Makaleler

Published on Kasım 4th, 2026

0

Ne ışıksız kalın ne penceresiz | Hilmi Toy


“Gece tutuşur canım, günler tutuşur” diyor ya hani türküde… Bizim için de sonuçta yeni ve zorlu bir süreç başlıyor artık. Dünyanın hâli hâl değil. Özellikle işçiler, emekçiler, gençler ve cümle ezilen halklar için… Önümüzde duran seçenek belli: Ya barbarlık ya sosyalizm! Aradaki çözümler ve seçenekler, olsa olsa geçici duraklardan ibaret.

Bugün sokakları tutuşturan, günlere yeniden hareket ve heyecan katan gençler. İlk kıvılcımı Paris’te çaktılar. “Özgürlük kaldırım taşlarının altında” diyenlerin izini sürercesine taşıyor okullar, sokaklar ve yollar bu mücadeleyi. Bir farkla: Bu kez işaret fişeğini liseliler ateşledi. Paris, Paris… Avrupa’nın kavga ve özgürlük mücadelelerinde her daim pusulası. Yalnızca Fransa’yı değil, bir baştan bir başa Avrupa’yı saran bir heyula dolaşıyor bugün sokaklarda.

Dün gençler, yollarını işçi sınıfının ve emekçilerin yoluyla birleştirerek yürümüşlerdi. Bugün de “Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm” diyorsak, işçi sınıfı ve emekçiler, kendi geleceklerine sahip çıkmak için gençliğin açtığı yolda yürümeli. Çünkü gelecek, ancak ortak mücadeleyle kurulabilir; gençliğin dinamizmiyle emekçilerin örgütlü gücü buluştuğunda anlam kazanabilir.

Tam da böyle zamanlarda Nazım Hikmet’in dizeleri düşüyor aklımıza:

“Henüz vakit varken, gülüm, / Paris yanıp yıkılmadan, / henüz vakit varken, gülüm, / yüreğim dalındayken henüz, / şu Mayıs gecesi rıhtımda, / depolarda kırmızı varillere oturmalıyız. / Karşıda karanlığa giren kanal. / Bir şat geçiyor, selamlayalım gülüm, / geçen sarı kamaralı şatı selamlayalım. / Belçika’ya mı yolu, Hollanda’ya mı? / Kamaranın kapısında ak önlüklü bir kadın tatlı tatlı gülümsüyor. / Henüz vakit varken, gülüm, / Paris yanıp yıkılmadan, / henüz vakit varken, gülüm… / Parisliler, Parisliler, / Paris yanıp yıkılmasın…”

Nazım’ın bu dizeleri, yalnızca bir kente duyulan sevginin değil, yaklaşan tehlikeyi sezmenin, zamanı doğru okumanın ve emekçi insanlığın ortak geleceğine Komün ruhuyla sahip çıkma çağrısının da ifadesidir. Paris yanıp yıkılmadan, hayatın güzellikleri tükenmeden, umutlarımızı yitirmeden harekete geçmenin zamanıdır.

Bu nedenle gözlerimiz kırılan cam çerçevelere, sökülen kaldırım taşlarına takılıp kalmasın. Aklımızda kalan bunlar olmasın. Asıl görmemiz gereken, bütün bunlara yol açan nedenlerdir. Gençlere saldıran, durmak bilmeyen şiddeti uygulayan polis gücünün arkasındaki siyasal anlayışı sorgulamalıyız. Gençlerin sesini duymayan, taleplerine kulaklarını tıkayan, onları anlamak yerine karşılarına şiddetle dikilenleri görmeli ve yargılamalıyız. Unutmayalım ki şiddeti yaratan, egemenlerin şiddetidir. Sokaklardaki öfkenin ve itirazın nedenlerini görmeden, yalnızca ortaya çıkan görüntüler üzerinden hüküm vermek, gerçeğin üzerini örtmekten başka bir işe yaramaz.

Öyleyse bütün bu karanlığa rağmen yeni günlere doğmak, yeni yollara yürümek gerek. Bu dünyalık ömrümüzde uslanmaz özlemlerimize sarılmalıyız. Zaptedilemez umutlara tutunacağız, her şeye rağmen… Çünkü insanı ayakta tutan, yalnızca bugünün gerçekliği değil, yarına dair kurduğu düşler ve o düşler uğruna gösterdiği dirençtir.

Gece karanlık, uykunun karanlığı da öyle… Ama şafak söken sabahlara uyanmak güzel olacak. Yarınlara ilişkin umudumuz büyük olmalı. Gecenin son demindeyiz belki de. Her gecenin bir sabahı, her karanlığın bir aydınlığı vardır. Güneş yine doğacak; sabahın, aydınlığın ve geleceğin sahiplerinin üzerine… Yeter ki o sabaha uyanma irademizi ve umudumuzu yitirmeyelim.

Peki, nerede kalmıştık?

Günler Mevsimlik, Umutlar Asla!

“Kitaplar suç ortağımız” demişti bir yazarımız. Ne güzel bir söz! Çünkü kitaplar yalnızca okunup bir kenara bırakılan nesneler değildir. Bazen bir tanık, bazen bir yol arkadaşı, bazen de insanın kendisiyle ve dünyayla hesaplaşmasının en güçlü aracıdır. Kitaplar elimizin altında, başucumuzda olsun. Her kitap, karanlıkta ışığı taşıyan, dünyaya açılan bir penceredir. İnsan o pencereden baktıkça çoğalır, düşünür, sorgular ve kendini yeniden kurar.

Bu yüzden her eve bir kütüphane, her insana kitaplar gerek. Çocukların kitaplarla büyüdüğü, gençlerin düşünerek ve sorgulayarak geleceğe yürüdüğü, yetişkinlerin belleğini diri tuttuğu bir dünya gerek. Çünkü kitapların olmadığı yerde pencereler kapanır, ışık azalır, karanlık çoğalır. Oysa bizim ne ışıksız kalmaya ne de penceresiz yaşamaya tahammülümüz var.

Öyleyse kitaplarımızı, umutlarımızı ve özlemlerimizi yanımıza alarak kaldığımız yerden yola devam etmeliyiz. Biliyoruz ki yol uzun, mücadele çetin. Ama umut varsa yol da vardır, ışık da…

Ne ışıksız kalın ne penceresiz.

Hepimize yol açıklığıyla, rastgele!..


Hilmi Toy – 04.11.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑