 1915 yazında Osmanlı başkentine giderek Enver Paşa’yı ikna etme çabası sonuçsuz kaldı. 5 Ekim 1915’te Almanya’ya dönünce, hükümet nezdindeki çabaları da sonuç vermedi. Bunun üzerine bir parlamento inisiyatifi oluşturmaya çalıştı.

Alman Sosyaldemokrat Partisi milletvekili Wilhelm Liebknecht’in oğlu Karl Liebknecht (13 Ağustos 1871 – 15 Ocak 1919) Aralık 1915’te bir soru önergesi verdi. Bu önergede hükümetin, Almanya’nın müttefiki Osmanlı Devleti’nin vatandaşı Ermenilere karşı girişilen imha siyasetinin tekrarlanmaması için ne türden müzakerelere giriştiğini sordu. Önergeye verilen cevapta, kışkırtıcı faaliyetleri nedeniyle Ermenilerin başka yerlere yerleştirildiğini. Daha fazla ayrıntı vermeyeceği belirtildi. Karl Liebknecht bunun üzerine, “Başbakan, Profesör Lepsius’un Türk Ermenilerinin yok edilmesinden açıkça söz ettiğini biliyor mu” diye sordu. Bu soru gürültülerle bastırıldı. Sosyal Demokrat parlamento grubu saflarından Philipp Scheidemann, 2 Ağustos 1916’da Ermenilere karşı işlenen zulümler ve hükûmetten tatmin edici olmayan açıklamalardan ötürü Alman Başbakanı’na bir yazılı soru önergesi verdi. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Zimmermann 29 Eylül 1916’da cevap olarak şöyle diyordu:

“Tamamen insani bir bakış açısıyla kaderlerine ne kadar üzülsek de kıymetli kanlarını en çetin muharebelerde dökmek zorunda kalan ve aynı zamanda Türklerin desteğine muhtaç olan evlatlarımız ve kardeşlerimiz Ermenilerden daha kıymetlidir.”

Karl Liebknecht 4 Ocak 1916’da verdiği soru önergesinde Alman İmparatorluğu’nun Ermeni soykırımındaki sorumluluğunu şu sözlerle sergiledi. “Türk hükûmeti Ermeniler arasında korkunç bir kıyıma neden oldu; Bütün dünyanın bundan haberi var ve- tüm dünyada Almanya sorumlu tutuluyor, çünkü Alman subayları Konstantinopol’deki hükûmete komuta ediyorlar. Basının ağzı kapatıldığı için sadece Almanya’da kimse bir şey bilmiyor. Bu suçlara işaret etmek bir erdemdir.”

Karl Liebknecht’in hapiste olan yoldaşı Rosa Luxemburg, “Liebknecht ne için savaşıyordu?” başlıklı yasa dışı bir broşürde şöyle yazıyordu:

“Liebknecht, Alman meclisinde kürsüye çıktığında hükûmet ve onun yaverleri için her zaman kara bir gündü. Ve parlamento kürsüsü onun için, proletarya kitlelerine pencereden seslendiği, onlara uluslararası dayanışmanın yükümlülüklerini hatırlattığı, onları Ermeni milletinin sistematik olarak yok edilmesine [Völkermord] ve emperyalizme karşı mücadeleye teşvik ettiği bir makamdı. (…) Hükûmetin ve burjuva partilerinin Liebknecht’e karşı ölümcül nefretinin nedeni budur. Bu nedenle, Liebknecht ne zaman konuşmak istese, mecliste öfke patlamaları oluyordu. Bağırarak, usul kuralları çiğnenerek susturulmaya çalışıldı ve vahşi bir güçle tribünlerden aşağı sürüklendi. Sonra onu kılıç adaletine teslim ettiler ve şimdi de acımasız yargı yoluyla onu yok etmek istiyorlar.”

Marksist merkezin önde gelen temsilcilerinden Karl Kautsky ve Eduard Bernstein, Kayzer Wilhelm II.’nin günümüz okurunun da kulağına yabancı gelmeyecek “Burgfrieden” (iç cephenin güçlendirilmesi) politikasına karşı protesto bildirisi yayınladılar. 24 Mart 1916’da savaş kredilerine karşı oy kullanan SPD Reichstag fraksiyonundan içinde Hugo Haase, Eduard Bernstein, Otto Rühle gibi isimlerin bulunduğu 18 kişilik muhalif grup, fraksiyondan ihraç edildi. Karl Liebknecht, 1915’te tek başına savaş kredilerine hayır oyu verdiği için fraksiyondan ihraç edilmişti. İhraç edilenler, Sosyaldemokrat Çalışma Grubu’nu kurdular (Sozialdemokratische Arbeitsgemeinschaft / SAG). Bu olay, Nisan 1917’de “Alman Bağımsız Sosyal Demokrat Partisi”nin (USPD) kurulmasına giden yolu açtı. Partinin sol kanadının çoğunluğu Spartakistler de USPD’ye katıldılar; ancak Spartakist Birliği 30 Aralık’ta USPD’den tekrar ayrıldı ve kendisini bağımsız Almanya Komünist Partisi-KPD olarak örgütledi.

Karl Liebknecht’in parlamento oturumlarında yürüttüğü mücadele, Almanya’yı, savaş sırasında müttefikinin egemenlik alanında gerçekleştirdiği katliamların suç ortaklığını yapmakla suçlayan, katliamların derhâl sona erdirilmesi ve tazminat için çabalayan tek girişim olarak kaldı. Karl Liebknecht’in “küçük soru önergeleri”yle yürüttüğü mücadelesi, Alman Parlamentosu tutanakları ve bu konuda haber yapmaya cesaret eden gazeteciler aracılığıyla emperyalist savaşlara ve soykırımlara karşı cesur bir çaba olarak güncelliğini hâlâ koruyor.


Kaynaklar

Ihrig, Stefan. “Als der Genozid diskutiert wurde. Das Talât-Pascha- Attentant und die Deutsche Dabatte um den Völkermord an den Armeniern”. İçinde: Das Deutsche Reich und der Völkermord an den Armeniern. Göttingen: Wallenstein Verlag. 2017.
Elm, Ludwig. “Der Genozid an den Armeniern 1915/16 im Osmanischen Reich – dem Verbündeten des deutschen Kaiserreichs während des europäischen Völkermordens”. Rosa-Luxemburg Stiftung Thüringen e.V. Texte &Argumente. 2015/1.
Kautsky, Karl. “Die Polen, die Revolution, der Panslavismus”. Die Neue Zeit, 14. 1896. Nr:2.
Laschitza, Annalies. Karl Liebknecht: Advokat und Parlamentarier mit Charisma. Rosa- Luxemburg- Forschungsberichte Heft 15. Sachsen, Leipzig: Rosa- Luxemburg-Stiftung. 2018.
Luxemburg, Rosa. “Wofür kämpfte Liebknecht, und weshalb wurde er zu Zuchthaus verurteilt? (Oktober 1916)”. İçinde: Gesammelte Werke, Bd. 4. Berlin: Karl Dietz Verlag. 2000.
Luxemburg, Rosa. Türkiye Üzerine Yazılar. Çeviren: Ali Çakıroğlu. İstanbul: Belge Yayınları. 2013.
Marx, Karl; Engels, Friderich. MEW. Band 31. Institut für Maxismus Leninismus beim ZK der SED. Berlin: Dietz Verlag. 1962. 
Minassian, Anaide Ter. Ermeni Devrimci Hareketi’nde Milliyetçilik ve Sosyalizm (1887-1912). Çeviren: Mete Tunçay. İstanbul: İletişim.
Yayınları. 2012. Troebst, Stefan. “ ‘Hochverehrter Meister und Genosse’ Karl Kautsky und die Sozialistische Bewegung in Bulgarien”. İçinde: Bulgaristik Symposium Marburg : Bulgarische Sammlung. Bd. 7 (Band 43).
Yavuz, Mustafa. Yeni yayımlanan “Şark Meselesi [Türkiye] ve Marksizm. İttihat Terakki Diktatörlüğü ve Hristiyan Milletlerin Eşit Vatandaşlık Tahayyülünün Trajik Sonu” İstanbul: Belge Yayınları. 2025


Mustafa Yavuz – 27.04.2026

Tags: ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑